Cumartesi
07.10.2017 - 02:30 | Son Güncelleme: 07.10.2017-2:30

“İlk defa oynuyormuş gibi heyecanlandım”

Pelin Esmer’in son filmi “İşe Yarar Bir Şey”le beyazperdeye dönen ve geçtiğimiz hafta Adana Film Festivali’nden En İyi Kadın Oyuncu ödülünü alan Başak Köklükaya “Sanki ilk defa bir işe başlıyormuş gibi çok heyecanlandım, bir o kadar da çok korktum” diyor

Sitene Ekle

Asu Maro / asu.maro@milliyet.com.tr

Türkiye’de oyuncuların “Çalışmak istediğiniz yönetmenler” sorusuna verdiği cevaptaki neredeyse herkesle çalışan Başak Köklükaya altı sene önce birden yok oldu ortadan. Parlak bir sinema kariyerine böyle ani bir neşter vurmasının son derece geçerli bir sebebi vardı: Anne olacağını öğrenmişti ve bu süreci tadını çıkararak yaşamak istiyordu. Şimdi oğlu Ali altı yaşında, Başak Köklükaya da ay sonunda Pelin Esmer’in son filmi “İşe Yarar Bir Şey”in şair ve avukat Leyla’sı olarak
27 Ekim’de sinemalarda. Köklükaya performansıyla 24. Uluslararası Adana Film Festivali’nden En İyi Kadın Oyuncu Ödülü kazandı. Karakteri Leyla, 25 yıldır görmediği lise arkadaşlarının buluşma yemeğine katılmak üzere bir tren yolculuğuna çıkıyor. Ama istasyonda babasının ona emanet ettiği genç hemşire Canan’la (Öykü Karayel) tanışması işin seyrini değiştiriyor. İki kadın arasında onları Yavuz’a (Yiğit Özşener) götürecek bir gizli anlaşma doğuyor. Filmi ve anneliği konuşmak üzere Başak Köklükaya’yla sohbete başlıyoruz.

Bu kadar yıldır kameralardan uzak kalmanızın nedeni annelik mi yoksa istediğiniz gibi iş mi gelmedi?

İkisi de diyebiliriz. En son 2007’de “Süt”ü yaptım, daha sonra iki dizi yaptım çok uzun soluklu olmayan. Hamile olduğumu öğrendim. Ondan sonra da ne ben çok arzuladım ne de beni çok heyecanlandıracak bir teklifle karşılaştım.

Çocuk sahibi olma planınız var mıydı?

Hiç planlamıyordum. Kendi çocuğum olduktan sonra daha farklı bakmaya mı başladım, daha mı duygusallaştım; Ali doğduktan sonra “Daha ağlamadan anında istekleri karşılanıyor, acaba Çocuk Esirgeme Kurumu’ndakiler şu an ne yapıyor?” diye aylarca ağladığımı biliyorum. İyi ki yapmışım. Daha genç anne olmayı isterdim.

Enerji açısından mı? Bilinç, sabır bakımından daha bile iyi olabilir bu yaş.

Katılıyorum ama bu yaştaki çocuklar çok acımasız olduğu için Ali devamlı bana yaşlı olup olmadığımı soruyor. Ben de ona “Sen beni nasıl görüyorsun?” diye soruyorum. Üzmemek için mi bilmiyorum ama “Genç görünüyorsun” diyor.

Bir çocuk da evlat edinsem diye düşündünüz mü?

Çok düşündüm ve bunu yapan arkadaşlarım da var. Hamile kaldığımı öğrendikten sonra dokuz ay boyunca ben öyle çok büyük coşkular yaşamadım. Doğduktan sonra da ya sevemezsem diye endişelerim olmuştu. Ali doğdu ve gördüm ki o sevgi paylaştıkça büyüyor. Evet, küçücük bir şey, kucağınıza geliyor, size muhtaç, benim hissettiğim sadece acıma duygusuydu. Bir kurumdan bir çocuk alsam kendi çocuğum gibi seveceğimden eminim. Ama aynı imkânları ya ikinci çocuğa sağlayamazsam diye endişelerim vardı; maddi manevi. Ya benimki onu kıracak bir söz söylese mesela, bunun altından nasıl kalkarım? Düşündüren çok şey vardı.

Geri dönemezsem diye bir endişe yaşadınız mı?

Hiç yaşamadım.

Yapacağımı yaptım diye mi düşündünüz?

