KitapRSS
05.01.2011 - 17:41 | Son Güncelleme: 05.01.2011-17:44

Kader var mı gerçekten?

Rachel Ward imzalı “Sayılar”, insanların yüzlerine baktığı zaman ölüm tarihlerini görebilen 15 yaşındaki bir genç kızın iç dünyasından ölümü sorguluyor.

Sitene Ekle
Kader var mı gerçekten?

BÜLENT USTA

Paul Nizan, “Fesat” adlı romanında, “Gençler pek ender sözünü etseler de, sözünü etmekten utansalar da, ölümü herkesten fazla ve sabırla düşünürler” diye yazmıştı. İngiltere’nin önde gelen gençlik romanı yazarlarından Rachel Ward da “Sayılar” adlı romanında gençlerin sözünü etmekten utandıkları ölümü işlemiş.
İnsanların yüzlerine baktığı zaman ölüm tarihlerini görebilen 15 yaşındaki bir genç kızın iç dünyasından ölümü sorgulayan romanın ikinci cildi yayımlandı bugünlerde.

Sırrıyla yaşıyor
Romanın başkahramanı ve anlatıcısı olan Jem; babasını hiç tanımamış, eroin bağımlısı bir fahişe olan annesini de yedi yaşındayken kaybetmiş bir genç kız. İçe kapanık sessiz bir yaşam süren Jem’in büyük bir sırrı vardır ve o sırla nasıl yaşayacağını bilemediği için de şehrin ıssız yerlerinde huzur bulmaktadır.
Jem’in sırrı, doğuştan gelen doğaüstü bir yetenektir. İnsanların yüzlerine bakınca gördüğü sayılara önceleri bir anlam veremeyen Jem, sonradan bu sayıların ölüm tarihleri olduğunu keşfeder. Yüzüne baktığı insanın ne zaman öleceğini bilen Jem, gördüğü sayıları kimseye anlatmaz.
Rachel Ward, bu sıradışı genç kızın iç dünyasından bize bir hayat tasviri sunar önce. Herkes bir gün öleceğini bilse de ölümü düşünmeden yaşamaya çalışırken; Jem insanlara baktıkça, zihninde beliren sayılar yüzünden ölümle her zaman yüz yüze bir hayat sürmektedir. Ama onun bu yalnızlığı pek uzun sürmez. Kendisinden farklı nedenlerden de olsa, insanlar tarafından dışlanmış bir başka genç olan Örümcek lakaplı Terry, bir kere peşine takılmıştır.
Romandaki olaylar, okuldan uzaklaştırma cezası alan Jem’le Örümcek’in Londra’da gezintiye çıkmasıyla başlar aslında. Avrupa’nın en yüksek dönme dolabı olan London Eye’a giderler. Jem, orada bulunan insanların yüzlerinde hep aynı sayıları görünce paniğe kapılıp, Örümcek’i de peşinden sürükleyerek oradan kaçmak ister. Onlar oradan uzaklaşınca da, London Eye’da büyük bir patlama olur. Kameralar, patlamadan kısa bir süre evvel kaçan bu iki tuhaf genci kaydettiği için polis, Jem ve Örümcek’i saldırıyı gerçekleştirenler zanneder ve büyük bir kovalamaca başlar.

Gençliğin umursamazlığı
Romanın bundan sonrası hakkında bilgi vererek, sürprizleri bozmak iyi olmayacak. Ama London Eye’daki patlamadan sonra Jem ve Örümcek’in yaşadığı serüven, Godard’ın “Serseri Aşıklar” ya da Arthur Penn’in “Bonnie ve Clyde” filmini çağrıştıran bir aşkı da işin içine karıştırıyor. Üstelik peşlerinde sadece polis de yok. Tüm bu serüvenin can alıcı noktası ise, Jem’in âşık olduğu Örümcek’in öleceği tarihi bilmesidir.
Jem, Örümcek’in ölüm tarihini değiştirebilecek mi? Sahip olduğu doğüstü yeteneği, daha ne kadar insanlardan saklayabilecek? Jem’in iç dünyasından olup biteni izlerken, ölüme ve aşka başka bir açıdan bakıp, özellikle ‘kader’in varlığını sorgularken buluyor insan kendisini. Kader diye bir şey var mı?  Varsa eğer, insan kendisinin ya da başkasının kaderini değiştirebilir mi?
Jem’in kaderciliği, aslında günümüz gençliğinin ‘umursamaz’lığına dair eleştirileri de anımsatıyor. Jem, ruh halini şöyle tanımlıyor romanın bir yerinde: “Durgun, boş, kocaman bir yükün altında ezilmiş.”

Etiketler:
Yorum Yazın
Gönder
"Evlenmeliyiz" şarkısı kime aittir?
©Copyright 2014 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.
İlginizi ÇekebilirX