Geçen haftalarda ilişkilerde kadınları irdelemiştik biraz. E konu aşkta cinsiyetse, erkekler daha önemli bir alanı kaplıyor, irdelemeye doyamayız zira:)
Yeni yaşam düzeninde kadın ve erkeğin yaşam şekli değişince, dünya değişince, hatta kadın-erkek sayısal oranları bile değişince ilişkilere bakış açısı da değişti haliyle. Bu sebeple yeni yaşam düzenine göre erkeklerin birçoğu, “ilişki istemeyen” bir tavır içine girdi. Erkeklerin ilişki istemeyen hale gelişine ise “şimdiki erkekler” diye başlayan cümleler kuruluyor. Ama aslında “şimdiki erkekler” diye tarif etmekte yanlışlık var. Bunun nedenini şimdiki zamanın erkek modelinde değil, şimdiki zamanın düşünce kalıpları ve bakış açısı değişimlerinde bulmak gerekiyor. Hadi gelin bu detayları geçip, biraz daha eğlenceli bir seyahat yapalım ilişkisiz erkekler konusunda:
 
Erkeğin yaradılışında sahiplenme dürtüsünün olması şimdiki yaşam düzeyinde kaçış dürtüsünün kök noktası oldu. Bu yüzden ilişki demek, erkek için “sorumluluk” anlamı taşımaya başladı. Belki de tam da bu kök üzerine türlü türlü reaksiyon noktaları oluştu aslında.
 
Bir kesim erkekler, “ilişki sorumluluğu istenmeyenler” kategorimizde yer alıyor. Bu kesim erkekler, ilişkilerdeki rutinleri hayatında istemiyor. Bunların içinde en sıradan iletişim halleri bile var. Bu kesimdekiler, kendi kendilerine, bir kadına sürekli hesap vermek zorunda kalmak, sürekli ilgi göstermek, rutin buluşmalar, paylaşımların mali yükleniciliği, tatmin taşeronluğu ve hediye mekanizması gibi türlü zorunluluklar var edip bunları gözlerinde büyüterek isteksizleşiyorlar. Bu kesim için “sevgili” olmak evlenmek ile eş değerde neredeyse. İlginç olan bu ayrımı yapmayışları bana göre. Sadece güzel paylaşımların olduğu bir ilişkiyi, evlilikle eş değerde görüp “bekarlık sultanlıktır” algısına bürünüyorlar. Üstelik en büyük paradoksları ise bu düşünceyi karşılarındaki kadınlara biçiyor olmaları. Oysaki kadın dediğin, bir ilişkide paylaşım içinde olmak, sevmek ve sevilmek istiyor en başta. Kadın doğrudan “evlilik” düşüncesiyle başlamıyor ilişkiye. Bu türdeki bir erkek, flört ettiği kadının eline ipleri vermekten korkuyor ama kadın ise ip tutma peşinde değil aslında. Ama sorsanız bu tip erkeklere “kadın işi çok ciddiye alıyor”. Tam da bu türdeki erkekler durumu aşırı ciddiye alıp, aşırılaştırdığı işten bizzat kendileri kaçıyor. Rutin denklemi bozan bu tür erkekler, kendi yarattıkları fazlalığı karşı tarafa yükleyerek tüyüyor neredeyse. “Kendi tezatlıklarında debelensinler emi” diye kapatalım şimdilik;)
 
