PazarRSS
13 Mart 2010 - 19:03

İngilizden al haberi

İngiltere’nin ünlü şarap yazarları Türkiye’de konuk edildi ve Türk şaraplarını genel olarak beğendiler. Yazarlar, bu sütunlarda yıllardır yazdıklarımızı doğruladılar...

Mehmet Yalçın Şişedeki balıkmyalcin@tnn.net Tüm Yazıları »

İngiltere’nin ünlü şarap yazarları Türkiye’de konuk edildi ve Türk şaraplarını genel olarak beğendiler. Yazarlar, bu sütunlarda yıllardır yazdıklarımızı doğruladılar...

Oz Clarke, Charles Metcalfe, Tim Atkin, Stephan Brook, Suzan Holme, Caroline Gilby, David Furer... İngilizce şarap literatürünü yakından takip edenlerin iyi bildiği bu isimler, dünya şarap ticaretine asırlardır yön veren İngiltere’nin önde gelen şarap yazarları. Bir dünya dili olan İngilizcede yazdıkları için etkileri sadece İngiltere ile de sınırlı değil, dünyanın çok yerinde okunuyor, izleniyorlar. Hele Oz Clarke, sevimli bir TV şahsiyeti de olduğu için çok popüler.
Çoğunu şahsen tanıdığım ve şarapta önyargılardan uzak, hiçbir ülkenin şarabına fazla hayranlık gütmeyen demokratik bir bakış açısına sahip bulduğum için çizgilerini beğendiğim bu yazarlar, geçtiğimiz günlerde Türkiye’deydiler. Şarap üreticilerimizin büyük bölümünün bir araya gelerek desteklediği Wines of Turkey platformunun davetlisi olarak rafine Türk yemeklerini keşfettiler, Boğaz’ı gezdiler, bağlara gittiler ve Türk şaraplarının önemli bir bölümünü tattılar. Yazarların beğendikleri şaraplar bir liste olarak açıklandı ve 13’üncü sayfada  yayımladığımız şaraplar öne çıkarak daha çok beğenildi. Bize de, medyada geniş yer bulan bu yankıları değerlendirme görevi düştü. Düşüncelerimi, her zamanki yazı tarzımın dışında, maddeler halinde “konsantre ederek” aktarmam gerekirse, işin özünün özü bence şöyle...

YERLİ ÜZÜMLERİN KALİTESİ TESCİLLENDİ:
Benim de aralarında bulunduğum, rahmetli Tuğrul Şavkay’ın öncülük ettiği Türk yeme-içme yazarları olarak yıllardır yazıp söylediğimiz hep aynı şeydi: “Türkiye’nin uluslararası şarap arenasında rekabet gücü, yerli üzümlerimizle sağlanabilir. Yerli üzümlerimiz yeterince güzeller, sadece biraz daha ıslah edilmeleri ve şaraba işlenme tarzlarında ‘optimum’larının bulunması gerekiyor. Bir Öküzgözü ile, Öküzgözü-Boğazkere kupajı ile, Emir ya da Narince ile dünyayı sallayabiliriz. Bir Türk Cabernet’si ile pek şansımız olmaz, zira tüm dünya her fiyatta Cabernet’ler ile dolu. Onların arasından kolay sıyrılıp öne geçemeyiz.”
Nitekim İngiliz yazarlar da en çok Türk üzümlerinin şaraplarını beğendiler, Boğazkere’ye, Kalecik Karası’na, Narince’ye bayıldılar.

TÜRK ŞARABININ HİÇ DE FENA OLMADIĞI BİR KEZ DAHA KANITLANDI:
Son yıllarda dünya şaraplarının bol ve uygun fiyatla bulunabilir olması karşısında, “beyaz Türkler” diyebileceğimiz burjuva kesimde Türk şarabına dudak bükme, hatta onu horlama eğilimi baş göstermişti. Halbuki burası Hotanto değil, Türkiye şarabın anavatanı, yerli üreticilerimiz de bir asıra yaklaşan tarihleriyle şarap üretmeyi bilmiyor değiller. Son yıllarda kendi bağlarının devreye girmesi ve yabancı danışmanların da katkısıyla Türk şarapları daha da güzelleşti. İngiliz yazarlar da bunu doğruladılar.

TADIMA SUNULAN ŞARAPLARIN PERFORMANSI, PİYASADAKİLERDEN İYİ:
Türk şarap üreticileri belirli bir etiğe sahipler ve tadıma ayrı, piyasaya ayrı şarap verme kurnazlığına son 20 yıldır ancak tek bir üreticide rastladım. Ama “Şaraplarımız bu kadar güzel de biz niye onlardan İngiliz yazarlar kadar keyif alamıyoruz?” diye soranlar olacaktır. Onlara cevap, “Suçu şişelenmiş şarapları sevkiyat öncesi sıcak ortamlarda bekleten ve yaz sıcağında alev alev yanan kamyonlarda sevk eden, bölge depolarına soğutma yatırımı yapmayan üreticilerde, şarapları bu şartlarda aldıktan sonra yine kötü saklayan marketlerde, 2-3 bin avro harcayıp gerçek şarap dolabı almak yerine ayran dolaplarında tutan ve hırpalayan restoranlarda, şarabı karafa süzmeyen, doğru bardakta servis etmeyen servis elemanlarında arayın” olacaktır. Şarap bir gıda maddesidir ve naziktir, özellikle de beyazlar ile ince gövdeli, hafif kırmızılar kırılgandır.

