İş adamından sanatçı mı olur?
 
Merhaba diyelim, konumuza girelim.
Algıların bilginin önünde olduğu günümüzde postmodernist yaşamların zirvesini yaşıyoruz. Ne verirlerse alıyor, gösterdiklerini konuşuyor ve yüzlerce kez tekrar edilen mesajları sorgulamadan kabul ediyoruz. 
Sorgulama refleksimiz ortadan mı kalkıyor? 
Genetiğimiz iletişim tekonolojileri sayesinde evrime mi uğruyor?
Mesela müzik endüstrisindeki değişim bizim geleneksel zevklerimizle ne kadar uyuşuyor? Zaten endüstrileşmişse sanat; tad, doku ve üretim nerede?
Programlanmış melodiler ve kalıp ritmler, bizim değiştiğini zannettiğimiz müzik zevkimizin bilinç altı mı yoksa müzik zevki eninde sonunda bütün mesajları reddedercesine hafızasını korur mu?
 
Müzikal hafızayı gıdıklayan albüm
İşte bu hafızayı gıdıklayan hatta bilinçaltı müzik zevkimizi ortaya koyan bir çalışma, bütün bu soruların cevabı olabilecek nitelikte. İşadamı Fatih Aydın'ın ikinci albümü '45'lik Şarkılar' tıpkı ilk albümü 'Şiirden Şarkılar' gibi 'nerede o sıcak ritimler?' diyebileceğimiz kadim müziği bize sunuyor. 
Bir kere; 1, 2, 3 ya da en fazla 4 şarkıdan oluşan günüzümüzün 'çabuk üret hemen tüket' fabrikasyon single çalışmalarından değil.
15 şarkı ve 2 şiir ile meydan okurcasına geniş repertuarlı bir albüm.
Şarkıların hepsi akustiğe yakın canlı kayıt. Yani hangi şarkıda hangi enstrüman kullanılıyorsa bilgisayarın programından değil o estrümanın üstadının stüdyoya gelerek sanatını damıtmasıyla oluşmuş.
Kategorisine de dinleyicinin karar vereceği bir durum yaratılmış. Türk sanat müziği sevenin, özgün müzik sevenin, halk müziği sevenin, vals sevenin, pop sevenin, arabesk sevenin hatta hafızamızda yer etmiş yeşilçam müzikleri sevenin mest olacağı şarkılar.
Üstelik hepsi yeni beste. Besteleyen de şarkıcının ta kendisi: Fatih Aydın.
 
Sanat, cesaret değil nezaket ister
İş adamı. Uluslararası projeleri ile yıllardır bu ülkeye ve dünyaya hizmet eden bir turizmci. İş adamından sanatçı mı olur? Gönüllüsü olur destekçisi olur da sanatçısı nasıl olur? Oluyormuş. Albümleri dinlerken yavaş yavaş rakıları, şarapları tercihe göre çay bile olur damağınızdan kaydırırken anlıyorsunuz. Bunu bir sanatçıya ya da isme övgü diye düşünenlere de bu iddiamı şöyle bir tezle geliştirebilirim. Beyefendinin ayrıca yayınlanmış hatta yayınlanmakla kalmayıp yayıncısını bir çok baskı ile mutlu etmiş şiir kitapları da var. Sanatçı mı olur dedik ya bu iki şiir kitabında garip akımı ve 2. yenicilerin izini de sürebilirsiniz mısralarında. 
Bir de demiş ki bir röportajında 'sanat, cesaret değil nezaket ister'. Bu kadar hızlı tüketimin olduğu müzik endüstrisinde sen gel cesaretle herkesin kaçtığı geniş repertuarlı bir albüm yap ve sonra bunu nezaket diye açıkla. Sanırım bu da sanat görgüsünün bir erdemi ya da sanata olan saygı duruşu.
Ülkenin hatta insanlığın böyle cesareti nezaketinden menkul isimlere ihtiyacı var.