Önemli bir ilişkinin bitmesinin ardından yaşanan acı ve kayıp duygusu sürecin doğal bir parçasıdır ve bu süreçte kişi, sevilen kişinin kaybına ilişkin “yas”ını yaşamalıdır. Çünkü, sağlıklı bir şekilde tamamlanan yas süreci, kayıp yaşantısının ardından kişinin yaşamının yeniden yapılanmasına ve doğal dengesine dönmesine imkan tanıyan bir süreçtir. Bu süreçte, sıklıkla kişilerin düştüğü hata, “çivi çiviyi söker” mantığı ile sırf o kişiyi unutabilmek veya yaşadığı acı ile başa çıkabilmek için kişi için önemi olmayan, günü birlik ilişkiler yaşamaktır. Bu durum, kişinin acısını dindirmeyeceği gibi suçluluk, pişmanlık gibi ekstra negatif duyguların yaşanmasına, daha da ötesinde kişinin dürtüsel bir şekilde kendine zarar verebilecek ilişki ağları içersine girmesine neden olabilir.

Genel olarak bakıldığında, kişi için önemli bir ilişkinin bitmesi, kadın-erkek farkı olmaksızın, ilişkinin kişi için anlamına ve yaşanan ayrılığın şekline göre değişen yoğunlukta yas tepkilerine neden olabilmektedir. Bununla birlikte, kadınların bu süreçte daha çok duygularını gösterdikleri ve başkalarıyla paylaştıkları, erkeklerin ise, daha çok kendi içlerine kapandıkları gözlenmektedir.

Ayrılıkta yas tepkileri, kişiden kişiye ve ilişkiden ilişkiye değişmekle beraber, genellikle ilişkinin bitiminden sonraki ilk birkaç haftada çok yoğundur. Bu ilk birkaç haftanın ardından, ayrılığa ilişkin acı, üzüntü, kızgınlık gibi negatif duyuların azalması, kişinin yavaş yavaş normal yaşamına dönmesi, işlevselliğin artması ve sosyal rolleri ile denge kurarak, en çok 6 ay-1 yıl içerisinde yeni ve sağlıklı ilişkilerle hayatına devam etmesi beklenir. Bu sürecin uzadığı, kişinin ilişkisel kaybın yarattığı acının tamir edilemediği ve işlevselliğin kaybolduğu durumlarda “patolojik yas” kavramından bahsedilebilir. Depresyon ve kaygı bozuklukları, bu süreçte sıklıkla gözlenen psikolojik bozukluklar içerisindedir. Depresyon ve kaygı bozukluklarının yanı sıra, bu süreçte, alkol/madde kötüye kullanımı, takıntılı bir şekilde terk eden kişi ile ilgili sürekli bir zihinsel meşguliyet hali ve kendine zarar verici ilişki ve eylemler içerisinde bulunma gibi kişinin psikolojik sağlığını olumsuz yönde etkilen uyum bozucu zihinsel ve davranışsal örüntülere de sıklıkla rastlanmaktadır.

Terk edilmişliğin yarattığı olumsuz duygu durumun üstesinden gelebilmek için, yas sürecinin sağlıklı bir şekilde yaşanması ve tamamlanması gerekmektedir. Kayıp ve yas denilince aklımıza direk olarak kayıpların en büyüğü ölüm gelir. Ancak, ayrılık ta bir kayıptır ve tıpkı ölümde olduğu gibi kaybın ardından bir yas süreci başlar. Ölümün ardından verdiğimiz tepkilerle ayrılık ardından verdiğimiz tepkiler bazı noktalarda birbirinden farklılık gösterse de (ayrılıklarda karşımızdakinin hayatta olduğunu ve tekrar onu görebileceğimizi bilsek dahi), yaşanan süreç aşağı yukarı aynıdır. Her birey yas sürecini farklı şekillerde yaşar ancak genel olarak baktığımızda hepimiz 5 ana aşamadan geçeriz. Elizabeth Kubler-Ross’in çalışmalarına göre yas sürecinin ilk evresi 5 asamadan oluşmakta ve kayıplar ardından bu süreci yaşamak hem durumla başa çıkabilmemiz, hem de ilişkiye bir kapanış yapabilmemiz açısından büyük önem taşımaktadır. Yas sürecinin ilk aşaması 5 adımdan oluşan kriz evresidir

