Geçtiğimiz haftanın en çok beklenen filmi tartışmasız Disney'in Karayip Korsanları serisinin 5. filmi olan "Salazar'ın Intikamı" (Pirates of the Caribbean: Dead Men Tell No Tale) idi. Ancak film beklentlerimizi karşılayabildi mi? İşte o tartışılır!
 
Öncelikle, serinin sıkı bir takipçisi olarak, uzun bir süre sonra tekrar Karayip Korsanlarını izlemek benim için çok heyecan verici bir durumdu. Hele ki serinin 4. filmi "Karayip Korsanları: Gizemli Denizlerde" fiyaskosundan sonra bu filmin çok daha iyi olmasını bekliyordum. "Sonuçta Johnny Depp var işin içinde, ne kadar kötü olabilir ki?" dedim ama gerçekten hayal kırıklığı olan bir filmle karşılaştım. 
 
İtiraf etmeliyim, 4. film kadar kötü değildi. En azından 4. filmde büyük eksikliğini hissettiğimiz Will Turner ile Elizabeth Swan, Jack Sparrow'un biricik gemisi Kara İnci, Eski Ingiliz askerleri- yeni korsan tayfaları Mullroy ve Murtogg ikilisi ve haylaz Maymun Jack gibi eski karakterlerin geri dönüşü ile hikayenin karada değil de tekrar açık denizlerde geçiyor olması, filmi bir nebze de olsa kurtarıyor. Fakat, filmde o kadar gereksiz bir şekilde yeni karakterlere yer verilmiş ki bırakın bu saydıklarımı Jack Sparrow bile gölgede kalan bir yan karaktere dönüşüyor. İlk üçlemenin çılgın ama denizlerin en iyisi Kaptan Jack rolüyle tanıdığımız Johnny  Depp'i, bu filmde ana karakterlere serüven boyunca eşlik eden yan komedi karakteri Jack olarak izliyoruz.
 
Filmin hikayesine gelince bizi, ilk 3 filmin ucuz bir tekrarı karşılıyor. Bundan yıllar önce Kaptan El Matador del Mar (Salazar) ve Jack Sparrow'un yolları kesişmiştir. Jack ona bir oyun oynayarak Şeytan üçgenine sürüklemiş ve orada hapis etmiştir. Salazar intikam için dönünce Jack, kendisini kurtarmak adına sahibine denizlerin mutlak kontrolünü veren Poseidon Asası'nı bulmak zorundadır. Bunun için güzel ve zeki gökbilimci Carina Smyth ve Will Turner'ın oğlu rolunde dik başlı, genç bir denizci olan Henry ile anlaşarak zorlu bir yolculuğa çıkar. 
Biz bunları zaten izlememiş miydik? 
Jack Sparrow yine geçmişinde yaptığı şeylerden dolayı hayalet/ölü bir düşmanla karşı karşıya gelir. Evet aynı ilk filmdeki Kaptan Barbossa ve ölü tayfası gibi, evet evet aynı ikinci filmdeki Davy Jones ve lanetli denizcileri gibi. Bu seferki intikam peşindeki kötü adamımız ise denizlerden korsanları temizlemeye ant içmiş İspanyol Kaptan Salazar. Javier Bardem her ne kadar çok iyi bir seçim olsa da, hikayedeki karakterin hafızalarımızda yer edecek çok da farklı bir yanı yok.
 
Gelelim marjinal korsanımıza eşlik eden genç çiftimize: Carina ve Henry. Yapımcılar önceki filmlerdeki Elizabeth ve Will Turner romantizmini yeni jenerasyonla tekrar yaratmak istemişler ancak bunun için hiç bir çaba harcamamışlar. Başına buyruk bağımsız bir genç kadın ve korsan babasının lanetini kaldırmak için savaşan bir delikanlı. Hadi ama! Neredeyse 15 yıl sonra ama, yine idamdan kurtarma sahneleri, yine açık denizde gemiden atma blöfü, yine ayrı düşme ve büyük buluşma. Madem öyle, bunu yine aynı kadroyla yapsaymışlar dedim film boyunca. Yanlış anlaşılmasın, genç oyuncularla problemim yok. Hatta Henry Turner rolundeki Brenton Thwaites'in bu rol için biçilmiş kaftan olduğunu düşünüyorum. Ama filmi  izleyen kimsenin de film boyunca Carina ve Henry aşkına, 30 saniyelik Will ve Elizabeth sahnesinde olduğu kadar heyecanlandığını sanmıyorum. 
 
Kısacası Salazarın İntikamı Disney'in , gerek filmlerinden gerekse eğlence parklarından çok iyi paralar kazandıran Karayip Korsanları serisini, yeni filmler ve taze yüzlerle canlı tutmaya çalışmasının  bir sonucu. Ancak bunu yaparken, yeni jenerasyon oyunculara geçmek için bence biraz erken davranmışlar.