İnsanoğlunun yaptığı en kolay şey sanıyorum biat etmek. Çünkü biat edince birey olarak kendini tüm sorumluluklardan azat etmiş oluyorsun. Bir otoriteye ya da toplulukla alınan bir karara uyum sağladığında bu kararın sorumluluğunu da almamış oluyorsun.
 
Kişinin bir gruba, topluma ya da otoriteye ayak uydurmasının altında sorumluluktan kaçış duygusu ve varoluşunu sorgulamamak yatıyor. Tribünlerdeki şiddet olaylarından ya da en basit örneği ile günlük hayatta hiç düşünemeden kabul ettiğimiz uygulamalara kadar pek çok şeyin altında kararlarımızın sorumluğundan kaçış yatıyor. ‘Herkes yapıyordu’ diyebilmek için, ‘çünkü inandığım şey için yaptım’ demek için yapılıyor. ‘Eylemimin sorumluluğu kendimi adadığım grup ya da inanca aittir’ demek için. Eğer bir karar var ve sonucu hatalı ise o sorumluluktan kaçmak için.
 
Sosyal deneyler gösteriyor ki insanlar otorite olarak gördüklerinin etkisiyle hareket ettiklerinde yanlış da olsa sorgulamadan bir kararı uygulayabiliyorlar. Ya da bir toplumun geneline uymak için anlamını sorgulamadığı eylemlerde bulunabiliyorlar. Şimdi bunlara iki örnek vermek istiyorum.
 
Yale Üniversitesi profesörü Stanley Milgram tarafından 1961 yılında yapılan sosyal psikoloji deneyinde, içerideki kişilere verdiği sorulara yanlış cevap veren öğrenci deneğine belli voltajda elektrik yüklemesi yapılacağı açıklanmış. Her uygulama sonrası deneklerden daha kuvvetli şok veren butonlara basmaları istenmiş. Her yanlış yaptığında işbirlikçi öğrenci deneğe voltaj veren öğretmen deneğin arkasında bir bilim adamı onun yaptıklarını takip ediyor, camın arkasındaki kişiye volt vermeyi kabul etmeyen deneklere şöyle diyordu: “Deneyin devam edebilmesi için bu gerekli.” Bundan sonra denek, volt vermeye devam ediyor içeriden gelen acı ses onu düşündürüp vazgeçmeyi düşündürse de arkasında bekleyen bilim adamı buna devam etmesine gerek olduğunu açıklıyor. Deney sonunda bu isteği, deneklerin %65’i kabul etmiş ve 450’ye varan volt vermeye razı olmuşlardır. Bu voltun birini öldürmeye sebep olacağını bilmelerine rağmen devam etmeleri şu şekilde açıklanabilir: Arkasında onu gözleyen bilim adamının bunun gerekli olduğunu açıklaması. Otorite olarak gördükleri bilim adamının dediklerini, sonucu düşünmeden devam etmelerini, insanların karar verme aşamasında otoriteden ne kadar etkilendiklerini de ortaya koyuyor. Bir parantez açmak gerekirse, neyse ki camın arkasında voltaj alan biri yok, kasetten sesler dinletiliyor. Aslında deney sırasında kimse fiziksel olarak zarar görmüyor fakat deneklerin bunu bilmemesi ve bir insanın canını yakma pahasına devam etmesi, insanoğlunun etki altında kaldığında neler yapabileceği karşısında da dehşete düşürüyor. Parantezi kapadım.
 
National Geographic Zihin Oyunları Belgeseli'ndeki deneyde ise, ücretsiz göz muayenesi için bekleme salonundan içeri giren hasta, diğer bekleyenlerin arasına otuyor. Bir süre sonra zil çaldığında bekleyenlerin ayağa kalktığını fark ediyor. Her zil sonrası ayağa kalkan kişileri izleyen denek duruma anlam veremese de üçüncü zilden sonra onlara uyum sağlıyor. Deneyin daha da ilginç yanı sonra başlıyor. Bekleyen diğer insanlar yavaş yavaş gidiyor ve denek bekleme salonunda kalıyor, zil çaldığında tek başına olsa da ayağa kalkmaya devam ediyor. Sonra yeni bir denek katılıyor ve ilk deneğin her zilde ayağa kalkmaya başlamasına başta anlam veremese de o da bu duruma her zilde katılıyor. Sonra yeni gelen deneklerde bir süre sonra aynısını yapıyorlar. Deneyin sonunda sosyal öğrenme kavramı ile ilgili bir sonuç çıkıyor. İnsanoğlu çevresinde gördüğü durumlara topluma uyum sağlamak için sorgulamadan kararı uygulamaya meyilli bir varlıktır. “Herkes öyle yaptığına göre ben de aynı kararla devam etmeliyim. Yanlış olan sonuçta da ama herkes öyle yapıyordu diyebilirim” demek için.
 
Sorumluluktan kaçmanın özgür irademizle karar almamızı engelleyen en büyük mekanizma olduğu ortaya çıkıyor. Peki, sorumluluktan hangi özellikteki bireyler daha fazla kaçıyordur?
O da karar verme yazı dizimizin bir sonraki konusu olsun.
 
Sevgilerimle
 
Dilek Söylemez
Psikolojik Danışman