Yazarlar
09.12.2015 - 02:30

İsmi bırak, ‘öz’e bak

Sitene Ekle
Bugün  |  Güneri Cıvaoğlu ngunericivaoglu@gmail.com Tüm Yazıları »
Böyle bir “duyarlı” süreçte Türkiye “başkanlık sistemini” siyaset gündeminin birinci sırasına mı oturtmalı?
Değil.
.......................
Ancak...
Önünde sonunda Türkiye “problemli” Anayasa’sını yenilemek zorundadır.
Konuya “zamanlama” değil ama “ihtiyacın gerçekliği” merceğinden bakarak tahlilde fayda var.
Çünkü...
Bu gerçeğe de gözlerimizi kapayamayız.
Türkiye’nin sürüklendiği şu açmazların nedeni, aslında -belki de- hukuk devletlerinde olması gereken “denge/kontrol” güvenlik supabı yoksunluğudur.
Anayasa’nın düzenlemesi gereken “yürütme, yasama, yargı” arasında “kuvvetler ayrılığı” ve bu kuvvetlerin birbirinden “bağımsız”, güçte “dengeli” ayarlarının olmamasıdır.
Yürütmenin demokratik “kontrolünün” yetersizliğidir.
.......................
-  1982 Anayasası başından arızalı doğmuştu.
Referanduma sunulmuş ve hem “Anayasa’nın kabulüne”, hem Kenan Evren’in Cumhurbaşkanı seçilmesi “EVET” gibi bir oylama yapılmıştı. 
-  Anayasa, 12 Eylül ihtilalinin lideri Kenan Evren’in cumhurbaşkanlığına endeksli bir metindi.  
Ortaya “kuvvetlendirilmiş Cumhurbaşkanlığı” ve “zayıflatılmış yasama ve yürütme” gibi Anayasa hukukunda pek de tanımı olmayan bir devlet yapılanması çıkmıştı. Kişiye özel ölçülerle bir tasarım ve dikişti bu. (Burada haksızlık etmemek adına ve Anayasa’yı yazanların önerilerine rağmen Evren’in ikinci defa seçilmesine olanak veren maddeyi tasarıdan çıkarttığını da belirtiyorum. Oysa Anayasa’yı yapanlar Evren’in bir kez daha seçilmesi ve 14 yıl Çankaya’da kalması fikrine dayandırmışlardı “kuvvetlendirilmiş Cumhurbaşkanı” donanımını...)
-  Evren’den sonra Cumhurbaşkanı seçilen Turgut Özal ve Süleyman Demirel bu “kuvvetlen-dirilmiş Cumhur-başkanlığı”  düzenlemesinden aldıkları ilhamla “Türkiye’nin başkanlık sistemine ya da hiç değilse Fransa’daki gibi yarı başkanlık sistemine geçmesi gerektiğini” zaman zaman dile getirdiler. Söyleşilerimizde buna ben de tanık oldum.
İlginçtir...
Özal ve Demirel dönemlerinin başbakanları Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller’le sürtüşmeler yaşıyorlardı.
O nedenle “başkanlık sistemini” istemişlerdi.
Oysa...
İhtilal liderinin cumhurbaşkanı olacağı dikkate alınarak yazılmış “kuvvetlendirilmiş Cumhurbaşkanlığı” yetkilerini törpüleyerek, yürütmeyi ve yasamayı kuvvetlendiren bir “demokrasi normallerine dönüşü” isteyebilirlerdi. (Bunu sadece 11’inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Çankaya’ya çıkışının ilk zamanlarında dile getirmiştir.)
-  Çarpıklık hâlâ sürüyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, tıpkı Özal ve Demirel gibi “başkanlık sistemini” gerekli görmekte.
Karşıtları ise tam tersine parlamenter sistemi zayıflatan “kuvvetlendirilmiş Cumhurbaşkanlığı” yetkilerinin törpülenmesini savunuyor.
......................
Çözüm...
11982 Anayasası’nın şasesi eğri, dengesi olmayan, kontrolden çıkmış, sonradan pek çok değişiklikle orijinal mimarisini bile yitirmiş haliyle yürümesi mümkün değildir.
2İster “başkanlık sistemi” veya ister “parlamenter sistem” olsun... Tartışılır. 
Ama demokrasinin “denge ve kontrol” esaslarının tam anlamıyla işleyebileceği yargı, yasama, yürütme erklerinin birbirinden bağımsız ve eşit güçte olacakları bir yapılanma esastır.

Yazarlarda Ara
Bul
"Kınalı Bebek" hangi şarkıcımıza aittir?
©Copyright 2019 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.