GECİKMELİ DE olsa ‘Invictus’ (Yenilmez) filmini gördüm geçen akşam.
Film Nelson Mandela’nın Güney Afrika’sında geçiyor. 1995 yılında orada düzenlenen rugby dünya kupasında Güney Afrika’nın şampiyon olması üzerine kurulu. Clint Eastwood yönetmenlikteki başarısını aynen devam ettiriyor.
Film, ismini, William Ernst Henley tarafından yazılmış Invictus şiirinden almış. Mandela’nın hapishane yıllarında güç aldığı bu şiirin son iki dizesi şöyle: Kaderimin efendisi benim / Ruhumun kaptanı benim.
Senaryo Jonh Carlin’in “Düşmana Karşı Oynamak” adlı kitabına dayanıyor. Bir sportif başarının uzun yıllar ırkçılığın çıkmazında kıvranmış bir ulusu nasıl birleştirdiğinin hikayesi. Oralara ait bir senaryo ama buralara dair de şaşırtıcı derecede çok ders barındırıyor içinde.
Büyük lider olmanın ne demek olduğunu insanın kafasına vura vura anlatıyor film. Demokrasiye nasıl sahip çıkılması gerektiğini, önyargıları kırmak için gösterilmesi gereken sabrı, barıştan yana olmanın yolunu yordamını, farklılıkları yumuşatmanın önemini güzel sergiliyor.
Mandela’nın küçücük bir hücrede yirmi yedi yıl hapis yaşadıktan sonra ülkesine nasıl ilham verdiğini, herkesi nasıl kucakladığını çarpıcı bir biçimde yansıtıyor. Çoğunluğun azınlığa karşı göstermesi gereken hoşgörüyü vurguluyor. Adamın (Mandela’yı Morgan Freeman oynuyor) ışığı perdeden dışarı taşıyor sanki. Öfke yok. İntikam yok. Siyahların istekleriyle, beyazların korkularını özenle yönetiyor Mandela.
Filmde yalnızca siyasetçiler değil, herkes hayata dair ipuçları bulabilir. Bireysel kararlılığa, motivasyona vurgu var. Ama birbirine önyargıyla bakanları yakınlaşarak bütünlüğü pekiştirmeyi de önemsiyor Mandela. Bunu da ortalığı dağıtmadan yapıyor. Film bu anlamda moral veriyor. Uzlaşamaz sanılanların uzlaşmasını, başarılmaz denilenin başarılmasını göstererek.
Keşke bu film aylarca vizyonda kalsa, TV’lerde oynasa, okullarda gösterilse, dvdleri gazeteler tarafından promosyon olarak dağıtılsa diyor insan. Mandela’nın yönetim biçimi analiz edilse, tartışılsa. Siyasi parti grup toplantılarında konuşulsa.
Hepsi hepsi bir film bu, neyi değiştirebilir ki diyenler olacaktır tabii. O kadar saf değiliz, mucize beklemiyoruz. Gören, filmin sembolik önemini hemen hissedecektir. Bu film bir kişiye bile demokrasi ayarı yapsa kazançtır. Demokrasiden korkanlara da, tahammülsüz demokratlara da diyeceği var bu filmin. Hem de yumuşak yumuşak.
Ayrıca demokrasi iddiası olan herkesin dünya liderlerinin deneyimlerinden yararlanması gerekir. Demokrasiyi hatmetmiş ve hazmetmiş gibi yapıp uyarılara kulak asmamak akılcı değil.
Bu arada şunu da belirtelim, filmin ilk hafta gişe rakamı 8.000 kişinin biraz üzerinde! Kurt Adam filmi iki haftada 80.000 yapmış! Tablo pek parlak değil yani! Umarız ilerleyen haftalarda toparlar.
Bu ülkede bir süredir bir gerginlik, savrukluk, hatta özensizlik sürüyor. Normalleşmemiz de bir tuhaf. Hoyratlık ve demokrasi bir arada olamıyor. Demokrasi esasen öteki gibi görünenin üzerine titremeyi gerektiriyor ki bu epeyce yürek isteyen bir iş! Keza öfkenin de demokrasiye bir katkısı yok. Bilakis ne olursa olsun anlayış, hoşgörü istiyor demokrasi.
Bu film işte onu gösteriyor belki: başka türlüsü, daha iyisi mümkün! Yeter ki kaderimizin efendisi, ruhumuzun kaptanı olalım.
Bul

Tarık Dursun K, 81 yaşını, Kocaoğlu ile kutladı...