Gün içinde ne kadar çok duygu yaşadığımızın farkında mısınız? Bir kısmını rahatça yakalayabiliyoruz, bir kısmını ise farketmeden deneyimleyip hayatımıza devam ediyoruz fakat farketmesek dahi bu duygular o anki ruh halimizi oldukça etkiliyor. Bazı duyguları çok rahatça yakalayabilmemizin nedenini ise bu duyguları çok yoğun yaşamamız olarak düşünebiliriz.

Kendinizi trafikte sıkışmış hayal edin, çok önemli bir toplantınız olduğunu, mesainizin başlamasına 10 dakika kala önünüzde yarım saatlik bir yol olduğunu düşünmeye çalışın. Kalabalık bir topluluk önünde konuşma yapacağınız gün konuşma metninizi unuttuğunuzu varsayın. Ya da ilk evlilik yıldönümünüzü unuttuğunuzu düşünün. Üç saat önce evde olması gereken ev arkadaşınızın eve halen gelmemiş olduğunu hayal edin.

Örneklerin hepsi olumsuz, stresli, istenmeyen duyguları çağrıştırıyor olmalı. Hangimiz böyle stresli durumlarda kalmayı, bu tip durumları deneyimlemeyi veya herhangi bir yakınımızın deneyimlemesini isteriz? Muhtemelen hiçbirimiz bu konuda pek de gönüllü olmayacağız. Peki bu olumsuz duyguların deneyimlenmesinin aslında psikolojik açıdan hayatta kalmanızı sağlayan, adaptasyon gücünüzü arttıran çok önemli bir faktör olduğunu bilseniz fikriniz değişir miydi?

Araştırmalar, özellikle olumsuz duyguların hızlı, otomatik ve faydalı tepkiler vererek hem duygusal hem fiziksel açıdan hayatta kalmamızı sağladığını göstermektedir. Özellikle terapi seanslarımda, duygulardan bahsederken sıkça verdiğim bir örnek bunu zihninizde biraz daha somutlaştıracaktır; karşıdan karşıya geçerken üzerinize doğru 180 km hızla bir arabanın geldiğini düşünün. Yaşayacağınız duygu – her ne kadar istenmedik olsa da – korkudur ve onun sayesinde kendinizi yolun kenarına atıp hayatta kalırsınız. Bu yüzden olumsuz duygular istenmedik olsa da bu duyguların işlevselliklerinin olduğunu düşünebiliriz.

 

Nedir bu işlevsellik dediğimiz?

İşlevsellik kavramını, yine somutlaştırmak gerekirse, bir makinanın çalışması için gerekli olan tüm parçaların çalışması, yapması gereken görevi yerine getirmesi olarak düşünebiliriz. Yani bir nevi tüm parçaların çalışır durumda, fonksiyonunu tam kapasite gösteriyor olması olarak tanımlanabilir.

Bir bireyin işlevsellik alanlarından birisi de duygularıdır. Peki bu olumsuz duygular bireyin sisteminin çalışıp fonksiyon göstermesine nasıl yardımcı oluyor? Bu soruyu cevaplayabilmemiz için öncelikle duyguları hangi durumlar karşısında geliştirdiğimize bakalım, yani duygularımızı tanımlayabilmeyi öğrenelim. Duygumuzu tanımlamadan ve bir olay karşısında hislerimizi belirleyemeden ne yaşadığımızı tam olarak anlamlandıramayız; bu, duygu işlevinin tam olarak çalışamamasına dolayısı ile duygusal işlev açısından hayatta kalamamamıza sebep olacaktır. Aşağıda belli başlı olumsuz duyguların hangi durumlarda ortaya çıktığına ve bunların ne bağlamlarda işimize yaradığına bakalım:

 

Korku Hayatımızı, sağlığımızı ve genel iyilik halimizi tehdit eden durumlara karşı tepkimizi belirleyen bir duygudur. Bize tehlikeden kaçmamızı söyler.

Öfke Önem verdiğimiz bir hedefin, planın veya aktivitenin engellenmesi, özbenliğimize ya da önem verdiğimiz birinin benliğine gelebilecek olası bir saldırı karşısında gösterdiğimiz duygudur. Bizi kendimizi savunma, hakimiyet ve kontrolde olma durumuna odaklamaktadır.

İğrenme Nahoş, hakarete uğramış hissettiren, bulaşıcı olabilen durumlara veya nesnelere verdiğimiz duygusal tepkidir. Nesneyi, durumu ya da olayı reddetme ve bu durumdan uzaklaşmamız üzerine davranışlarımızı organize etmektedir.

Üzüntü Sevdiğimiz birinin veya bizim için önemli olan bir nesnenin kaybı, kaybedilmiş ya da ulaşılamamış hedefler veya amaçlar karşısında deneyimlediğimiz duygudur. Bizi aslında neyin önemli olduğunu, amaçların peşinden gitmenin ne anlama geldiğini düşünmeye ve yardıma ihtiyacımız olduğunu söylemek için diğerleriyle ilişki içine girmeye sevketmektedir.

Utanç Kişisel özelliklerimize ve/veya davranışlarımıza içinde bulunduğumuz topluluk tarafından itibar edilmemesi ve bunların onaylanmaması akabinde gelişen duygudur. Sınırları aşan özellik ve davranışlarımızı saklamaya veya zaten çevremiz tarafından biliniyorsa hafifletme ya da bastırmaya yönelik davranışlar geliştirmeye yönlendirmektedir.

Suçluluk Belirli davranışlarımız değerlere karşı bir ihlal gerçekleştirdiğinde ortaya çıkan duygudur. Bu ihlali ortadan kaldırmaya yönelik davranışlar ve eylemler yapmamızı sağlamaktadır.

KıskançlıkBizim için çok değerli olan ilişkilerin veya nesnelerin elimizden alınması tehdidi ile karşı karşıya kaldığımızda başkalarına karşı gösterdiğimiz duygusal tepkidir. Bizi sahip olduğumuzu koruma davranışları geliştirmeye güdülemektedir.

İmrenme/Gıpta Etme Bizim istediğimiz veya ihtiyacımız olan ve sahip olmadığımız fakat başkalarının bunları alabilme, elde edebilme, sahip olabilme durumuna ve gücüne karşı deneyimlediğimiz duygudur. Bu duygu bizi istediğimizi elde edebilme konusunda daha çok çalışmaya motive etmektedir.

 

Bu olumsuz ve istenmeyen duygularımızı öncelikle tanımlamak, deneyimlediğimizde belirleyebilmek ve işlevsel bir şekilde kullanabilmek hayat kalitemizi arttıracaktır. Unutmayalım ki hayatta sürekli olumsuz ya da sürekli olumlu duygular yaşamak diye bir beklenti gerçekçi olmayacaktır.

Bu nokta da bizi yeni bir soruya yönlendiriyor. Bu olumsuz duygular her zaman işlevsel midir? Ne zaman değildir? İşlevsel olmadığını nasıl anlarız? Bu duygular ne kadar yerinde ve uygun duygusal tepkilerdir? Bir sonraki yazımda bu konuya değineceğim...

 

 

Uzman Psikolog Özlem Ataoğlu

Bilkent Üniversitesi Psikoloji Bölümü

Öğretim Görevlisi

Web: www.ozlemataoglu.com.tr

Instagram: psikologozlemataoglu