Yazarlar
15.01.2016 - 02:30

IŞİD’le savaşımız!

Sitene Ekle
Bu sütunda 27 Ağustos 2015 tarihinde yani 4,5 ay önce yayımlanan yazı şu cümleyle son buluyor:
PKK belası yetmemiş gibi başımıza bir de IŞİD belası sarılıyor... Haberiniz olsun...”
Neden söylemişiz bunu... Şu haber üzerine:
“Türkiye ve ABD’den yapılan açıklamalarda... Türkiye’nin IŞİD ile mücadelesi konusunda tüm teknik detaylarda anlaşıldığı ve Türkiye’nin de koalisyon ile birlikte örgüte karşı operasyonlara en kısa zamanda katılacağı bildirildi”...
O tarihe kadar IŞİD’le belirgin bir çatışma yaşanmamıştı. Gerçi 20 Temmuz Suruç katliamının bir IŞİD üyesi tarafından yapıldığı öne sürülmüş ama olayın arkasında gerçekten IŞİD’in olup olmadığı kesinleşmemişti.
Türkiye 27 Ağustos’ta ABD’nin zorlamasıyla IŞİD’ e resmen savaş ilan ediyordu.
Aynı yazıda Prof. Ümit Özdağ’ın şu tespiti yer alıyordu:
“IŞİD, bu saldırılara saldırı ile cevap verecektir. IŞİD, Ankara, İstanbul ve İzmir gibi kentlerde sivil hedeflere yönelik saldırılar ile kamuoyunu derinden sarsmayı hedefleyecektir.”
10 Ekim’de Ankara’da 105 insanımızı öldüren patlama meydana geldi. Şimdi de Sultanahmet patlaması.
Bu arada IŞİD’e karşı savaşta yeni hamleler de yapmadık değil.
Örneğin Musul’u IŞİD’in elinden almak için Başika’daki peşmergeyi eğitecek asker gönderdik.
Bu insafsız ve izansız terör örgütünün şehirleri vuracağını bile bile inadına kışkırttık.
Bizi IŞİD’in üzerine PKK’nın elini rahatlatmak için itmiş olanlar... Başardılar.
 
YAZYO
Yazıyor yazıyooor, Salacak cinayetini yazıyor...
Yazıyooor Bebek cinayetini yazıyor...
Yazıyooor Feriköy cinayetini yazıyor...
Eski mahalle arkadaşım Cumhur Arslan hatırlattı..
- Hatırlar mısın dedi, bizim gençliğimizde gazeteler çarpıcı bir cinayet olduğunda ikinci baskı yapardı...
Doğru... Gerçekten de gazeteler kimi cinayetlerde ikinci baskı yapar, çocuk müvezziler sokaklarda bağıra çağıra ikinci baskıyı satarlardı.
Çünkü bundan 50 yıl önce bir kişinin ölümü bile haber idi. Hem de gazeteleri ikinci baskı yapmaya, vatandaşı merakla gazete almaya yönelten bir haber...
Bugün ülkede kan gövdeyi götürüyor...
Vatandaş kendini kan banyosunda yıkanıyormuş gibi hissediyor.
Ülke nereden nereye geldi...
 
Turizm Bakanı: “Turistler korkmadan gelsin” diyor. 
Teröristten korkmayabilirsiniz.
Ama teröristleri protesto edenlerin saldırıya uğradığı bir ülkeden korkmamak mümkün mü?
Akif Kökçe
 
KABAŞ
Gazeteci Sedef Kabaş iktidara muhalif bir demokrattır. Sosyal medyada sert mesajlar yayınlar. İktidar çevreleri de onu linç etmek için fırsat arar. Nihayet Kabaş’ın şu tweet’inde aranan bahane bulundu:
“Sultanahmet Meydanı’nda patlama... Terör adım adım
İstanbul vurulmadıkça Türkiye uyanmaz...”
Sedef belli ki İstanbul’un duyarsızlığını eleştiriyordu. Ama iktidar yandaşları bu mesajı tersyüz ettiler. Lince başladılar. Peşinden Facebook ve Twitter hesaplarını hack’lediler. 
Sedef Kabaş ve ailesi iki gündür yandaş platformlarda “vatan haini”, “terörü yücelten” kişi  diye hedef gösteriliyor. Adeta PKK ve IŞİD’le aynı hedefe oturtuldu. Çünkü izan ve insaf ölçüleri aşıldı bu ülkede...
 
Ufukta mutluluk!
Akademisyenler bildirisi diye anılan bildiriye Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu da karşı çıktı:
“Kanlı terör örgütü PKK’ya bir cümlecik dahi aleyhte konuşmadan sürekli ama sürekli Türkiye Cumhuriyeti’ne söz söyleyenleri, mütareke döneminin işgal altındaki sözde aydınlarının kalıntıları olarak niteliyorum” dedi. 
Akademisyenler bildirisinin elle tutulur yanı yoktur. Ama bu bildiri yine de ifade özgürlüğü sınırları içindedir ve ceza yasasına göre suç içerdiği pek söylenemez.
Bildiriye yönelik saldırılara gelince...
Doğrusu akademisyenlere yönelik hedef gösteren, aşağılayan ifadeler bildirinin kendisinden daha vahim.
Bir mafya lideri imzacıların kanıyla duş yapmaktan söz ediyor... Hedef göstermek ve adam vurdurmakla ünlü bir gazete dün akademisyenler listesi yayımlıyor. Bildiriye imza atan akademisyenler birer ikişer görevden uzaklaştırıyor. Bazıları gözaltına alınıyor. Oysa bu bildiri ekseninde başlayacak uygar bir tartışma çoğu “yetmez ama evet”çi olan bu akademisyenlerin gerçek yüzünü ortaya sereceği gibi sorunu aydınlatmak hatta çözüme katkıda bulunmak işlevi bile görebilirdi.
Ne var ülkede tartışma adabının yerini linç kültürü aldı. Fikirler dumanaltı oldu.Ufukta kimse için mutluluk görünmüyor...
 
Yazarlarda Ara
Bul
"Hilal-ı Ahmer" hangi kurumun bugünkü adıdır?
©Copyright 2016 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.