YaşamRSS
08 Eylül 2010 - 22:34

Kâğıt helvası

Çetin Altan Şeytanın gör dediğic.altan@bnet.net.tr Tüm Yazıları »

Geçen yılki bayramda yine ufaktan bir tartışma çıkmıştı:  - Bayramın adı “Şeker Bayramı” mı, yoksa “Ramazan Bayramı” mı, diye...
* * *
Tartışma öyle büyük meydan mitingleri ve havaya kalkan suçlayıcı işaret parmaklarıyla, siyasal bir kutuplaşmaya dönüşmedi neyse ki...
* * *
Kazara bir çatışma da o konuda çıksaydı, kim bilir ne muhteşem hitabet örneklerine tanık olacaktık:
- Ortak bir mutluluğun kutsal bir gönül tacı olan bir bayrama, “Şeker” adını çok görenler; milleti kahırlardan kahırlara sürükleyenlerin içlerine sindiremedikleri öyle bir “ağız tadı”dır ki, her gün zehir zıkkım kusanlar, elbet de “Şeker Bayramı”nın adını silmek isterler takvimlerden...
* * *
Herhalde böyle bir suçlamaya, yanıt da şöyle gelirdi:
- Bir eli yağda, bir eli balda olan haramzadelerin; “Ramazan Bayramları”nda, vazgeçtik yakınlarına bir hediye almayı, eve gelen ziyaretçilerine bir şeker ikramından bile yoksun bulunanlardan elbet de haberleri yoktur. “Ramazan Bayramları”, sadece cüzdanları şişkinlerin değil, kesecikleri bomboş olan yoksulların da bayramıdır. “Ramazan Bayramları”na, “Şeker Bayramı” diyerek; haramzade takımının zevk-i sefasını, mızrak mızrak boynu bükük İslam’ın gözüne ve kalbine saplamaya kalkanlar, utanmalıdırlar. Toplumsal eşitsizliğin mimarları, hiç değilse “Ramazan Bayramı” adında, ruhani bir eşitliğin denklemine saygılı olmalıdırlar...
* * *
“Şeker Bayramı”, yahut “Ramazan Bayramı”...
Bendenizin çocukluğunda, bu tür tartışmalar yoktu. Kimsenin siyaset konuştuğu da yoktu.
Ne anayasadan haberi vardı kimsenin, ne adam başına düşen “milli gelir birimi”nden...
Türkiye’nin nüfusu da, bugünkü İstanbul’un nüfusu kadar, yani 15 milyon dolaylarındaydı.
* * *
“Şeker Bayramları”nın arifesinde rahmetli annem, beni de yanında Göztepe’den Kadıköy’e götürürdü.
Ve Kadıköy’de bana yeni ayakkabılar alınırdı.
* * *
O gece, yeni ayakkabılarım yastığımın kıyısında uyurdum.
* * *
Bizden önceki kuşağın kalem emekçileri ise, her bayram “eski bayramları” öylesine kaybolmuş bir “gökkuşağı”nın özlemleriyle anlatırlardı ki; özellikle onları okuyan ciciannem de, aynı özlemlerle beyaz saçlı başını iki yana sallar ve içini çekerdi.
* * *
Bayram sabahlarında büyüklerin ellerini öpme âdeti vardı. Onlar da birer beyaz mendil verirlerdi evin küçüklerine.
* * *
Son 80 yılın bayram yazıları toplansa...
Kaç kişi ilgi gösterir bilmem ama; bugünkü kutuplaşmaların kılçıl damarlarına da rastlanılabilir o yazılarda.
* * *
Rastlanılabilir, çünkü nelerin değiştiğinin ve değişmediğinin bir “perspektivi” kendiliğinden ortaya çıkar o yazılarda.
* * *
Dünkü Milliyet’te, İngiliz The İndependent gazetesi muhabiri Robert Fisk’in bir haberi vardı.
Fisk, 10 ay süren bir araştırma sonucunda, “yılda namus adına 20 bin kadının öldürüldüğünü” bir yazı dizisi yapmıştı.
* * *
Namus cinayetlerinin bolca işlendiği ülkeler sıralamasında Pakistan başı çekiyordu.
Ve Türkiye de 2’nci geliyordu.
“Resmi kayıtlara göre Türkiye’de 2000-2006 yılları arasında 480 kadın namus cinayetlerine kurban gitmişti.”
* * *
Eski bayram yazılarında bu tür konulara değinildiği yoktu ama; çapkınlığın erkekler için “tırnak kiri”, kadınlar için “namus lekesi” olduğu esintileri vardı.
* * *
“Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda”, bürokratik kesimde “giyim kuşam” çağdaşlaşmış, ama ne “töre cinayetleri” değişmiş, ne bütçe şeffaflaşmış ve kamuoyu bilincine yansıtılmıştı.
* * *
21. yüzyıl ise, Fransız İhtilali ile ortaya çıkan “ulus-devlet” modeli barajlarını yıkan bir tsunami gibi, önce Avrupa kıt’asında “Avrupa Birliği”ni gerçekleştirerek, “küreselleşme” döneminin dalgalarını köpüklendiriyor.
* * *
Türkiye de, dış dinamiklerin hızlandırdığı bir çalkantıya doğru kaymakta...
* * *
Bayramla birlikte siyasal mitingler de sona erdi. Pazara da referandum oylaması var.
Önümüzdeki hafta yorumlar, yorumları doğuracak. Medyada kim bilir ne beşikler sallanacak...
* * *
Bayram...
Tam yarım yüzyıl önce Milliyet’teki çaycımızın adı da Bayram’dı. Kim bilir geçen yıllar içinde neler yaşadı?
* * *
100 yıl sonraki bayramlar, belki de “uzay”da kutlanacak, bugünkü aklımız havsalamız almasa bile...
* * *
Sanırız, “töre cinayetleri” de geçmişte kalır o dönemlerde.
Bugün, ağrıyan dişleri berberlerin çekip çıkarması, nasıl geçmişte kalmışsa...
* * *
Şeker, yahut Ramazan Bayramı’nın ilk günü.
Kutlarız.
* * *
Her bayram bir kâğıt helvası, tadını çıkarmalı; çabuk geçiyorlar....

 

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
"TÜRKÜ BABA" lakaplı ünlü özgün müzik sanatçımızın adı nedir?
Markapon
©Copyright 2010