1) İnkar: “Hayır, bu bana oluyor olamaz”

Yas sürecinin adımları, zaman zaman duruma bağlı olarak yer değiştirse de, sürecin başlangıcı çoğunlukla inkardir. İnkar ilişki içinde de yaşanabilen bir durumdur. İlişkide birşeylerin yolunda gitmediğini hissettiğimiz noktalarda da devreye giren, olan biteni inkar etme, yaşanılan durumu kabullenememe sürecidir. İlişkinin kötü gittiği zamanlarda bunun geçici bir dönem olduğunu düşünmek, problemlerin nedenleri sormamak veya üzerinde konuşmamak, sadece bekleyip geçmesini ummak, ilişki içinde yaşadığımız inkara örnektir. Aldatıldığından şüphelenen biri bunu karşısındakine sormuyor, ve bu konu hakkında konuşmak istemiyorsa, muhtemelen alacağı cevaptan korkmakta, ve bu cevaptan sonra ilişki durumuyla nasıl başa çıkacağını ya da ne yapacağını bilememektedir. Bu örnekte olduğu gibi inkar sadece ayrılık sürecinde değil, ilişkinin içinde de yaşanan bir durum olabilir.

İlişkimizin bittiğini kabul edememizin çeşitli nedenleri vardır. Bazen ilişkiler sıkıntılı zamanlardan geçer ve biraz zaman geçmeden, gerçekten bitip bitmedigini anlayamayabiliriz. Bazen de ilişkimizde bazı şeylerin değişmesi gerektigini itiraf etmekten korkar, bu nedenle problemleri olabildiğince görmezden gelmeye çalışırız.

Kişiler ilişkileri noktalandıktan sonra dahi bir süre inkar durumu devam ettirebilir. Bu çiftlerin halen konuştuğu ve işleri yoluna koymak icin çaba sarfettikleri ya da konuşmadıkları halde zihinlerinde partnerlerinin arayacaği ve ilişkinin yoluna gireceğiyle ilgili beklentileri içeren bir dönemdir. Yas süreci boyunca, özellikle eski partnerimizle iletişim halindeysek, inkar evresinden tekrar tekrar geçebiliriz. Yas sürecinin ilerleyen aşamalarında “inkar” durumu zaman zaman yaşanabilse de, en yoğun olarak ayrılığın ilk döneminde hissedilmektedir.

2) Öfke: ''Neden Ben?''

Bir ilişkinin bitimi ardından yasanan yas sürecini işleyebilmemiz, ve bununla baş edebilmemiz için, öfke döneminden geçmemiz ve bununla halleşebilmemiz önemlidir. Çoğu kişi kendilerine ya da başkalarına öfke duymaktan korktukları için, sürecin bu bölümünü yaşamayı reddeder. Öfkenizi yaşamayı engellemek, iyileşmenin önüne koyduğunuz bir taştır. Bu taşı kaldırmamak, hislerinizi sağlıklı bir şekilde tamamlayamamanıza ve hayatınıza devam edememenize yol açabilir. Bu nedenle, ayrılıkla ilgili hissettiğiniz öfkeyi (kendinize, partnerinize veya başkalarına) yaşayabilmeniz ve bunu açığa çıkarmanız, ayrılıkla ilgili yaşadığınız acıyı ve yıkımı atlatmanıza yardımcı olacaktır.

Eğer kime öfkeli olduğunuzu bilmiyorsanız, durup bunu düşünmek için kendinize izin verin. Partnerinize, ilişkinin içinde yolunda gitmeyen veya ondan yapmasın istediğiniz fakat onun yapmadığı şeyler için öfkeli olabilirsiniz. İlişki içinde yapmış olduğunuzu düşündüğünüz hatalar nedeniyle kendinize öfkeli olabilirsiniz. Hayata, evrene ya da Tanrı’ya, eskiden yaşadığınız güzel günlerin artık geride kaldığını düşündüğünüz için öfke duyabilirsiniz. Eski ilişkilerinize, ailenize, arkadaşlarınıza, ilişkinin bitiminde oynadıklarını düşündüğünüz herhangi bir rolden dolayı kızgın ya da kırgın olabilirsiniz.

