Uykuya dalmam için gerekenin, dayanacak bir duvardan öte olmadığı günlerin pek de uzak olmadığını anımsıyorum. İki ameliyat arası tabure üstü uykuları, trafik ışıklarında beklerken direksiyon başında dalmalar, yemek yemeyi unutarak uykuya geçmeler, sabah 4. alarma rağmen yastıktan ayrılamayışlar; hepsi de en az bugünkü kadar yorgun olduğum durumların ertesinde yaşanmış, gerçek deneyimler. O deneyimlerde beni uyumaya yönelten veya uyanamamama sebep olan faktörün ne olduğunu hiç irdelememişken şu anda “bırak beni kapanayım” diyen göz kapaklarıma başkaldırımın sebebini şiddetli bir şekilde merak etmekteyim.

Neden bazen bu kadar basitken uyumak bazen imkansız oluyor?

“Uyku tüm memelilerde, kuşlarda ve balıklarda gözlenen doğal dinlenme biçimidir” diyor Vikipedi uyku hakkında. Beyin aktivitelerinin tam olarak durmadığı ancak değişikliğe uğradığı bir hal. Bir nevi “stand-by” da yani hazırda bekleyerek dinlenme hali. Fazları olan, derinleşip yüzeyselleşen, kendi hastalıklarına sahip olan ve insanların toplam hayatlarının neredeyse üçte birini geçirdikleri fizyolojik bir dinlenme halidir uyku.

Ergenlik öncesinde çocukların gecede en az 11 saat, yeni doğmuş bebeklerin ise 18 saat uyuması gerekiyor. Ergenlik çağındaki çocuklar ise gecede 10 saat uyumalı. Erişkin bir birey için ise 8 saatlik uyku yeterli.

Modern bilimin tanımlamalarına göre tarif edilen günde tek sefer ve 8 saat olarak kabul gören bu düzen ABD'de Virginia Tech Üniversitesi'nden Roger Ekirch'e göre bu düzen her zaman böyle değildi. Roger Ekirch’in 2001 yılında yayımla araştırmada; yüz yıl önce insanların uykusu iki büyük parça şeklindeydi. İnsanların çoğu o dönemde günde 2 sefer 4-5 saatlik uykuya yatmaktalardı. Dr. Ekirch’e göre 19. yüzyılda evlere elektriğin gelmesi, yapay ışığın insanın vücut saatini değiştirmesi ve endüstri devriminin üretkenlik ve verimliliğe büyük önem vermesi uyku düzeninin değişimini ivmelendiren faktörler oldular.

Her gece uykuya daldıktan sonra her biri 60 ile 100 dakika süren ve çeşitli evrelerden oluşan uyku aşama döngülerine giriyoruz. Her döngünün ilk evresi uyku ile uyanıklık arasında uyuşukluk. Bu süreçte nefes alma yavaşlıyor, kaslar gevşiyor ve kalp atış hızı düşüyor. İkinci ve üçüncü evreler birlikte yavaş dalga uykusu olarak biliniyor ve bu sürede rüya görülmüyor İkinci evre biraz daha derin bir uyku ve bu evrede uyanmak mümkün. Üçüncü evre olan derin uykuda uyanmak çok zordur çünkü vücudumuzdaki faaliyet en aza inmiştir. Bu evreden sonra ise REM olarak bilinen rüya uykusuna giriyoruz.  Bu sırada rüya görüyoruz.

Bu bilimsel bilgilerin ötesinde uykuya atfedilen bu değer nedendir?

Uyku, yukarıda tarif ettiğim şeklindeki gibi saf fizyolojik bir olay değildir. Psikolojik komponenti de kuvvetli, değişken bir süreçtir, ritüeldir. Zorla uyunabilir, maalesef uyunabilir, çok uyunabilir, üzüntüden uyunabilir, unutmak için uyunabilir, kaçmak için uyunabilir, yorgunluktan uyunabilir. Yorgunluktan uyumak mümkün de olmayabilir veya maalesef uyunamayabilir, üzüntü ve stres uykuları kaçırabilir, çok yorulunca uyku kendiliğinden kaçabilir.

Irksal ve toplumsal farklılıklar gösterir. Meslekler arasında uyku özellikleri ve zamanlaması farklıdır. İnsanların dönemsel uyku alışkanlıkları bile birbirinden farklı olabilir; kışın “erken yatıp erken kalkan ve bir yumurtayı sütle çırpan” kişi yazın “eller havaya, hayda hoppa” derken bir bakar ki “gece kuşu” oluvermiş.

Hep aynı sonucu elde edemez uyuyan kişi. Her zaman dinlendirmez de uyku. Kimi zaman kendini mayalar, bazen de 10 dakikası bir günü kurtarır. Kimine 4 saati yeter bir sonraki 20 saati geçirebilmesi için, bazısı 8 saat uyumazsa “babasını tanımaz”. Sabah güneşini görmeden gününü geçiremeyenler, perde ile karartılmış odadan güneş geçmeden uyandığında “afyonunu patlatamayanlar” ile aynı dünyayı paylaşırlar. Sabah alarmını, uyanması gerekenden 10 dakika öncesine kurup 10 dakika kazanarak mutlu olanlarla, son dakikacı uykucular bazen beraber koşarak yetişirler servislerine.

Emareleri vardır, kendini belli eder. Bazen uyku gelince esnenir, bazen uyanınca; esnenince de gözler yaşarır. Gerindirir insanı, özellikle de sonrasında. Gözleri kızartır yokluğu, şişirir çokluğu; göz kapaklarını ağırlaştırır hem yokluğu hem çokluğu. Omuzlar çöker, göbek dışarı göğüs içeri gider. Bakışlar tek bir noktada odaklanır, konuşulanlar duyulur ama anlaşılmaz, bakılır ama görülmez. Konuşulur ama sonradan hatırlanmaz.

Yatak en önemli öğelerinden biridir uykunun; yumuşağı serti, ikizi, teklisi, çift kişiliği, ekstra genişi, bazalısı, bazasızı, viskolusu, yaylısı. Çeşit çeşit, keyfe göre. Yumuşak yastıktır bazısının tercihi; çift yastıksız yatamayan, sert yastıkla yatanı eleştirirken kuş tüyünden vazgeçemeyenler yastıksız yatanları hiç anlayamayacaklardır. Yazın bile yorgansız yatamayanlar da vardır kış aylarında çıplak uyumayı sevenler de. En büyük tartışma konusu olur bazen uyurken çorapların akıbeti. Erken kalkıp koşanlar, koşu kıyafetleri ile uyurlar bazen. Kampta uyku tulumudur mekan, yelkende havuzlukta bulunan bir bedenin sığacağı herhangi bir yer. 

Uykunun uyanışı da ayrı bir ritüeldir. Eller kollar dört bir yanda bir uyku süresinde uyananlar ile gözlerini iki saniye içinde açtıktan sonraki yedinci saniyede uyanmış olanlar aynı günü selamlar. Kimisi buz gibi su ile bile ayılamazken, ılık duşsuz başlayamayanlar da vardır güne.

Uyku bu şakaya gelmez. Kendi kendine gelebilir, zorla da getirilebilir… Ama şakaya gelmez.

Hadi iyi uykular.