Gezmeyi, yeni insanlar tanımayı, yeni yerler görmeyi ve yeni lezzetler keşfetmeyi kendimi bildim bileli daima sevmişimdir. Üniversite öğrenciliği dönemimde hem okuyan, hem de çalışan biri oldum. İlk profesyonel iş deneyimimde THY’de Kabin Memuru olarak çalışma şansını yakaladım. Bu sayede çok genç yaşta Türkiye’nin ve dünyanın birçok ülkesini görme, kültürünü ve insanlarını tanıma fırsatı bulduğum için kendimi hep çok şanslı buldum.

THY’de Kabin Memuru olarak çalıştığım dönemde, yurt içi uçuş görevlerimde sıklıkla git-gel seferlerde havadan ya da sadece alanını görmekle yetindiğim Kayseri’yi geçen hafta içi yakından görme şansını yakaladım. Hem iş, hem de gezi amaçlı olarak gittiğim Kayseri, sonunda bilmediğim bir yer olarak kalmaktan çıkarak; gezip gördüğüm, yakından deneyimlediğim yerler listesinde nihayet yerini aldı. İstanbul’dan kara yolu ile gittiğim, dönüşümde THY uçağında güzel bir sürprizle karşılaştığım Kayseri gezimle ile ilgili yazacaklarım oldukça fazla. Elimden geldiğince özetleyerek yazacak, ama gördüklerimi ilgi çekici yönleri ile aktarmaya çalışacağım.

Geçmişi 5 bin yıllık bir tarihe dayanan Kayseri’de ve Türkiye’nin 5. büyük dağı Erciyes gerçekten görülmeye değer eşsiz doğal güzellik olarak ilk sırada yerini alıyor. Temmuz ayında olmamıza rağmen Erciyes üzerinde halen kar oluşu da oldukça güzel bir görünüm sergiliyor. Özellikle kış ve kayak turizmi için yerli ve yabancı turistler tarafından tercih edilen Kayseri, birçok tarih öncesi ve sonrası medeniyeti barındırmış. 1071 Malazgirt zaferinden sonra, Kayseri’de Türk ve Müslüman etkisi görülmeye başlanmış. Bu sebepten, şehirde günümüze değin bozulmadan gelen Selçuklu mimarisine ait birçok eser görülmeye değer nitelik taşıyor.

Kayseri’nin Cumhuriyet Meydanı ana merkez olmak üzere, İstasyon ve Sivas Caddeleri şehrin en hareketli ve işlek caddeleri konumundalar. Kayseri Kalesi ve hemen yanındaki Kazancılar Kapalı Çarşısı gün boyu en kalabalık ve hareketli noktalar olarak şehrin merkezinde yer alıyorlar. Bu dükkânlarda yöresel lezzet pastırma ve sucukları çeşit çeşit görebilir ve tadabilirsiniz. Kazancılar Çarşısı’nda ise ağırlıklı olarak kuyumcu dükkânlarına ve tekstil ürünleri ile çeşitli (çeyizlikler, bakırlar, kenger sakızı vb.)ürünlere rastlayabilirsiniz. Ben, buradaki dükkânların birinden Kayseri hatırası olsun diye iğne oyalı, geleneksel baskılı yemenilerden satın aldım.

Kazancılar Çarşısı önü ve Kayseri Kalesi ardındaki dükkânlarda satılan sucuk ve pastırmaların dükkân dışına asılmış görüntüleri bu şehir için oldukça kanıksanmış olsa da “ne kadar muntazam pastırmalar, hepsi de aynı boydalar” diye içimden geçirerek düşündüğüm pastırma ve sucukların, aslında birer maket olduğunu görüp hayrete düştüm. Kim bilir? Belki de bu uygulama, ürünler dışarıda hava koşullarından etkilenmesin ya da güzel gözüksünler diyedir...