Duyduğunuz bu öfke sizin icin ürkütücü bir his olabilir, fakat unutmamak gerekir ki bu doğal yas sürecinin bir parçasıdır, ve bu dönemin tamamlanması gerekmektedir. Önemli olan öfkeyi hissetmemek değil, bununla başa çıkabilmek icin güvenli ve akılcı yollar seçmektir. Öfkenizi kendinize ya da başkalarına zarar verici bir biçimde yaşamak, sizi daha da çıkmaza sokabilir. Öfkenizi ifade edebileceğiniz başka yollar bulmak (sanatla uğraşmak, günlük tutmak, öfkeli olduğunuz kişiye göndermeyeceğiniz mektuplar yazmak, bir terapistle görüşmek), bu duygunun size ve başkalarına zarar vermeden yaşanmasına izin verir. Unutmayın, bastırdığınız öfke birgün geri gelip sizi beklemediğiniz bir anda bulabilir.

3) Pazarlık Yapmak: “Eğer sen şunu yaparsan, ben de bunu yaparım”

Yas sürecinin bir diğer aşaması da pazarlık dönemidir. İlişkinin ardından, ilişkiyi geri kazanabilmek için partnerimizle, kendimizle ve hatta Tanrı’yla pazarlık yapma aşamasına geçeriz. Bu aşama genellikle yas sürecinin 3. asamasıdır, fakat inkar sürecinden cikmaya ve iliskimizi toplarlamaya çalışırken, öfke sürecinden önce de yaşanılabilir.

Bu aşamada bireyler, ilişkinin tekrar başlayabilmesi, ya da yaşadıkları acının dinmesi için çeşitli fedakarlıklar ve anlaşmalar yapmaya hazırdır. Mesela çiftler birbirlerinden uzak yaşıyorsa ve ilişki bu nedenle bitmişse, partnerler birbirlerine uzaktan ilişki yasamayı deneyebileceklerini söyleyebilirler. Bu süreçte partnerimize “eğer sen bunu yaparsan, ben de bunu yapabilirim ve bu ilişkiyi kurtarabiliriz”, ya da “senin rahatsız olduğun özelliklerimi değiştirerek daha iyi bir sevgili/eş olacağım” diyerek ilişkinin tekrar başlamasını sağlamaya çalışabiliriz.

Bazı durumlarda pazarlık yapmak ilişkinin kurtarılmasına da yardımcı olabilir. Bu süreçte, partnerimiz ve kendimizle uzlaşmaya varmak adına yapıcı çözümler bulabilir ve bunları uygulayabilirsek, ilişkiye yeniden daha sağlam bir şekilde başlayabiliriz. Fakat çoğu zaman bunun ilişkimizin bitimiyle yaşadığımız duygularla başa çıkma yollarımızdan biri olduğunu ve yas sürecinin bir adımını oluşturduğunu unutmamalıyız.

4) Depresyon: “Yaşananlar gerçek”

İnkar, öfke ve pazarlık süreçlerini yaşayıp, ilişkimizin bitmiş olduğunu kabullenmeye başladığımız noktada, yaşadığımız kayıpla ilgili kendimizi depresif, çaresiz, güçsüz ve üzgün hissetmeye baslarız. Bu dönemde bizi eski partnerimiz kadar mutlu edecek kimsenin hayatımıza giremeyeceğini, kimseyi onu sevdiğimiz kadar ve onu sevdiğimiz gibi sevemeyeceğimizi düşünürüz. O kişiyle birlikteyken yaşadığımız mutluluğu, yalnızken asla yakalayamayacağımızı, hayatımızın asla eskisi gibi olmayacağınız hissederiz.

Depresyon evresinde önemli olan şey kendimize iyi bakıyor olmamızdır. Bu süreçte duygusal olarak yıprandığımız için uykumuza, beslenmemize, egzersiz yapmaya ve sağlığımıza özen göstermeliyiz. Bu dönemde bize destek olacak aile bireylerine ve arkadaşlara ihtiyaç duyarız. Bizi seven ve bize değer veren kişilerle vakit geçirmek, bu süreçle daha rahat ve çabuk başa çıkabilmemize yardımcı olur. İçimizden gelmese dahi, kendimizi zorlamalı ve dikkatimizi ve enerjimizi ilgimizi çeken aktivitelere yönlendirmeliyiz. Arkadaşlarımızla dışarı çıkmak, spor yapmak, hobilerimize eğilmek, yürüyüşe çıkmak, bu süreçte kendimizi eve kapatmaktan ya da çevreyle ilişkimizi kesmekten çok daha fazla işe yarayacaktır.

