Evlendiğinizde mutlaka karşılaştığınız ilk şey acilen bir çocuk sahibi olmanız gerektiği tavsiyelerdir.Tüm aile büyükleri geçip de karşınıza, önce artık bir çocuğunuz olmalı der; omuzlarınızdaki baskı giderek artar.

Artık bu cümlelerden mideniz bulanacak kadar duymaya başladığınızda, bu yaşadıklarınızın sadece filmin fragmanı olduğunu anlarsınız.

İlk bölümü atlatıp de ikinci bölüme geçtiyseniz şayet, yani bir çocuğunuz olduysa şayet, benzer cümleleri duymaya az kalmıştır, korkutmak gibi olmasın! “Eee kardeş ne zaman geliyor”
 İyi niyetli olduklarını düşünerek çoğu zaman gülerek geçiştirmeye çalışırsınız. Her geçen gün artar sorular; “ne zaman, ne zaman, ne zaman kardeş gelecek” diye… Hayır aile planlaması üzerine master yapmışlar desem, kendimi avutsam, yalan! Meselenin geleneksel, ahlaksal ve yaşam koşulları temelinden bahsetsem, boş! İyisi mi susayım diyorum. Allah Büyük diyorum. Hayırlısı neyse olsun, çok şükür sağlığımız yerinde diyorum, ki gerçekten böyle düşünüyorum. Bu bölümü atlatıyoruz, şöyle bir senaryo ile karşılaşıyorum: “Yalnız büyüyen çocuklar huysuz, bencil, problemli, paylaşmayı bilmeyen, başarısız, güvensiz ve önyargılı olurlar”

Buyur!

Belki bir kısmı kabul edilebilir. Ama bu kadar olamaz, yani tek sebep bu olamaz. Şimdi sırf oyuncağını paylaşacak bir kardeşi yok diye bencil mi olacak, ya da sokakta kavga ederken yanında kendini savunacak bir kardeşi olmadığı için güvensiz mi olacak? Hiç sanmıyorum.

Elbette tek büyümenin verdiği bir takım duygular oluşacaktır. Belki yalnızlık duygusunu derinden hissedecek, belki korkuları artacak. Ancak, bunu sadece kardeşi olmamasına bağlamak bence büyük haksızlık. Anne baba olarak üzerimize düşeni yapmayıp, sorumluluktan kaçıp çocuğun tüm zeka, beden ve ruh gelişimini “kardeş”e bağlamamız ise ayrı bir fenomen. Gelecek kardeşe bindirilen yüke bakın…
Lakin tüm bu sözlerimden, “kardeş” kavramına karşı olduğum düşünülmesin. Bilakis kardeşliğin ne kadar muhteşem bir şey olduğunu bana gösteren şahane kardeşlerim var. Sadece benim burada karşı olduğum şey, insanlara hayatlarıyla ilgili sürekli uzman edasıyla tavsiyelerin verilmesi. “Büyük sözü” diye bir şey var sonuçta. İnanmak ve hatta biat etmek gerek!

Biz 4 kardeşiz. Ayten, Burhan ve Orhan adında, her birimizin ayrı şehirlerde yaşadığı kardeşleriz aslında. Bazen keşke daha çok kardeşim olsaydı derim içimden. İnsanın başını yaslayabileceği, en baba sırlarını anlatabileceği, en acı olayları paylaşabileceği kişidir kardeşi insanın. Kardeşim başımın tacıdır. Kardeşlerimle çocuklarımızı buluşturduğumuz anların mutluluğu ise bambaşkadır.
Bu nedenle hep şükrederim, kardeşim olduğuna. Çocuğum olduğuna. Ve demek isterim ki, hoş geldiniz hayatıma hepiniz ayrı ayrı. Oğlum, nar tanem ablam, can abilerim, tatlı yeğenlerim. Hoş geldiniz, iyi ki geldiniz.

Aldığım her nefeste; dünümde, bugünümde, yarınımda kardeşlerim vardı benim.

Kimi zaman aydınlık bir ufka döndüğümde yüzümü, ardımda bıraktığım tüm karanlığa inat; kardeşlerimdi iyi gelen, güçsüzlüğümde çareme. Yasladığımızda her korkuda omzuma, omzuna ve omzumuza başımızı, beyaz çiçeklerden yatak örtüsü oldu varlıkları.

Birdik, tektik, çoğaldık. Dallarımız çiçeklendi, birbirimizi saran. Hoş geldik dünyalarımıza. Varlığımıza bahar dalları olduk.

Ayşen Çatak Yalman