AŞIRI GÖVDELİ YENİ DÜNYA STİLİ ŞARAPLARA DEĞİL,
ZARİF NÜANSLI ŞARAPLARA YÖNELMELİYİZ:

Türk şarapçılığı, henüz ekolünü belirlemiş değil. Pamukkale gibi üreticiler yumuşak, orta gövdeli, rahat içilebilir, dengeli ve klasik şaraplar yaparken, Corvus gibi yeni üreticiler ağır yapılı, fazla iddialı, içimi zor Yeni Dünya tarzı şaraplar yapmaya yöneliyorlar. Doluca ve Kavaklıdere de son yıllarda “Yeni Dünya” ekolünden etkilenmeye başladılar, bazen
zikzaklar çiziyorlar. İngilizler bu
ağır yapılı şaraplara pek prim vermediler, beğendikleri dengeli ve alkol ile tanen oranları makul şaraplar oldu.

TÜRK ŞARAPÇILARININ TANITIMDA ÇOK YOL ALMALARI LAZIM:
“Wines of Turkey” adı verilen bu çalışma 2008’de başlatılmıştı ve katılan üreticiler arasında saygın firmaların yanında, 21’inci yüzyılda hâlâ okside, kusurlu şarap yapmayı becerebilen üreticiler de vardı. Gürcü şaraplarını andıran testili bir ilkel logo kullanılmıştı, Londra’da bir Türk restoranında İngilizlerin üçüncü kademe şarap profesyonelleri ile Türk yeme-içme yazarları ağırlanmıştı. Kötü bir organizasyonla yapılan bu karavana atıştan sonra bu kez biraz daha profesyonel davranılmış, daha doğru isimlere yönelinmiş ama yine de önemli eksikler var. İngiliz yazarlar hamsiye bayılırken ve “Şarapla ne güzel gidiyor” derken mesela, bunu rastlantıyla fark etmişler. Oysa böyle etkinliklerde özel gala yemekleri yapılmalı, Türkiye’nin en iyi şefleri biraraya gelip menüler hazırlamalı, şarap ile yemek daha iyi evlenmeli, workshop’lar düzenlenmeli, Türk şarapçılığı “Cabernet” üzümüne “Cabarnet” demeyen daha profesyonel dokümanlarla tanıtılmalı.

TÜRK ŞARABININ HENÜZ İHRACAT ŞANSI YOK:
İngiliz yazarlar en çok üzümlerin telâffuz zorluğu üzerinde durdular ve “Adlarını değiştirsenize!” gibi dahiyâne (!) fikirler bile ileri sürdüler ama, mesele bu değil. Türkiye’de kaliteli üzüm ve kaliteli şarap açığı var. İyi Türk şarabı zaten iç piyasada yüksek fiyatla iyi satılıyor. Sıradan şaraplarımızı ise yabancı ülkeler şişe suyundan ucuza kapamak istiyorlar. 5-10 yıl içinde yüksek miktarda, stabil kalitede yerli üzüm bazlı şaraplar yapabilirsek, yine de çok düşük kâr marjıyla Avrupa süpermarket piyasasına girebiliriz. Ancak bu da bizi ihya etmez... Türk şarabının Bulgar ya da
Romen şarabından ucuza mal olma ve
ihraç edilme şansı yok. O halde turizmde yaptığımız hata şarapta tekrarlanmamalı, daha üst ligde, daha az ve öz, imaja dönük bir ihracat hedeflenmeli.

TÜRK ŞARAPSEVER, TÜRK ŞARAP ÜRETİCİSİNE SİTEMLİ:
Türk şarap dünyasının İngiliz kanaat önderleriyle flörtü, “milli bir başarı” gibi hissedilip ortalığı coşkuya boğamadı. Aldığımız okur tepkilerinde şarapseverler hâlâ “Nasıl oldu da yüzde 63’lük ÖTV kalkarken, şarap fiyatlarında bir lira bile indirim olmadı?” sorusunun öfkeyle soruyor ve cevap bulamıyor. Böyle bir konjonktürde İngilizlerden övgü almak kaba tabirle “karın doyurmuyor”, hatta ev ödevini iyi yapmamış Türk şarabını Türk şarapseverine yabancılaştırıyor, talihsiz bir zamanlama yaratıyor. Burası Türkiye, İngilizler gidecek ve biz bize kalacağız. Türk şarabını da Türkler içecek ve yaşatacak. Şarap üreticilerimiz, promosyonlarını daha çok Türklere yapmalı, Türk şarapseverin gönlünü alıp onu hoş tutmalı...

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
©Copyright 2010