03.07.2008 00:34 | Son Güncelleme:
Gezi notları: KARS / Metin Münir

Kars’ın kaderi Ani’ye benziyor

Ani, İpek Yolu üzerindeki ticaret merkezlerinden biriydi. Ticaretin yolu değişti, önemini yitirdi. Ani’nin hastalığı Kars’a da bulaşmışa benziyor

Kars’ın kaderi Ani’ye benziyor

1. Bölüm

Ticaret yolları değişince, o yol üzerindeki kentler önemini kaybeder, zamanla terk edilir, ölür.
Kars’ın 40 kilometre doğusunda, Arpaçay Irmağı kıyısındaki Ani, bu ölü kentlerden biridir.
Ani, Anadolu ile Asya arasındaki geçiş olan bu yaylada, bir Ermeni krallığının başkenti olarak kuruldu, 600 yıl İpek Yolu üzerindeki önemli ticaret merkezlerinden biri oldu. İstilalar, depremler atlattı ama 16. yüzyılda açılan yeni deniz yolları ticareti başka yerlere kaydırınca varlık nedenini yitirdi, terk edildi.
Geçmişte çarşıya çıkan bu yolda, bugün inekler otluyor. (Resim1). Şehri çevreleyen surların büyük bir bölümü yıkık. Dükkânlar ve evler ortadan kaybolmuş. Kilise ve manastırlar harabe halinde.
Ne var ki Ani, bugün hâlâ Türkiye’nin en güzel ve görülmeye değer ören yerlerinden biri. Çiçeklerle bezenmiş, uçsuz bucaksız yeşil ovalar, kuş cıvıltıları  ve hangisinin Türkiye’ye, hangisinin Ermenistan’a ait olduğunu çıkaramadığınız dağlar, bu ölü başkente nadir bulunabilecek dramatik bir güzellik veriyor.
Ani öldü ama rüya görmeye devam ediyor.
Şehir bir zamanlar Kafkasya ile Anadolu’nun birleştiği yerde, bölgenin merkezi idi. Şimdi ise merkezden en uzak olan yerde. Çıkmaz sokakların en çıkmazı olan hudutta. O kadar hudutta ki yakın zamana kadar harabeleri ziyaret etmek için askerden izin almak gerekiyordu.

Ani’nin hastalığı bulaşmış gibi...
Bu ölü kentin doğu sınırında, derin bir vadi içinde, üzerinde kartallar ve leyleklerin av kolladığı, Arpaçay akıyor. Çayın diğer yakasında Ermenistan var. Anadolu’da Türkler tarafından yapılan ilk cami olan Manuçehr Camii’nin pencerelerinden hem akan suyun hem de karşı yakada çalışan buldozerin sesini duyabiliyorsunuz.
Çayın iki yakasını birleştiren köprünün sadece ayakları duruyor. (Resim 2) Kim bilir en son ne zaman üzerinden bir kervan geçti?
Ani’nin hastalığı Kars’a da bulaşmışa benziyor. Anadolu ile Asya arasında geçiş yolu olan Kars Yaylası, Persler ve Yunanlılar’dan başlayarak birçok ordunun geçişini görmüş, birçok uygarlığa ticaret merkezliği yapmış.
Fakat Kars, artık terk edilen bir kent. Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre Kars, aynı hat üzerinde bulunan Erzincan ve Erzurum gibi göç veriyor.
“Koskoca ilde toplam 72 anonim şirket var” diyor, Kars Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ali Güvensoy. Güvensoy, zahire tüccarı ama artık pek ticaret yapmıyor. Türkiye’de ticaret yapmayan ikinci bir ticaret odası başkanı var mı, bilmiyorum.
“Ticaret olmayan yerde hiç bir şeyden bahsedemezsiniz” diyor, Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu, (Resim 3)
“Kars’ta işsizlik oranı yüzde 40-45. Kars’ın kişi başı milli geliri Afrika’nın gerisinde, 838 dolar.(Bu rakam ulusal ortalamanın yüzde 10’ civarındadır.) ‘Elli milyara satılık şehir’ diye, haberler çıkıyor hakkımızda.”

