Sosyal medya hayatımıza girdiğinden beri hepimiz online durumdayız. Anne çocuğuna yemek yedirirken anda olamıyor, dışarıda yemekte arkadaşlarla buluştuğumuzda, eşimizle akşam evimizde sohbet ederken anda olamıyoruz, çünkü sosyal medyadan vazgeçemiyoruz. Paylaşımlarımızı kimin beğendiğini, storyde kaç izlenme olduğunu, o sırada takipçilerimizin nerede olduğunu görmek bizim için daha önemli.  Sadece online olduğumuz zamanlar da olacak elbette ama sadece anda olmayı deneyimlediğinizde sosyal medyanın tadını daha çok alacaksınız. Paylaşımlarımızın “ben buyum” anlamına geldiğini biliyorsunuz. Konumlandırmanızı yaptıysanız sosyal medyada neyi, nasıl paylaşacağınızı da bilirsiniz.

Bir danışanım sosyal medya paylaşımları nedeniyle eleştiri aldığını, iş yerinde en az ücret artış oranının kendisinde olmasının nedeninin işverenin çok geziyorsun, senin paraya ihtiyacın yok yorumunun son nokta olduğunu söyledi. İncelediğimde danışanım konumlandırmasının çok dışında bir yaşamı fotoğraflıyor, belki hayal ettiğini postlarında kullanıyor. Bilinçli değil yaptığı… Ama sonuç ortada. Fotoğraftaki pozlar bile bambaşka yansıtıyor onu.

Sosyal medya paylaşımlarımızda konumlandırmamız paralelinde paylaşım yapmak ilişkiler için çok önemli. Son zamanlarda tanışmalar, yeni başlayan ilişkiler vaktimizin çoğunu geçirdiğimiz sosyal medyada oluyor. Erkek kadına onu çok beğendiğini söylüyor, kadın bir kahve içelim teklifine evet diyor. Beğenilmek, hatta onsuz olamamaya kadar giden güzel sözlerden çok etkileniyor, sonra kahve içiliyor. Evet kadın gerçekten inanıyor, profil düzgün, yalan söylemez inancı onu rahatlatıyor. Erkeğin kadına söylediği tüm güzel sözler o ana kadar geçerli, ancak uzun süreli ilişki istenmiyor. Bana gelen geri bildirimler erkeğin evli olduğu ya da birlikte olduğu kız arkadaşının olduğu yönünde… Erkek ya da kadın online olduğu zamanlarda beğenisini değerlendiriyor. Sonra bana ağlayarak telefon ediliyor, yine aynı, yine aynı, ben istediğim ilişkiyi hak etmiyor muyum deniyor.

Ne istediğini bilen, ne olduğunu bilen, yol haritasını çizmiş olanlar için, kendisini kişisel bir marka olarak görüp marka vaadini bilenler için sorun yok… Sorun ne yaptığını bilemeyenlerde…

Bu yaşananlar bize mutlaka bir şey söylüyor, dersimizi alamadıysak tekrar aynı tür olayı yaşamaktan kaçamayız. Bu bir kısır döngüdür.

Sosyal medyanın bizden aldıkları kadar bize kattıklarını da söylememiz gerekiyor. Dünyadan haber almak, hobilerinizle ilgili bilgi almak, söylemek istediklerinizi paylaşmak çok güzel… Bağımlı olmak, onsuz olamamak ise bir anlamda hastalık. Bu konuda ilişkilerde, iş hayatında yaşadığı problemler nedeniyle son günlerde psikologlara başvuranların sayısının arttığı söyleniyor.

Sosyal medyada olalım, ancak sürekli online olarak değil, anline olmanın keyfini çıkaralım.