DünyaRSS
03 Şubat 2011 - 00:12

İslamcılık değil ekonomi, sersem!

Kadri Gürsel kgursel@milliyet.com.trkgursel@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

“Önce ekonomi, sersem!”, ABD’de Bill Clinton’ı başkanlığa taşıyan 1992 seçim kampanyasının unutulmaz sloganlarındandı. Oy kullanırken Baba George Bush’un dış politikadaki başarılarına değil, ondan önce ekonomideki kötü yönetiminin neden olduğu küçülmeye bakılması ve bu nedenle de Clinton’ın desteklenmesi gerektiği mesajını isabetle veren bir kült slogan... Clinton’ın seçim zaferinde etkili olmuştu.
Mısır’daki tarihsel gelişmelerin şafağında işte bu slogan aklıma geliverdi birden.
Nedenini açıklayayım...
11 Şubat’ta 32. yıldönümü kutlanacak olan İran İslam Devrimi’nin şansı, devrik Şah’ın ülkesinin bir petrol ve doğal gaz zengini olmasıydı. Petrol ve doğal gaz, İran İslam Devrimi’ni finanse etmiştir ve bugün hâlâ bu işlevini sürdürmektedir. İran bütçesinin en az beşte dörtlük kısmı petrol ve doğal gaz gelirleriyle karşılanır ve halkın temel tüketim ihtiyaçları büyük oranda bu gelirlerle sübvanse edilir.
Mısır’ın ise böyle bir lüksü yok.
Bakalım Müslüman Kardeşler hareketi, doğuşundan bugüne geçen neredeyse 90 yıl zarfında karşısına çıkması kuvvetle muhtemel olan bu ilk iktidar fırsatını değerlendirirken, ekonomiyi adam etmek için sihirli değneği nereden bulacak?
Çünkü gelecekte yüz binlerin bu kez İhvan’a karşı “Açız” diye sokağa dökülmesini önlemek için gerçekten de sihirli bir değneğe ihtiyaç var.
Sihirli değnek yoksa sopa lazım olacak. Sokağa dökülenin sırtına indi mi belini kıracak bir ceberrut rejim sopası!
Mübarek şöyle ya da böyle gidecek; orası kesin. Ama Mısır’daki “Özgür Subaylar Hareketi”nin Kral Faruk’u devirip iktidara el koyduğu yıl olan 1952’den beri ülkeyi yöneten askerlerin rejimi çökerse ki bu bir ihtimaldir, yerine kurulacak iktidarın direksiyonunda bir süre sonra İhvan’ın oturduğunu hep birlikte göreceğiz.
Mamafih şimdi televizyona bakıp, Tahrir Meydanı’nda gösteri yapanlar arasında klasikleşmiş İslamcı dış görünüşe uyanların azınlıkta kaldığını tespit ederek, halk ayaklanmasında İslamcıların geri planda olduğuna hükmedenler var.
Olabilir. Hep geri planda mı duracaklar bakalım?
Rejim yıkılırsa boşluğu dolduracak güç; yani yaygın kurumlaşma, örgüt, kadro ve ideoloji kimde var? Elbette ki alternatifsiz olarak İhvan’da!
İran İslam Devrimi’nin ilk cumhurbaşkanı, insan hakları savunucusu, ekonomist Ebülhasan Benisadr’ı kim hatırlıyor bugün? Humeyni’yle ortak yönleri Şah’a karşı olmaktı. Çalkantılı geçiş döneminde cumhurbaşkanı oldu, sonra mollalar tarafından devrildi. Şimdi Paris’te sürgünde yaşıyor.
Mübarek’e karşı olmak, tabansız ve örgütsüz El Baradey ile İhvan arasındaki ortak yöndür.
El Baradey de “Mısır’ın Benisadr’ı” olmaya adaydır. Bu arada İhvan’ı iktidara taşıyacak seçmen ve kamuoyu da hazır.
Pew Araştırma Merkezi’nin geçen aralıkta açıklanan son kamuoyu araştırmasının sonuçlarına göre, Mısır’daki Müslümanların yüzde 95’i İslam’ın politikada büyük bir rol oynamasının “iyi olduğunu” düşünüyor.
Şeriatın cezai hükümlerinin uygulanmasını isteyen geniş bir kamuoyu var Mısır’da. Pew araştırmasına göre Müslüman halkın yüzde 82’si “recm”e, yüzde 77’si hırsızların elinin kesilmesine, yüzde 84’ü de İslam’dan başka dine geçenlerin idamına sıcak bakıyor. Mısır’da geçen sonbaharda yapılan sözde parlamento seçiminde yasaklı İhvan’ın bağımsız adayları oyların beşte birini almışlardı. İlk özgür ve adil seçimden birinci güç olarak çıkacakları kesindir.
İşte o zaman, 2009’da yüzde 4.7, 2010’da da yüzde 5 büyüme kaydetmiş olmasına rağmen, kırılgan, dış manipülasyona açık, üretmeyen bir ekonominin de yönetimini üstlenecekler...
ABD’den gelen yılda birkaç milyar dolarlık dış yardımdan vazgeçecekler diyelim.
Petrol ihracatı, günde sadece 90 bin varille kişi başına yılda yalnızca 32 ABD doları gibi küçük bir gelir sağlıyorsa (İran’ınki 839 dolar)...
Ekonomi, istihdamdaki payı yüzde 12’ye ulaşan turizme muhtaçsa...
Bir diğer önemli ama siyasi şantaja açık kaynak, zengin Körfez ülkelerine çalışmaya giden Mısırlıların evlerine yolladığı paralarsa...
Mısır, gıda ve yakıta yapılan başta olmak üzere yılda 18 milyar dolara ulaşan bir sübvansiyon yükü altında iken... Yüzde 25’i işsiz, yüzde 40’ı ise günde 2 dolardan az bir gelirle, bu sübvansiyonlara muhtaç yaşamak zorunda olan bir halk varsa...
Reform geçirmemiş İslamcıların ekonomiyle imtihanını izlemek ilginç olurdu.

 

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
©Copyright 2011