Sınır kenti ama sınır ticareti yok
Soğuk Savaş döneminde Kars, Sovyetler Birliği ile sınırı olan birkaç şanssız kentten biriydi. Topun ucunda sayıldığı için çok az yatırım çekti. Sovyetler Birliği 1991’de dağıldı ama talih Kars’ın yüzüne yine gülmedi, her şey daha da bozuldu.
Bağımsızlığını kazanan Ermenistan, Azerbaycan’ın Dağlık-Karabağ bölgesini işgal edince, dönemin hükümeti, 1993’te 268 kilometre uzunluğundaki Türk-Ermeni sınırını kapattı. Ermenistan’a ekonomik abluka uygulamaya başladı. Türkiye iki ülke arasında diplomatik ilişki kurulmasına yönelik görüşmelerden de çekildi.
Bu, bir anlamda Kars’a da uygulanan bir abluka idi. Çünkü kentin, Ermenistan’la ticaretini durdurmuştu.
“Sınır kenti olup da sınır ticaretinden yararlanmayan tek kent Kars’tır” diyor Belediye Başkanı Alibeyoğlu. “Sınır kapalıysa doğal olarak göç olacaktır.”

‘Abluka büyük bir ikiyüzlülük’
Şehirdeki bütün işadamları gibi Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Güvensoy da şehrin 70 kilometre doğusundaki Doğu Kapısı’nın açılmasını, ticaretin yeniden başlamasını istiyor. “Kapıların kapalı olması ne bize ne de onlara fayda getirir,” dedi Güvensoy, “Küs olmanın da bir faydası yok. Ermenistan’ın da yanlış tutumu var. Barışık adımlar atılması lazım. Geçmiş geçmişte kalmalı.”
Kars Kalkınma Vakfı Başkanı, CHP eski milletvekili Zeki Naci Tarhan kapıların açılmasının etkisinin büyük olacağına inanmıyor. “Sadece kapının açılması Kars’ın problemlerini çözmez” diyor. “Ermenistan’ın nufusu belli (3 milyonun altında). Alacağı belli. Kapı açıkken de büyük bir ticaret olmadı.”
Aslında Ermenistan’a abluka falan uygulandığı yok. Kapı kapalı ama Ermenistan istediği malları Gürcistan üzerinden serbestçe ithal ediyor. Hopa’dan Batum’a giden birçok TIR’daki malların alıcısı Ermeni şirketleri.
“Elli tane işkenceyle mallar Gürcistan üzerinden yollanıyor,” dedi adını vermek istemeyen bir iş adamı. “Bizim cebimize girmesi gereken para Gürcistan’a gidiyor. Asker sivil herkes ne olup bittiğini biliyor. Abluka büyük bir ikiyüzlülükten başka bir şey değil.”

Asıl darbe kapıdan değil, Demirel’den geldi
Kars, Ankara’dan esas darbeyi Ermenistan kapısının kapanmasından bir yıl önce yedi. Süleyman Demirel, 1992’de, o zamanlar CHP’yi sağ partilerden daha fazla destekleyen Kars’ı cezalandırmak için ili parçaladı. Kars’ın ilçesi olan Iğdır ile Ardahan’ı il yaptı.
Ve Kars, 18 bin kilometre karelik yüz ölçümü ile, 600 küsur binlik nüfusunun yarısını kaybetti. Milletvekili sayısı 3’e düştü. Bütçeden aldığı pay azaldı. Ankara’da, pastanın bö-lüştürülmesindeki siyasi ağırlığını kaybetti. Kars’ın 2 AKP’li 1 MHP’li milletvekilinin bugün başkentte pek esamesi okunmuyor.
Alışverişlerini Kars’tan yapan Iğdır ile Ardahanlılar, kendileri birer ticaret merkezi haline geldi. Azerbaycan’a bağlı Nahçıvan Özerk Cumhuriyet’i ile ticarete Iğdır el koydu.
“Ardahan ile Iğdır’ın ayrılması büyük darbe oldu” diyor Alibeyoğlu, “Ta Gürcistan sınırındaki Posof’tan gelip Kars’ta alışveriş yapıyorlardı. Bitti... Kars, pazarının büyük bir bölümünü kaybetmiş oldu.”