Asla o da değil ama sonuçta Türkiye’de yaşıyoruz ve bu sektörün isteklerini biliyorum. Ve bu yaşlarımda bunların olacağını da biliyordum. Diziyse beklenen genç, güzel kadın, şöyle bir bakacak olursak, hiçbirine saygısızlık etmek istemiyorum, hepsinde çok büyük emek var, ama birbirinin tekrarı, hiçbir şeye katkısı olmayan işler. Yani Türkiye’de bu kuşak oyuncuya çok fazla rol yazılmıyor. Ben buna da kendimi hazırlamıştım. Yapacak her zaman başka şeyler var, mutlu olacak başka şeyler var.

Film teklifi geldiğinde nasıl karar verdiniz?

Çok heyecanlandım, bir o kadar da çok korktum, sanki ilk defa bir işe başlıyormuş gibi. Kaçırmak istemediğim bir hikâyeydi, senaryoyu gerçekten çok beğendim, bu filmin içinde olmayı çok istedim. Ali de büyüdü, ilk defa uzun bir süre ondan ayrılmak zorunda kaldım ve ikimiz için de çok iyi bir başlangıç oldu. Çünkü şeyi görmesini çok istedim; benim de bir işim var, çok sevdiğim bir mesleğim var.

 Oyunculukla ilgili “Acaba paslanmış mıyımdır?” gibi tereddütleriniz oldu mu?

Olmaz mı, oldu. Ve tabii bütün ekibe söyledim bunu. “Herkes beni idare etsin” dedim. Işıkçısından çaycısına kadar. Bu filmin ezberinde çok zorlandım ben. Yiğit (Özşener) bir gece beni bir çalıştırdı, hakkını ödeyemem.  

“Her şeyi bırakıp sevmeyi öğretmeliyiz”  

Annelik neler değiştirdi sizde?

Beni de eğitiyor. Üçüncü göz gibi kendimi izlemeye başladım. Çünkü tabii ki her çocuk kendi karakteriyle doğuyor ama çocuk anne ve babasının aynası. Sen bir olay karşısında korkuyorsan o da korkuyor, sinirleniyorsan o da. Kediyi, köpeği sen nasıl seviyorsan o da öyle sevmeye başlıyor. Ben hayatta hiçbir zaman bu kadar kontrollü olmadım. Bir şey söyleyeceğim zaman onun üç adım sonrasını da hızlıca aklımdan geçirmeye başladım.  Ve şöyle de bir parantez eklemek istiyorum: Sabah gözümüzü açıyoruz ve bir şiddetin, kaosun, sevgisizliğin içine uyanıyoruz ya, bu durumdan gerçekten boğuluyorum ve bütün çocuklar için çok korkuyorum. O yüzden sanki her şeyi bir kenara bırakıp sadece sevmeyi öğretmeliyiz çocuklara. Herkesin bir kalbinin titremesi lazım, bunu ne zaman unuttuk, nereye koyduk bu duyguyu bilmiyorum. O zaman çiçeği de kopartamayacak, hayvanı da tekmelemeyecek, zehirleyemeyecek de, kadına da şiddet uygulamayacak, çocuğa tecavüz edemeyecek, kıyamayacak.

Sizi neler mutlu ediyor?

Ben şartlar neyi gerektiriyorsa onun içinde mutlu olabiliyorum. Beş saat bir bitkiyle, böcekle, hayvanla uğraşabilirim mesela. Dün akşam ne yaptın diye sorarsan, cumartesi aldığımız 40 kilo domatesi kışlık konserve yaptım ve böyle şeyler de beni çok mutlu ediyormuş.

“Ben de bu oyunu böyle oynuyorum”

Çok güzel bir kadın olmanıza rağmen filmlerinizde bunun altı da çizilmiyor çok. Bir romantik filmde jönfi oynamadınız hiç mesela.

Öyle bir teklif de gelmedi aslında. Ben televizyon dizisiyle değil, sinema filmiyle; “Üçüncü Sayfa”yla daha çok tanınır, bilinir oldum. Belki uzun süren, çok reklamı yapılan bir dizide oynasaydım farklı olurdu. Ya da belki çok popüler olmakla, görünürde olmakla alakalı bir şey de olabilir. Daha kuytuda olunca insanların aklında az kalıcı oluyorsun, oynadığın karakter de daha inandırıcı oluyor belki de, tamamen sesli düşünüyorum şu an.

Pek öyle açılışlarda, galalarda görünmüyorsunuz evet.

Acaba oyunu kuralına göre mi oynamıyorum diyorum ama ben de bu oyunu böyle oynuyorum. Bir filmi galadansa seyirciyle, istediğim bir saatte ve duyguda seyretmeyi daha çok seviyorum mesela.


©Copyright 2017 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.