İlişki sorumluluğundan kaçanların kendi ruh halini çözebilmiş olan bir tür var ki, onlar da genel olarak “takılma” adı verilen “ilişkisiz ilişkililer”. Bu durumda etliye sütlüye dokunmayacağını düşünüyor. Bu ilişkisiz ilişkiye uyum sağlayacak kadınlar olsa da, çoğu kadın bunu sürdüremiyor. Bunun nedeni, kesin olarak belirtmeliyim ki kadınlar değil erkekler. Çünkü bu ayarı tutturmak erkek için o kadar önemli ki, iletişimi sıfır tutmaya çalışıp kendi bireysel özgürlüğünü sürdürmeye ve alanına müdahale ettirmemeye çalışıyor. Oysaki kadın zaten bu ilişkisiz ilişkiyi kabul etmiş ve buna göre de salt standart bir iletişim de olması gerekiyor. Nedeni ise insani saygı. İlişkisiz ilişkide, erkeğin bu sınır koruma hırsı ve adaptasyonu yüzünden erkek bencil görünmeye başlıyor. Bu bencillik ise kadının ruhunda kabul edilemez bir saygısızlık duygusuna dönüşüyor. Hatta “kullanılma” hissi baş gösteriyor. Bu tür erkekler, bilinçli takılma eylemine geçse bile eline yüzüne bulaştırıyor. Bir kadın, bu türden bir erkekle ne “takılabiliyor” ne de bu türdeki erkeğin yaptıklarına “takılamıyor”. Kadını da olmazlıklara sürükleyen bu tür için kuracağım cümle olsa olsa: Kadınlar en azından saygıya takılırsınız o yüzden bu erkeklerle ya takılmayın ya da takılmayın:) 
 
Bir kesim erkek ise "güçlü kadın sempatizanı ve korkağı" tezatlığında boğuşuyor. Bu kesim erkekler, güçlü kadınları seviyor, güçlü kadınlarla yan yana olmaktan güç alıyor, egosunu yükseltiyor ama flört hali ilişkiye evrilmeye yüz tutunca o yükselen ego birden tepetaklak oluyor. Beğendiği yerden korkuyor adeta. Bu durum, denizi çok sevip denize girmekten korkmak gibi bir abeslik taşıyor. Bu kesim erkekler, bir güçlü kadının ilgilisi kazanabildiği anda ego tatminini yaşıyor ama devam etmesi halinde bu ego tatmini sürmeyeceği için kaçıyor. Burada hem ego devrede hem de yetememe ihtimaliyle bürünmüş kaygılı kaçış devrede oluyor. Erkek bir yandan egosunu yukarıda tutmak hem de kadından hep daha iyi olmak adına çabalamak zorunda olduğunu bildiğinden, bu mücadeleyi vermekten kaçınıyor. Piştt güçlü kadınlar, bu türü gördüğünüzde onlara “güçlü kadının ilgisini kazanma tatmini” yaşatmayın emi, egoları hep yerlerde sürünsün:)
 
Diğer bir kesim ise “ıssız adamlar”. Bunların ıssızlığı, akvaryumdaki plastik süs gibidir. Suyun içinde güzel görünür de plastiktir işte. Bu tür, zamanın “ıssız adam” filminin yarattığı bir algıyla dejenere olmuştur. Görüntüye göre entelektüel ve bireysel yalnızlığı seçmiştir. Özgürlüğü önemlidir, kendi kendine olmayı seçiyordur. Hayat relaks, çabalar önemsiz, zaman tüketilmek için vardır. İlişkiler konusunda yorum bile yapmazlar. Bir ilişki vardır ya da yoktur, varsa da yoksa da önemi de yoktur. Ama işin aslı da böyle değildir. Bu kesimdekilerin büyük bir çoğunluğu “gizli melankoliktir”. Bu kesim erkeklerde, beyni irdelediğim yazılarda değindiğim üzere, otopilot bozulması olmuştur ve dopamin düşüktür. Bu kesimin otopilot zihin algısında, hayat manasız bir akıştadır. Gerçekte de çoğunlukla hayat tatminsizdir. Otopilotlarında onları mutlu edecek bir kod yoktur. Sorsanız “seni ne mutlu eder” diye, bir cevabı yoktur; olsa olsa “ben böyle iyiyim” der ve bu bir cevap da değildir. Bu kesimin acilen otopilot kodlamasını değiştirmesi ve mutlulukla denkleştireceği kodlar yaratıp dopaminle serotonin hormonlarını tetiklemeleri gerekiyor. Bu tür erkekleri kadınlar asla değiştiremezler. Varsa böyle bir çabanız, acilen o evden çıkıp köprüye doğru koşun:) Olmaz, başaramazsınız. Bir erkeğin davranışlarını değiştirebilirsiniz ama zihinsel kodlamalar dışardan mücadele ile değişmez. Kişinin bizzat kendisinin değiştirmesi ya da istemesi gerekir. Şöyle düşünün: adam hasta ve kış günü çıplak koşuyor sokakta, yapacak bir şey yok:) Bu kesim erkeklerin ıssızlığı kendi ürünü, melankolisi gerçeği, perdede imajinasyon yalanı ve bu kesim erkekler bir kadın içinde çok tercih edilmemesi gerekeni.
 
