Gündem
08.01.2013 - 02:30 | Son Güncelleme: 08.01.2013-2:30

İklim değişti mertlik bozuldu!

Küresel iklim değişiminin ve çevre kirliliğinin en çarpıcı etkilerinden birisi insan üreme sağlığının her geçen gün hızla bozulması... Dünya Sağlık Örgütü’nün 2011 yılı raporuna göre 100 yıl önce mililitrede sperm sayısı 110 milyonken bu sayı günümüzde 15 milyona düştü. Aynı etkenler erkeklerde testosteron (erkeklik hormonu) düzeylerinin düşmesine ve östrojen (kadınlık hormonu) düzeylerinin artmasına sebep oluyor

Sitene Ekle

DÜNYAYI NASIL BU HALE GETİRDİK?/Biyolog Dr. Barbaros Çetin
Dokuz Eylül Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Başkanı

SUNUŞ

4.5 milyar yıllık yaşam tarihinde dünyamızın biyosistemi, işgalci bir canlı türünün, insanoğlunun faaliyetleri sonucu son 30 yılda hızla yok olmaya başladı. Dünya nüfusu 1830’da 1 milyarken, 2012’de ise 7 milyarı geçti. İnsan popülasyonu 200 yıldan az bir sürede 7 kat arttı.
İnsan faktörünün olmadığı dönemde Dünyamız daha önce 5 kez kitlesel yok oluş yaşamıştır. Sonuncusu 5. kitlesel yok oluş süreci bundan 65 milyon yıl önce bir gök taşının Dünya’ya çarpması sonucu dinozorları yok etmiştir. Görünen o ki insanlığın başlatmış olduğu bu ekolojik yıkım, diğer bir değişle “6. Yokoluş Süreci” önceki yok oluşlardan çok daha büyük olacak. 4.5 milyar yıllık zaman diliminin sadece son 200 yıllık döneminde her şeyi alt üst etmeyi başardık.
Biz biyologların uzun zamandır uyarmasına rağmen, ancak felaket başlayınca; seller şehirleri yutmaya, ani soğuklar ve sıcaklar can almaya, havanın suyun kirlenmesi insanları etkilemeye başlayınca “geç olsa da” toplum durumun ciddiyetini anlamaya başladı. Bir arada yaşatmak zorunda olduğumuz iki kavram “ekoloji ve ekonomi” arasında yanlış bir seçim yaptık ve ekonomik çıkarlar uğruna ekolojiyi göz ardı ettik. Oysa artık öyle bir noktaya geldik ki, ekolojik çöküş ekonomilerin de çökmesine sebep olmaya başladı.
Biyolog gözüyle yazmış olduğum bu yazı dizisinde; “Üreme Sağlığımızın Bozulması”, “Kyoto Protokolü’nün gelmiş olduğu hazin nokta”, “Bitkilerin ve Hayvanların Yaşam Saatinin Bozulması”,“Buzullar ve Okyanusların Yaşamsal Önemi”,“Ekoloji mi Ekonomi mi?”,“Başımızın belası nükleer”, “Doğa’nın yaşam suyunu çalan Hes’ler”, “Tehlikesi her geçen gün büyüyen kene kökenli hastalıklar” temalarını ele almaya çalıştım. En son bölümdeyse kesin çözüm olmasa da çöküşü yavaşlatmanın yolu olarak düşündüğüm yeni bir kavram önerdim : Mundi-lentus (Yavaş dünya).
Yaşam her şeye rağmen güzeldir, daha da güzelleştirmek elimizde, her şey sevgiyle yaşar.

