Sözler olmadan iki şekilde iletişim kurarız. Birincisi beden hareketleriyle yani yüz ifadeleri, el kol hareketleri ve duruşla, ikincisi ise sosyal alan diliyle mesela diğer kişilerle aramıza koyduğumuz uzaklıkla. 
 
Bir iletinin etkisinin yarısından fazlası beden hareketlerinden gelir. Sonra ses ve daha sonra sözcükler önemlidir.
 
Beden iletişimi, büyük oranda öğrenilen bir durumdur. El kol hareketleri bir nesilden diğerine geçer. Çoğu el kol hareketi belli bir yaş grubuna aittir, bazıları belirli bir kültüre ya da bölgeye aittir. Bazı hareketler ise evrenseldir. 
 
Sosyal alan dili, alanımızı kullanma şeklimizle ilettiklerimizdir. Konuştuğumuz kişiden ne kadar uzakta durduğumuz, evimizdeki eşyaları nasıl yerleştirdiğimiz gibi sözsüz ifadelerdir. 
 
Etkileşimde olan iki insan arasındaki uzaklık ne kadar fazlaysa ilişkileri o kadar uzak demektir.
 
Konuşmanın sözel olmayan öğeleri yani sesin şiddeti, ritmi vs. ile farkında olmadan duygularımızı ve düşüncelerimizi ele veririz. Ne söylediğimizden çok, onu nasıl söylediğimiz, bizim kim olduğumuz ve hissettiklerimizle ilgili çok fazla şey ortaya çıkarır. 
Vurgularımızı değiştirdiğimizde cümlelerin anlamları değişebilir. Yoğun mutluluk, kızgınlık ve korku hisleri sesimizin yükselmesine neden olur. Sıkıntılı hissettiğimizde, yorgun veya sakin olduğumuzda ise sesimiz alçalır. 
 
Çok hızlı konuşmak, dinleyiciyi gerginleştirebilir. Yavaş konuşan kişi içten, düşünceli ve ilgili görünebilir. 
 
Çoğunlukla, hızlı konuşanlar ve yavaş konuşanlar birbirleriyle konuşurken kendilerini rahatsız hissederler. 
 
Yumuşak ses çoğunlukla güvenilirliğin, ilginin ve anlayışlılığın göstergesi olarak algılanır. 
 
Fısıltı, özel bir yakınlığı ima edebilir. Fısıltı aynı zamanda üzüntü, korku ya da merak ve korkuyla karışık saygıyı da ifade edebilir. 
 
Uzman Psikolog 
Yasemin Aydoğdu
www.yaseminaydogdu.com.tr