Yazarlar
15.12.2011 - 02:30

İkinci yeni dış politika

Sitene Ekle
kgursel@milliyet.com.tr  |  Kadri Gürsel kgursel@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Ne derseniz deyin, ister “Arap Baharı”, ister “Arap devrimleri”, ister “Arap uyanışı”... Hepsine kabul. Çünkü bu ifadelerden birini kullanınca ötekini dışlamış olmuyoruz. Bunların hepsi, bir diğerini anlamca içeren, uzak ya da yakın, akraba kavramlar.
Her bahar bir uyanıştır, her uyanış bir devrimsellik içerir.
Yine de, bu “Arap fenomeni”ne, “bahar”, “uyanış”, “devrim” ya da “isyan” arasından hangisini ad olarak seçmek gerektiği hususundaki lüzumsuz tartışmalarla oyalanmak isteyenler bunu yapmak için önlerinde bol zaman bulacaklar. Çünkü bu fenomen daha uzun yıllar sürecek.
2011’in şu son 15 gününde, “Olmaz” denilenler bile olsa, fenomen yine de “yılın olayı”dır. Ve tabii ki 2011 ile sınırlı kalmayıp, “2010’lu yılların olayı” haline gelmeye namzettir. Bu arada Arap Dünyası kadar çevresini de değiştirip dönüştürecek. Ve belki de bir süre sonra “bahar”ın tek başına “Arap”lığı tartışılır hale gelecek.
Fenomenin Türkiye’yi daha şimdiden etkilediğini, mesela dış politikasını değiştirmeye zorladığını teslim etmek gerekiyor.
Bu değişim, Türk dış politikasının 2011 açısından özetidir aynı zamanda.
Türk dış politikasının “Arap Baharı’ndan önce”si ile “Arap Baharı’ndan sonra”sına bakınca ne görüyoruz?
Önceleri, bağlantısızmış gibi hareket eden, Ortadoğu’da “yalnız oyuncu” görüntüsü verirken Batı’dan uzaklaşan bir Türkiye vardı. Ankara’nın sürdürülebilirliği olmayan bu tutumdan nihayet “U dönüşü”ne geçtiği, 2010 Kasım’ındaki NATO zirvesinde “Füze Savunma Sistemi”nin radar unsurlarının Türkiye’de konuşlanmasına zımnen onay vermesiyle görüldü.
Arap Baharı, Türkiye’ye ittifakların önemini ve işlevselliğini bir kez daha hatırlattı. Depremsel altüst oluşun meydan okumalarını, değil bölgenin, isterse “dünyanın merkezi” olma iddiasında olsun, bir ülkenin tek başına göğüslemesi imkânsızdı.
Türkiye’nin ABD başta olmak üzere Batılı müttefikleriyle gözlemlenen “yeniden hizalanması”, Arap Baharı’ndan sonra, özellikle de isyanın Suriye’ye sıçramasının ardından belirginlik kazandı.
Bu değişimin AKP iktidarına geri dönüşü, “Türkiye modeli” ve Başbakan Erdoğan’ın sahne ışıkları altında yeniden parlatılması oldu.
AKP dış politikasının Türkiye için “yeni” olarak nitelenmesine vesile olan bazı temel kavram ve öğeler, mesela “komşularla sıfır sorun”un mazide kaldığı gerçeği, “Arap Baharı”yla birlikte artık körler tarafından bile inkâr edilemez hale geldi. Gelecekte “yeni sıfır sorun” diye bir politikadan söz edilecekse ki böylesi tercih edilir, bu artık komşularda kurulacak yeni rejimlerin halklarıyla ve uluslararası sistemle sorunlu olmamalarına bağlı.
“Eski yeni Türk dış politikası”nın marazi afra tafralarından bir kısmı, mesela “düzen (eksen) kurucu ülke Türkiye” havalanması, Arap Baharı’nın rüzgârında uçup gitse de, kibrin bazı diğer halleri farklı kılıklarda aramızda dolaşmaya devam ediyor.
Örneğin, ılımlı İslamcı Sünni Arap hareketlerine ve onların kurmaya namzet olduğu rejimlere liderlik etme sevdası...    
Sevda iddiaya dönüşür ve sadece iç politikada kullanılmakla kalmaz ve dahası, Türkiye’nin Batılı müttefikleri tarafından da ciddiye alınırsa, AKP dış politikası dünyanın gözünde gerçek bir ideolojik liderlik sınavıyla karşı karşıya kalacaktır.
Mağrip’te ve belki öngörülebilir gelecekte Suriye’de söz sahibi olacak Sünni İslamcı akımların dünya sistemiyle barışık ve sorumlu aktörlere dönüşmeleri için AKP, pasif ilham kaynağı teşkil etmenin ötesinde aktif bir rol oynamaya soyunursa, girdiği yükün altından kalkabilir mi?
Mesela Mağrip’te laikliği övmek, bu yönde okkalı bir teşebbüstü.
Önümüzdeki dönemde gelişmeleri bu mikyastan da izleyeceğiz.
2011’de AKP Türkiye’si modern Türkiye’nin bugüne kadar hiç yapmadığı bir işi yaptı ve komşu bir ülkede rejim değişikliğini alenen desteklemeye, yani komşunun iç işlerine doğrudan müdahale etmeye başladı.
Mamafih Türkiye bu işi “yalnız süvari” olarak değil, Batılı müttefikleriyle koordineli biçimde yapmaya gayret ediyor.
Suriye’deki isyan bir Nusayri-Sünni iç savaşına dönüşürse, Türkiye’nin Sünnilere sağladığı, bilemediğimiz boyutlarının da olması muhtemel bu destek, “mezhepçi dış politika” algısı yaratmaz mı? Risk budur.
2011’de Türkiye’nin “Tahran-Şam” ekseniyle girdiği “soğuk savaş” nihayet “eksen kayması” dedikodularını çöpe gönderdi. Diğer bir etkisi de eylüldeki kısa süren “patlama” hariç tutulursa, İsrail’le “soğuk savaş”ın tonunun düşürülmesi oldu.
Arap Baharı AKP dış politikasını gerçekçi, sorumlu ve dengeci olmaya zorluyor.

Yazarlarda Ara
Bul
Hangisi "Misak-ı Milli" ifadesinin Türkçe karşılığıdır?
©Copyright 2011 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.