Küresel iklim değişiminin ve çevresel kirlenmenin en çarpıcı etkilerinden birisi de insan üreme sağlığının her geçen gün hızla bozulması. Nitekim Dünya Sağlık Örgütü’nün 2011 yılı raporuna göre 100 yıl önce mililitrede sperm sayısı 110 milyonken bu sayı günümüzde 15 milyona düştü. Oysa sağlıklı bir döllenme için gereken sperm sayısı için kabul edilen minimum rakam 20 milyon. Aynı zamanda spermlerin şekilleri ve hareket kabiliyetleri de döllenmeyi doğrudan etkileyen en önemli unsurlardan. Yine DSÖ raporuna göre, spermlerin hareketlilik oranları da yüzde 61’den yüzde 40 seviyesine gerilemiş durumda. Son yapılan araştırmaların en dikkat çekici noktalarından birisi de 18-25 yaş aralığındaki her beş erkekten birinin anormal spermler üretiyor olması.
Testislerin vücut dışında bulunma sebebi düzgün spermlerin üretilebilmesi için gereken sıcaklığın vücut sıcaklığından bir, bir buçuk derece daha düşük olması. Ancak küresel ısınma nedeniyle vücudumuzun geliştirmiş olduğu bu adaptasyon işlevsiz kalacak ve sperm üretimi doğrudan sıcaklık etkisiyle de sekteye uğrayacak. Diğer taraftan sürekli maruz kaldığımız elektromanyetik ve radyoaktif dalgalar, koruyucu kimyasallar içeren hazır gıdalar ve içecekler, sigara kulanımı, boya maddelerinde kullanılan çözücü ve uçucu sıvılar, ağır metallere maruz kalmak, tarımda kullanılan böcek ilaçları, yoğun hava kirliliği ve vücudun doğal kimyasını bozan stres gibi unsurlarda sperm üretimini dolayısıyla da üreme sağlığımızı tehlikeli boyutlarda etkiliyor. Özellikle başta kömür madenlerinde ve nükleer tesislerde çalışan işçilerde sperm kalitesindeki bozukluklara daha sık rastlanıyor.
Çevresel etkilerden kadınların üreme sağlığı da etkileniyor, yumurtalıkla ilgili sorun yaşayan kadın sayısı her geçen gün katlanıyor.  Diğer bir nokta ise katkılı gıdalar (endokrin bozucular) nedeniyle kız çocuklarının son yıllarda ergenliğe çok küçük yaşlarda girmeleri.

Erken doğumlar oluyor
Hızla artan nüfusun beraberinde getirmiş olduğu stres ve sağlıksız beslenme kadınların hassas hamilelik dönemlerinin de oldukça sorunlu geçmesine sebep oluyor. Prematüre, gelişimini tamamlamamış bebeğin erken şekilde dünyaya gelmesidir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada prematüre doğum oranları sürekli artıyor. Örneğin 184 ülkeyi içeren 2010 yılı verilerine göre dünyada prematüre doğum oranlarının yüzdesi yüzde 5 ile yüzde 18 arasında değişiyor. Türkiye’de ise aynı yıl yüzde 11.97’lik bir oran tespit ediliyor. Türkiye’de her yıl 150-170 bin prematüre bebek dünyaya geliyor.

Erkekler kadınlaşıyor!
Tarımda kullanılan kimyasallar, yediğimiz besinlerdeki ağır metaller, yoğun hormon kullanımıyla üretilen etler ve vücudumuzda kullandığımız sağlıksız her çeşit kozmetik erkeklerde testosteron (erkeklik hormonu) düzeylerinin düşmesine ve östrojen (kadınlık hormonu) düzeylerinin artmasına sebep oluyor. Tıp çevreleri özellikle erkek çocuklarda beslenme kaynaklı meme büyümesi vakalarında artış olduğuna dikkat çekiyorlar.

Tüp Bebek sayısı arttı

Üreme sağlığının dünyada ve Türkiye’de
ne kadar hızlı bozulduğunu Tüp Bebek merkezlerinin ve bu merkezlere başvuran hasta sayısının artışına bakarak da görmek mümkün.
Son dört yılda sorun yaşayan çift sayısında yaşanan artış, 2007’de 62 olan tüp bebek merkezlerinin sayısının 120’ye, yıllık tedavi gören çift sayısının da 20 binden 40 bine çıkmasına sebep oldu. Doğal yaşam içerisinde en sağlıklı spermin diğer spermleri geride bırakarak döllenmeyi sağladığı biliniyor. Oysa tüp bebek teknolojisinde seçilim tamamen yapay olarak insan tarafından gerçekleştiriliyor. Bu da sağlıklı gelecek nesiller önünde ciddi bir tehdit oluşturuyor.
Bu olumsuzluklar sadece sperm ve yumurta üretimi ve döllenme sorunlarından ibaret değildir. Aynı zamanda vücut sağlığımızın sürekli bozulması ve stresli yaşam koşulları nedeniyle sağlıklı cinsel yaşam yaşayabilen çift sayısı da sürekli azalıyor.

