Kadınlar ve erkekler bir elmanın iki yarısıdır malum. Ancak bir araya geldiklerinde gerçek bir bütün oluştururlar. Mutluluk, heyecan, neşe, başarı hatta kızgınlık, öfke, üzüntü, hırs… Hepsi, karşı cinsin varlığı ile anlam kazanır. Duygular karşılığını, kavramlar ?muhattabını bulur. İki cinsten herhangi birinin olmadığı bir dünyayı fizyolojik ya da algısal düzeyde tahayyül etmek çok ama çok zordur.

Yine de şöyle bir düşünelim. Kadınların var olmadığı bir dünya…
Sokaklarında kadınların dolaşmadığı, evlerinde yalnızca erkeklerin yaşadığı, ofislerinde erkeklerin çalıştığı... Parkında, bahçesinde, arabasında, alışveriş merkezinde, yediden yetmişe boy boy erkeklerle dolu bir dünya. Erkeklerin ancak erkeklere egemen olabildiği, ikinci bir cinsin varlığına bağlı olarak iktidar ve özgürlük savaşlarının yaşanmadığı ütopik toplumlar...    

Kadın olmasa nasıl bir dünya olurdu burası?
Hayli siyah beyaz olurdu her şeyden önce. Yeryüzünde varlık gösteren bunca renk, ilhamını biraz da kadınların varlığından alır. Saçıyla, makyajıyla, gülüşüyle, istekleri, hayalleri, umutlarıyla kadınlardan doğar en çarpıcı renkler. Kadınların olmadığı caddelere ağır bir tekdüzelik, insanın iliklerine işleyen bir cansızlık çöker. Ne baharlar bahar gibi gelir coğrafyalara, ne güneş insanın gözlerini kamaştırabilir parlaklığıyla. Gökyüzünden okyanuslara, topraktan ağaçlara kadar her şeyin rengi biraz daha solgundur kadınların olmadığı yerde.

Kadınsız bir dünya az konuşulan ve muhtemelen kahkahaların çok daha nadir yükseldiği bir dünya olur. En karanlık çağlarda, en amansız dertlerin tam ortasında bile insanın ruhunu şenlendiren, dünyayı ?aydınlanan gülüşler duyulmaz olur. Yaşadığımız devirde ve ?bu topraklarda kimileri tarafından "hafiflik" emaresi olarak yorumlanan o kahkahaların yokluğu koca bir eksiklik olarak belirir insanlığın kalbinde. Dünya giderek daha karanlık ve daha ruhsuz bir yere dönüşür.

Erkekler ağlamayı bile unutabilir kadının olmadığı yerde. Ağlamanın insanı yenileme, tazeleme gücünden bihaber kalırlar ebediyen. Ağlamanın bir zayıflık değil bir var olma ve hissetme biçimi olduğu gerçeğiyle hiç tanışamazlar belki de.    

Sadece erkeklerin varlık gösterdiği bir gezegende çağlar yine birbirini takip eder, toplumlar yine ilerler elbette. Tarih yazılmaya, teknoloji gelişmeye devam eder. Pek çok alanda gelişim mümkün olur olmasına ama estetikten yoksun bir gelişim olur bu. Çünkü kadın gözüyle şekillenen, kadının varlığı ile ortaya çıkan estetik algıdır dünyayı güzelleştiren. Kadının olmadığı bir dünyada teknoloji de sanat da estetik yetmezlikten kan ve can kaybına uğrar zamanla.

Kadın olmazsa erkek evde daha mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşayabileceğini düşünür belki ama bu düşünce gerçek bir yanılsamadan ibarettir. Bir kere dağınıklık ve düzensizlik sinsi ve güçlü bir virüs gibi yayılır tüm dünyaya. Toplumsal yaşamın hakiki düzen getiricileri kadınlardır çünkü. Onların olmadığı yerde düzensizlik, karmaşa ve hatta kaosun baş göstermesi işten bile değildir.

Hepsinden önemlisi de kadının olmadığı bir dünyada mücadele ruhu da zamanla yitip gider. Kadınların tarih boyunca birey olmak ve özgür olmak adına sürdürdükleri mücadeleler ve bu yolda kat ettikleri yol, insanoğlunun dünden bugüne aldığı en büyük derslerden biridir.

Kadın olmak demek yılmamak, vazgeçmemek, çabalamak, ilerlemek, değiştirmek, dönüştürmek ve ille de kazanmak demektir. Bir gülüşün içine tüm duyguları ve koca bir dünyayı aynı anda sığdırabilmektir kadınlık.

Kadın olmak hem anne, hem çalışan, hem arkadaş, hem patron, hem işçi, hem yetişkin, hem çocuk ve hem de kadın olmak demektir.    

Kadınların olmadığı bir dünya nasıl mı olurdu?
Kadınlar olmasaydı dünya, uzayın sonsuz boşluğunda amaçsızca salınıp duran kupkuru bir gezegenden fazlası olamazdı.

Kadınlar günümüz kutlu olsun...