Ayrıştırarak tarifler bir yana, bir de total olarak erkeklerde en “nefret edilesi” algıdan bahsederek yazıma son vermeyi seçiyorum. Tamam, kadınlar “altyazı” yazmakta çılgınlar ama siz erkekler de bu kadar “sessiz film” moduna neden giriyorsunuz, dublajı bile siliyorsunuz resmen. Günümüzden bir örnekle anlatalım. Bir erkek bir kadını bir mekanda ya da sosyal medyada görüyor, beğeniyor, iletişim kuruyor. Neyse hızlı geçelim, buluşma gerçekleşiyor. Erkek kadına övgüler yapıyor, mesajlar atıyor ve dışarıda dolaşırken ya da eve giderken elini tutuyor ve dahi kimisinde birlikte sarılarak uyuyor. Ertesi gün ise piyasada ilişki yok. Erkeğe göre, bu konuşulmadı ve bir söz de vermedi. Sorsanız “çıkma teklifi de neymiş, ne saçma” ama “E ilişkideyiz” deseniz, öyle konuşmaların geçmediğini savunur tüm manasızlığıyla. Bir danışanım ıssız adam kategorisindeydi. Bu konuları tartıştığımızda bana “sabah uyandığımda bir kadının bana ‘şimdi biz neyiz’ bakışını atmasından rahatsız oluyorum” demişti. İlk anda şaşkınlıktan cevap verememiştim. E nasıl bakmalıydı? Belli ki mesafe koymuştu. Kadın ise dün elini tutan, beline sarılan, yemeğe davet eden ve dahi gelecek günlere sosyallik planları yapan bu adamın sabahki hali üzerine nasıl bakabilirdi ki? Çok normaldi. 
 
Sorun şu ki siz erkekler kaçak oynuyorsunuz. Net olunuz, net! Bir kadın kadar netlik ve cesaret halinde değilsiniz! Kadınlar ne istediklerini açıkça ortaya koyuyorlar, siz de koyun sıkıyorsa. Tek gecelik bir ilişki peşindeysen onu söyle, kabul eden olursa yaşarsın. İlişki istiyorsan onu söyle, kadın da istiyorsa yaşarsın. Ama sen Beyaz’ın zamanında skeçlerinde oynadığı karakter gibi “ben ilişki cümlesi kurmadıkça ilişki olmasın ama zaten ilişki yaşayacaksam da böyle bir cümle kurmayı anlamsız bulurum, elini tutar hayatıma alırım. Elini tutar birlikte uyurum, ilişki gibi hissettiririm ama bu ilişki anlamına da gelmez.” saçmalıkları savurmayın. Ne dediğinizin anlaşılmadığı her durum için, altyazı ustası kadınların altyazı yazmasına da tepkilerine de söz etme hakkınız bulunmuyor maalesef. Kendinize bile güveniniz yokken, kadın size nasıl güvensin. 
 
Gelecek şunu fısıldıyor: Siz kadınlar, erkeklerden beklemeyin, net sorun, net olun! Zamanınızı erkekleri anlamakla kaybetmeyin, sorun ve cevapları kabul etme/etmeme haline göre seçip yaşayın. Değişmelerini beklemeyin. Issız ağlar, ilişkisiz kaçar, takılan her şeye takılır, güçsüzü süner, melankoliği küser. 
 
Bir annenin ne istediğini anlayamadığı oğluna sorduğu gibi sorun: “Sen şimdi ne istiyorsun?”
 
Şimdi siz erkekler, bu yazıyı okuyun, yarın sevgililer gününde sevdiklerinizi mutlu edin, sevmeyi bilin ve dahi henüz birini sevdiğinizi diyemediyseniz cesaretinizi takınıp bir kadına “seni seviyorum” deyin, gülleri boş verin bir kadının kalbini güldürün.
 
 
 
Betül Yergök /Mentalizasyon
mail: info@mentalizasyon.com
İnstagram/Youtube: @mentalizasyon