Fabrika arsalarına villa yaptılar
Ankara’nın yaptığı bir başka hata, özelleştirme rüzgârını Kars’ta özensiz bir biçimde estirmesi. Yerel, sosyal ve ekonomik gerçekleri dikkate almadan uygulanan özelleştirme, Kars’ı en büyük işvereninden mahrum bıraktı: Devlet’ten.
Devlete ait 6 tesisten 5’i özelleştirildi, özelleşen tesislerin 4’ü kapandı. Bunlar arasında en önemlileri, Et Kombinası ile Süt ve Yem fabrikaları. Forslu işadamlarına pazarlanan bu şirketler kısa süre içinde işçilerini sokağa attı, tesislerin kapısına kilit vurdu. Süt ve yem fabrikalarının arsasına villalar yapıldı. Ana geçim kaynağı hayvancılık olan Kars, et ve sütünü kullanacak tesislerden mahrum bırakıldı.
MHP Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş, (Resim 4) “Bu özelleştirmelerle Kars’ın üretim damarları kesilmiştir” diyor, “Bu sürecin önümüze getirdiği sonuç, tam bir felakettir.”
Bugün, bir tek şeker fabrikası çalışmaya devam ediyor. Ama onun özelleştirilmesi için de çalışmalar var.
Dağdaş, Meclis’te yaptığı konuşmada, “Bu gidişle Şeker Fabrikası’nın akıbeti de diğerleri gibi olacaktır” diyor, “Önce özelleşecek, sonra kapanacaktır. 440 çalışanı, aileleri, 1.100’e ulaşan şeker pancar üreticisi ve ailesi ekmeğe muhtaç duruma düşecektir.”
Şeker fabrikasının onu çalıştırmayı garanti eden birine satılmaması halinde, hayvan üreticilerinin başına gelen felaket bu defa pancar üreticilerinin kaderi olacak.

 

Kars’ın arkasından ağlanmayan tek ölüsü
Kars’ın ana alışveriş merkezlerinden Halil Paşa Caddesi’ndeki dükkânında Bülent Yıldız bana bir ölüm haberi veriyor.
Ünlü Kars halısı ölmüş. Duymamıştım.  “Karsta hiç tezgâh kalmadı. En son benim 3-4 tezgâhım kalmıştı. Ben de yaptırmaktan vazgeçtim” diyor, Yıldız. Neden, diye soruyorum.
“Yapan için çok ucuz, alan için çok pahalı” diyor.
Anlatıyor: Eskiden, yaz başında, köylerde koyunlar otlamaya salınmadan önce yünleri alınır, derede yıkanırdı. Kökboyası da bu dönemde yaylalarda açılan çiçeklerden veya üzerinden kar örtüsü kalkmış bitkilerin köklerinden elde edilirdi. Evlerde televizyon yoktu.
Sekiz dokuz ay süren kış aylarında kadınlar ve kızlar evlerde halı dokurdu. Kars halısı Azeri, Ermeni, Türkmen ve Kafkas motifleri içerdiği için diğer Türk halılarından farklıydı. Avrupa’da rağbet görüyordu. Kafkas halısı diye bilinen halı Kars halısıdır. “Zor bir zenaat halı yapmak” diyor Yıldız. “Şimdi televizyon evde 24 saat çalışıyor. Devlet köylüye para veriyor. Yeni nesil istemiyor. Tamamen öldü halıcılık.”

İthal halı satıyor
Bülent Yıldız 34 yaşında. “Doğduğumdan beri bu işin içindeyim” diyor. “Toz yuta yuta bu hale geldik.”
O tozdan ben de yutuyorum. Halıcı dükkânlarına has bir tozdur bu. Halı müşterilere gösterilmek üzere açılınca biriktirdiği tozlar çıkar ve dükkânın kokusunu verir.
Yıldız’ın dükkanındaki halıların yarıdan çoğu İran ve Afganistan’dan ithal. “İşçilik ucuz olunca halı da ucuz oluyor” diyor. “Bizde işçilik pahalılandı.” Kars halısı da satıyor biraz. “Eskiden kalan halıları ihtiyaçtan satıyorlar,” diyor. “Artık yenisi yok.”
Ama eski, değerli halı hiç yok. Elindeki 4-5 eski parçayı dükkâna getirmiyor. Arasıra dükkana halıdan fazla anlamayan kardeşi bakıyor. Yanlışlıkla satar diye evde tutuyor. “O halıları satarsam bir daha yerine koyamam” diyor Yıldız. Doğrudur. Bizimkiler değerini bilmediği için eski halılarımızın nerdereyse tamamını zengin Amerikalılar, Avrupalılar ve Japonlar için ihraç ettik. Anadolu’da antika halılar camilerden bir bir çalınıp dışarıya gönderildi. Antika Türk halısı istiyorsanız artık Londra, Kars’tan veya Kapalıçarşı’dan daha iyi bir adres.
Halıcılık sadece Kars’ta ölmedi. Bütün Türkiye’de öldü.
Öldü demek yanlış, aslında. Öldürüldü demek daha doğru olur. Bu kültür katliamını kimlerin nasıl yaptığını ileride bir gün anlatmaya çalışacağım.

