Pazar

18.02.2018 - 01:30

İstanbul ve caz üzerine

Sitene Ekle
Hafif müzik hafif başka şeyler  |  Mehmet Tez mehmet.tez@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

İstanbul caz müziğinin önemli şehirlerinden bir tanesi olabilir mi? Bu soruyu yıllar önce Milliyet’te sormuş ve yanıt aramıştık. Aslına bakarsanız bu soruyu caz müziğiyle yakından ilgilenen o dönemki yayın yönetmenimiz Sedat Ergin sormuştu. Ve haklı bir soruydu bu. O yıllarda çok sayıda caz sanatçısı İstanbul’da düzenlenen festivallere geliyordu. Öyle ki aynı gece üç farklı mekanda Marcus Miller, Patricia Barber ve Herbie Hancock konser veriyor ve üç konser de doluyordu. Dünyada pek az şehirde bu derece yoğun bir caz atmosferi vardı.

Caz konserlerinin bir dönem gerek festivallerin çatısı altında gerekse muhtelif konser salonlarının programlarında giderek daha fazla ilgi görmeye başladığı doğru. Asıl mesele İstanbul’un giderek kuraklaşan uluslararası gösteri sahnesinde caz yerini korudu mu? Sanırım bu sorunun yanıtı her şeye rağmen olumlu.

Yeni nesil dinleyicinin caz ve bu müzikten türeyen melez türlere ilgisi hala dikkat çekici. Eskiden beri çok genç, müziğe odaklı, konserine gittiği sanatçıyı tanıyan, bilinçli bir izleyiciden söz ediyoruz. Bu durum umut verici.

Türkiye caz mekanları bakımından çok zengin olmadı; Paris gibi, New York gibi değil asla ama dünyanın önemli caz festivalleri arasında kabul edilen köklü festivalleri var. Bu şehri ve seyirciyi iyi tanıyan büyük caz müzisyenleri de var. Şöyle bir geriye dönüp bakarsak buraya gelip de konser vermeyen çok az efsane isim buluruz.

Önceki gün Zorlu PSM Caz Festivali’nin biletleri satışa çıktı. Bu festival ikinci kez düzenleniyor. Dolayısıyla İKSV Caz Festivali, Garanti Caz Günleri, Akbank Caz gibi temel festival ve dizi konserlere bir yenisi daha eklenmiş oldu.

Kimleri izleyeceğiz?

Hemen dikkatimi çekenler Miroslav Vitous Group “Music of Weather Report” feat. Aydın Esen. Kontrbas üstadı Vitous’u İstanbul’da izlediğimizde çocuk yaştaydık ve o bir caz abidesi olarak yine sahnedeydi. Yıllar sonra tekrar karşılaşmak ve cazın efsane ekibi Weather Report’un müziğini dinlemek mutluluk verici.

Gitarist Bill Frisell bir diğer değerli isim. Kontrbasçı Thomas Morgan’la çalacaklar. Bu projenin adı “Small Town Duo”. Minimal caz sevenler için bulunmaz fırsat.

Orchestra Baobab, afro-cuban dinleyicisinin sevdiği ekiplerden. Batı Afrika sahillerinden Küba’ya doğru esen bu müzikal rüzgarı İstanbul’a yönlendirmek güzel fikir. Cesaria Evora Tribute konserinde de aynı havalar hakim olacak. Evora’nın ekibinde yer alan müzisyenleri sahnede izleyeceğiz .

Stacey Kent festivalin yıldızlarından. Ünlü caz vokali Fransız şansonları ve Amerikan standartlarıyla sahnede olacak. Açılış konserini kemancı Ara Malikian verecek. Sanatçı Avrupa, Balkanlar, Ortadoğu ve Güney Amerika kökenli müzikal birikimi kemanıyla yorumluyor.

Deneysel sularda gezinmeyi seven caz dinleyicisi Jason Moran & The Bandwagon konserini mutlaka izlemeli. Rock, saykodelia, post rock türleri arasında gezinen ABD’li grup Grails, Studio sahnesinde bir performans sergileyecek. Klasik caz dinleyicisinden ziyade genç izleyicinin ilgisini çeker diye düşünüyorum. Scott Bradlee’s Postmodern Jukebox son yıllarda hayli tutan bir türün güncel örneklerinden; popüler şarkıların caz versiyonları. Sanırım en fazla talep görecek konserlerden biri olacak. İnsanlar restoranlarda fon müziği olarak bu tür kayıtları dinleye dinleye iyiden iyiye alıştılar bu tarza. (Ben illa böyle bir şey dinleyeceksem Jamie Cullum ya da Paul Anka’nın cover’larını tercih ediyorum.)

Genç yetenekler sahnesi

“Jazz It Up” sahnesinden bahsedelim. Genç yeteneklere odaklanan bu proje kapsamında Portrait and a Dream, Burak Küçük Trio, Biidar, Buse Şimşek Quartet, Gagarin Jazz Band, Deniz Özçelik Quintet, JMH, Deli Bakkal, Burak Cihangirli Quintet, Nar, İpek Göztepe, Erkan Ar Trio gibi isimleri izlemek mümkün.

DİNLEMENİZ GEREKEN 5 ŞARKI

“Maria Tambien” Khruangbin: Houston çıkışlı ekip enstrümental müzik yapıyor. Gitar tonları akorları, sound’ları bize 70’ler saykodelia havalarımızı hatırlatıyor. 2 Mart’ta İKSV Salon’da izleyebilirsiniz kendilerini.

* “Me and Michael”  MGMT: İnsanı Galleria’daki Fame City’ye gidilen, Selimpaşa’daki üstü açık diskolarda “Big in Japan”la coşulan, kırmızı Reebok’larla breakdance yapılan, Nike, Adidas bulmaya Kapalıçarşı’ya gidilen ‘80’lere ışınlayan bir şarkı. ‘80’ler bile bu kadar ‘80’ler olmadı.

“Follow Me” - The Shacks: New York çıkışlı ekibin ocak ayında yayınlanan yeni single’ı. Shannon Wise’ın kulağınıza fısıldar gibi söylediği, güneşli günleri ve tatili hatırlatan bir şarkı.

* “Corporation”  Jack White: Bu yıl yaz konserlerinde ve festivallerinde çalmaya hazırlanan Jack White’ın yeni albümü “Boarding House Reach” ile ilgili bildiğimiz pek az şey var. Albümden yayınlanan son şarkı ‘70’lerin funk/rock sound’una selam çakan enstrümental bir parça.

“Work This Time” - King Gizzard and The Lizard Wizard: 15 Mart’ta Salon’da konser verecek Avustralyalı yeni saykodelia ekibinin eski şarkılarını karıştırırken karşımıza çıkan nadide bir eser.

©Copyright 2018 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.