Caretta Caretta dahi etkilendi

Ülkemizden çarpıcı bir örnek ise yeryüzünde 110 milyon yıldır nesillerini başarıyla devam ettirebilen Caretta Caretta’ların (iribaş kaplumbağa) küresel iklim değişiminin etkisiyle milyonlarca yıldır Türkiye’nin Akdeniz kıyılarındaki yaşam alanlarına bir yenisini eklemeleridir. Akdeniz bölgesine oranla daha serin olan İzmir’in kuzeyindeki Dikili ilçesi sahillerine geçtiğimiz yıl yumurta bıraktıkları ilk defa tarafımdan tespit edilip dünyaya duyurulmuştu. Yumurtadan çıkan Caretta’ların cinsiyetini belirleyen kumul sıcaklığıdır.
29 derecenin altında olursa erkek bireyler, üzerinde olursa dişi bireyler olarak gelişmelerini tamamlarlar. Nitekim Akdeniz’de son yıllarda yapılan araştırmalarda çıkan yavruların büyük bir kısmı yuva sıcaklıklarının yüksek olması nedeniyle dişi olarak tespit edilmiştir. Neslinin devamını güvence altına alabilmek için Caretta’lar daha kuzeye Dikili’ye yumurtlamak zorunda kaldılar. Caretta’lar bu sayede popülasyonlarını dengede tutmayı başarıyor, peki iklim değişiminin beraberinde getirdiği açlık ve işsizlik sonucu göç etmek zorunda kalan ekolojik mülteciler yeryüzünde yaşamlarını devam ettirebilecek alanları daha ne kadar süreyle bulabilecekler!

 

Canlıların üreme sağlığı tehlikede

İnsanlığın doğaya verdiği tahribat sadece kendi üreme sağlığını değil tüm canlıların üreme sağlığını tehdit eder boyuta gelmiştir. Örneğin Kanada’da yapılan bir bilimsel araştırmada ormanlardaki nehirlerde yaşayan erkek somon balıklarının dişileşmesi ve son yıllarda popülasyon dengesinin bu yönde bozulduğunun tespit edildiği belirtilmiş. Yapılan detaylı çalışmanın sonucunda kentsel alanlarda yoğun olarak kullanılan doğum kontrol haplarının kalıntılarının kanalizasyon vasıtasıyla nehirlere ulaştığı ve bu cinsiyet anormalliğinin sebebi olduğu anlaşıldı. 2006 yılında İngiltere’de yapılan bir diğer araştırma ise nehirlerdeki erkek balıkların yüzde 33’ünün suya karışan kadınlık hormonu östrojen ve benzer etkileri gösterebilen bazı endüstriyel atıklar yüzünden dişileştiğini gösterdi.

Dünya besin zincirinin çöküşü

İnsanoğlu açgözlülüğü sebebiyle bitkilerin genetik yapısıyla oynamaya başlayarak üreme açısından verimsiz, biyoçeşitliliğe aykırı doğal olmayan mutant bitkiler oluşturmaya başlamış durumda. Namı diğer GDO. GDO’lu ürünlerin yetiştirildiği tarlalardan kaçan polenler doğal bitkileri etkiliyor ve onların da verimsiz tohumlar veren mutantlara dönüşmesine ve üreyememesine sebep oluyor.
Ayrıca bitki ve hayvan türlerinin binlerce yıldır elde ettikleri adaptasyon ve çevreye uyum gibi özelliklerini bu yapay müdahalelerle yok ediyoruz. Bu durum o canlıların nesillerini bozuyor ve gelecekte türlerini devam ettirememesine sebep olacak. Dünya besin zincirinin çöküşü bu etki nedeniyle daha da hızlanacak. Bu olaylar zinciri hızla artan insan nüfusunda daha ciddi beslenme sorunlarının ortaya çıkmasına, devamında mecburi kitlesel göçlere ve hatta açlık savaşlarına sebep olacaktır.
Ağaç artık dallarından değil köklerinden çürüyor!

 

YARIN: Kyoto Protokolü’nün gelmiş olduğu hazin nokta!



 


Aradığınız
Evi Hemen
Bulun!
araDetaylı Ara
En Çok Konuşulan Haberler
    Çevreyle uyumsuz, toplumla irtibatsız olanlara ne denir?
    ©Copyright 2017 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.
    İlginizi ÇekebilirX