 

KAŞAR REHBERİ
En iyi Kars kaşarı hangisidir,  kaşar ne zaman ‘eski’dir?

En iyi kaşar yaz kaşarıdır. Yaz kaşarı mayıs, temmuz dönemi doğadan beslenen ineklerin sütünden yapılır. Ağustostan itibaren otlar kurur, havalar soğur. Hayvanlar dam altında, şekerpancarı sapı, küspe, saman vesaire ile beslenmeye başlar, sütün kalitesi düşer.
Yaz kaşarının rengi sarı olur. Gözenekleri vardır. Parmağınızla peynire dokunursanız tereyağına değmiş gibi olursunuz. Dana kursağından yapılan doğal maya kullanılır. “Kaşara rayihasını veren bu maya ve otun kokusudur” diyor bana bu bilgileri veren peynirci Rıfat Özbek. “İyi kaşar ceviz gibi kokar.”
Soğuk hava depolarında +2-4 derece en az 45 gün bekletilen yaz kaşarı ‘eski kaşar’ olur. Özbek, kaşarın bir yıl ‘dayanma gücü’ olduğunu söylüyor. Tuz oranının yükseltilirse 2 yıla kadar bekleyebilir. Ancak bu şekilde bekletilen kaşar ender bulunur çünkü üretici malı bu kadar uzun zaman elinde tutmak istemez. Ayrıca, aşırı tuz kaşarın lezzetini bozar.
Rengi beyaz olan kaşar yaz kaşarı değildir. Beyaz renk yaz dönemi dışında yapılan ‘kış’ kaşarının en belirgin özelliğidir. Bu kaşarın tadı o kadar güzel değildir. Kaymağı alınan sütten yapılan kaşar da hangi mevsimde yapılırsa yapılsın beyazdır. Yaz kaşarını iyi bakkal veya şarküterilerden yıl boyu bulabilirsiniz çünkü yazın bol bol yapılır ve depolarda bekletilir.
35 yıldır “aynı yerde aynı işi” yapan Özbek’e göre, “Kaşara Kars’ta patates karıştırıldığı doğru değildir.”
Bu efsane şuradan geliyor: Hayvancılar yaz aylarında kendileri için yaptıkları bir tür peynir için kaymağını aldıktan sonra sütü kaşarcılara satarlar. Yağlı süt ile yağsız sütün karıştılırılmasıyla yapılan kaşarın rengi beyaz, kalitesi düşük olur. Kesilince de ‘patates gibi dökülür.
Peyniriyle ünlü olan Kars’ın en kaliteli peyniri kaşar değil gravyerdir. 1 kilo kaşar 10, 1 kilo gravyer 18 kilo sütten yapılır. Kaşar tuz, sıcak ve soğuk olmak üzere üç banyodan geçer ve 45 günden önce satılmaz.
Özbek’in dükkânında yaz kaşarı kilosu 10 liraya satılır. Gravyerin kilosu ise 25 liradır.
Rıfat Özbek’in dükkânı Kars’ın ana caddelerinden biri olan Halit Paşa Caddesi 83 numaradadır. Telefonu 0476 227 27 78.

Bu habere ifade bırak
  • 2Mutluyum
  • 2Şaşkınım
  • 2Kararsızım
  • 2Kızgınım
  • 2Üzgünüm
Toplam Oy10