ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin Ermenilerin 1915’te Anadolu’dan sürülmesini “soykırım” olarak nitelendiren 23-22’lik kararından sonra İsveç parlamentosu da benzer bir kararı “1 oy farkla” kabul etti. Sol partilerin desteğiyle “soykırım” tasarısı 130’a karşı 131 oyla kabul edildi.
Bu sonuçlar, futbolda Milli Takım’ın aldığı “şerefli yenilgileri” çağrıştırıyor. Büyükelçilerimiz, kararlarımızı Türkiye lehine çeviremeyince bavullarını toplayıp Ankara’ya dönüyorlar. “Ermeni soykırımı” iddialarını tanıyan ülke sayısı 20’ye çıkmış.
Rusya’dan Kanada’ya, Arjantin’den Yunanistan’a 2000’li yıllara dek bu ülkelerin sayısı hayli sınırlıyken, 2000’lerden sonra “soykırım” kararı alan ülkeler hızla artıyor. İtalya, Vatikan, Fransa, İsviçre, Hollanda, Polonya, Almanya, Şili ve son olarak İsveç.
2000 yılı öncesi ve sonrasına baktığımızda şöyle bir tablo çıkıyor. ASALA’nın Türk diplomatlarına yönelik suikastlara giriştiği, Orly katliamıyla dünyanın nefretini üzerine çektiği dönemlerde “terör”, Ermeni diasporasının aleyhine sonuçlar vermişti. O yıllarda Türkiye, çok değerli diplomatlarını teröre kurban verirken, tarihsel tezlerini uluslararası platformlarda etkin biçimde savunabiliyordu. Dışişleri de “Ermeni lobisi”ne karşı çok daha başarılıydı.
Sovyetler dağılıp Ermenistan bağımsızlığını kazandıktan sonra ilişkilerin normalleşmeye başladığı yeni bir döneme girildi. Azerbaycan’la savaş ve Dağlık Karabağ’ın işgali olmasa Türkiye-Ermenistan ilişkileri günümüzün “sınır kapatma, açma” gibi sorunlarıyla da karşılaşmayacaktı. 2000’lere baktığımızda Erivan’ın ve 1915 olaylarından sonra dünyaya dağılan “Ermeni diasporası”nın tarih tezlerini parlamentolara kabul ettirme konusunda çok daha etkili oldukları görülecektir.
Türkiye ise, 2005’ten bu yana AB ilişkilerinde en iyi dönemini yaşıyor. Ermenistan ile 2009’da imzalanan protokollerin henüz imzası kurumadı.
Böyle bir ortamda bile ABD Temsilciler Meclisi’nden ve İsveç parlamentosundan “1 oy farkla” soykırım kararları çıkabiliyor. Ankara, büyükelçileri çekip, Başbakan düzeyinde ziyaret iptaline gitse de, diplomasiden siyasete Türkiye’nin tezleri açısından sıkıntılı bir durum olduğunu artık kabul etmek gerekiyor. ABD Temsilciler Meclisi’ndeki kararda Demokratlar etkili olmuştu. İsveç’te de “sol” kanat. AKP, Türkiye’de muhafazakâr bir parti olmasına karşın, dışarıda “reformist” kimliğiyle destek buluyordu. Oysa AB Parlamentosu’nda bu dengenin gerçek yerine oturması, CHP gibi halen Sosyalist Enternasyonal üyesi olan “sosyal demokrat” partilerin de devreye girmesi ihtiyacı “soykırım” kararlarından sonra kaçınılmaz gözüküyor. Kürt meselesinde de aynı ihtiyaç vardır.
Tarihi tezkere ancak güçlü bir siyaset ve diplomasiyle hayata geçirilebilir.
Aksi halde “Şerefli yenilgiler” serisi devam eder.

İşte ileri demokrasiye sahip ülkemiz...