Bütün bunları uygulasak bile, bu süreçte önemli olan şey duygularımızı kabullenebilmek, anlamak ve paylaşmaktır. Eğer ağlamamız gerekiyorsa ağlamalı, yaşadığımız üzüntüyü başkalarıyla paylaşmak istiyorsak paylaşmalıyız. Bu aşamanın ne kadar süreceğini, yaşadığımız üzüntünün ne zaman geçeceğini önceden kestiremeyiz. Ancak bildiğimiz ve unutmamamız gereken önemli birşey var: Üzüntü de bir duygudur ve hiçbir duygu sonsuza kadar aynı şiddetiyle kalamaz. Her duygunun etkinliği ve yoğunluğu zaman içinde azalarak kaybolur. Yaşadığınız depresyon ve üzüntü de sonsuza kadar sürmeyecektir. Tıpkı sonsuza kadar öfkeli kalamayacağınız gibi, sonsuza kadar üzgün de kalamazsınız. İlişkinin bitimine dair hissettiğimiz üzüntü ve depresyon da, diğer üç adımda olduğu gibi doğal yas sürecinin bir parçasıdır ve yaşanmasına izin verilmelidir.

5) Kabullenme:“Olan buydu”

Her ne kadar ilk ayrıldığımızda asla bu evreye gelebileceğimizi düşünmesek de, zaman içinde ayrılığı kabullendiğimiz ve hayatımıza devam edebildiğimiz bir dönem gelecektir. Yukarıda belirttiğimiz aşamalar arasında ne kadar gidip gelirsek gelelim, sonunda bu aşamalarla halleşip, kabullenme sürecine gececeğimiz bir zaman gelir. Kabullenme sürecinde ilişkiniz, partneriniz ve ilişkinin bitimiyle ilgili eskiden sizi öfkelendiren ya da üzen olaylar (eski partnerinizle veya onun arkadaşlarıyla karşılaşmak gibi) artık sizi etkilememeye başlar. Bu süreçte artık olanları değiştirmeye ve ilişkimizi geri kazanmaya çabalamaz, kendimizi ya da eski partnerimizi suçlamaktan vazgeçer, ve ayrılık durumunu kabullenmeye başlarız. Yaşananların geçmişte kaldığını idrak eder, her zorlu sürecin sonunda olduğunu gibi, bu bitişin ardından da öğrendigimiz birçok sey olduğunu, ve bunun bize kattıklarını anlamaya başlarız.

Ayrılık sürecinin başlarında her ne kadar “kabullenme” durumuna asla ulaşamayacağımızı düşünsek de, eğer yas sürecinin zorlu adımlarını geçebilir, ve yaşadığımız inkar, öfke, üzüntü, hayalkırıklığı gibi duyguları kabullenip, bunlarla basa çıkmayı öğrenirsek, kabullenme aşamasına gelip, yas sürecimizi sağlıklı bir şekilde tamamlayabiliriz.

Kriz evresini tamamladığımızda asıl önemli olan evreye adım atmış oluruz: İlişkiyi anıya dönüştürebilmek. Bunu yapabilmemiz için ayrılığın yasını yaşamalı, bu esnada bize destek olacak, hislerimizi paylaşacak aile bireyleri ve dostlarımızdan yardım almalı ve bunun sadece geçici bir dönem olduğuna inanmalıyız. Ayrılık ardından gelen depresyon, uyku bozuklukları, aşırı kilo kaybı ya da alımı, kaygı, üzüntü, öfke gibi durumlar 6 aydan daha süre devam ederse ve kişi kendine ya da başkasına zarar verici davranışlarda bulunursa, bu süreçle ilgili psikolojik destek alması önerilmektedir.

Şüphesiz, ayrılık ömür boyu yası tutulacak bir süreç değildir ve ömür boyu tutulan “yas” da, yas değildir; ancak bu süreçte kişi yaşadığı acının sağlıklı bir şekilde tamir edilebilmesi için kendine zaman tanıması ve bu süreci geçiştirmeye çalışmaması gerekmektedir. Bu ayrılık sürecinin, geçiştirilmeden, doğal bir şekilde yaşanması, kişinin, gelecekte sağlıklı romantik ilişkiler kurabilmesi açısından oldukça önemlidir.

Instagram:instagram/volkanpelenk