Kayseri Kalesi arkasındaki sokaktan ileri doğru gidince karşımıza Hunat (Mahperi) Hatun Külliyesi, Camii ve Kümbeti çıktı. Bu yapılar, 1238 yılında Selçuklu Sultanı 1. Alaattin Keykubat’ın eşi ve 2.Gıyasettin Keyhüsrev’in annesi olan Mahperi Hatun tarafından yaptırılmış. Halk, hanımefendi anlamına gelen “Hunat” sıfatını otorite sağlayan, kültürlü, nüfuzlu, ilim irfan sahibi, iyi kalpli, bilgin ve büyük manalarını ifade etmesinden ötürü kendisine vermiş. Hunat (Mahperi) Hatun, aslen Alanya Tekfuru’nun kızıdır. Alaattin Keykubat, rüyasında gördüğü kızın “(Alanya Kalesi için) “Ona ne karadan ne de denizden kimse yetişemez ancak, Allah’ın yardımı ile sana fetih müesser olacaktır” diyen müjdesi ve rüyanın etkisi ile kaleyi fetih etmiş, sonrasında Mahperi Hatun’la evlenmiştir. Kümbetin üst katında bulunan üç sandukadan biri Mahperi Hatun’a, diğeri 2.Gıyasettin Keyhüsrev’in kızı Selçuki Hatun’a aittir. Diğer sandukanın kime ait olduğunu belirten bir isim ya da yazıta rastlanmamıştır. Külliye, cami ve hamam halen açık ve faal durumdalar. Hunat Hatun Külliye’si içerisinde geçmiş dönem Türk kültürü ve yöresel sanat ürünlerine ait çeşitli çalışmalar sürdürülüyor. Tespih yapımı, hat sanatı, ebru çalışmaları, ney yapımı ve oyuncak bebek yapımı gibi kültürümüze ait çeşitli geleneksel el sanatlarımız ustaları tarafından yine geleneksel yöntemlerle külliye içinde yaşatılmaya çalışılıyor. Hunat Hatun Külliyesi'ne yolunuz düşerse eğer; sözünü ettiğim el sanatları örneklerini inceleyebilir, satın alabilir, yapım aşamalarını izleyip, katılabilir ve külliyenin ortasında bulunan alanda bir şeyler içerek soluklanabilirsiniz.

Hunat Hatun Külliye’sinden ayrılıp sağa doğru devam ettiğinizde Sivas Caddesi sizi karşılıyor. Cadde üzerinde sol kolda Kayseri Subay Ordu Evi, sağ kolda ise bu güne değin hiçbir şehirde rastlamadığım zenginlikte ve düzende sıra sıra balıkçı dükkânları yer alıyor. Kayseri’ye özgü bir düzen içinde alabalıklar kendilerine özel düzenlenmiş büyük akvaryumlarda canlı biçimde adeta görsel bir şölen sunuyorlar. İstediğiniz cins balığı ön bölümden seçip, arka tarafta bulunan bahçe bölümünde afiyetle yiyorsunuz. Üstelik fiyatları da oldukça uygun. 1 porsiyon alabalık, yeşil salata ve su için ben 15 TL ödedim. Ramazan’da Kayseri’de yiyecek bir şey bulamam endişesi taşıyorsanız balık, sağlıklı ve güzel bir seçenek olabilir.

Balıkçıların önünden Sivas Caddesi üzerinden yola devam ederken binaların ve dükkân önlerindeki tente renklerinin belli bir standarda oturtulduğu gözüme çarptı. Binalar birbirine yakın tonlarda boyanmış, cadde üzerindeki dükkân tenteleri aynı renk ve modelde yapılmıştı. Ayrıca, bina katlarındaki iş yerlerinin tabelaları kahverengi üzerine beyaz kabartma yazılarla aynı ölçülerde yazılmıştı. Böylesi bir düzene Türkiye’de ilk kez Kayseri’de rastladım. İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde olmayan düzen, temizlik ve intizam Kayseri’de yaratılmıştı ve bu detay gerçekten de benim için oldukça dikkat çekici idi. Sanırım belediye görüntü kirliliğini önlemek için tabela, tente ve binalara belli bir standart düzen uygulaması getirmiş. Böylesi güzel uygulamalar umarım ülke genelinde yaygınlaşır. Kayseri Büyükşehir Belediye’sini böyle bir vizyona sahip olmalarından ve uygulamalarından ötürü tebrik etmeden geçemeyeceğim.

Yine Sivas Caddesi üzerinde rastladığım benzersiz bir çalışmada, sokaktaki düşen yaprak veya el çöplerinin büyük sokak tipi elektrikli süpürgele ile çekilerek temizlenmesi oldu. Ginger’dan bozma el arabası benzeri araçlarla çöp bidonlarının taşınmasını ise ağzım açık izledim. Öyle şaşkındım ki bir kare fotoğrafını çekmek o anda aklıma bile gelmedi, maalesef bir tek bunu fotoğraflayamadım. Ama bir dahaki gidişimde özellikle bu aracı çekeceğim. Meğer Kayseri, İç Anadolu’da bildiğimiz, gördüğümüz büyük şehir anlayışına, düzenine ve temizliğine şapka çıkartacak düzeyde yüksek standartla birçok Avrupa ve dünya ülkesine büyük fark atmış da bizim bile haberimiz olmamış.

Bunca gezip tozmanın yanında yöresel lezzetlerden meşhur Kayseri mantısını tatmadan olmazdı. Bunun için Kayseri’nin yöresel lezzetlerini en iyi nerede bulacağımı araştırırken, bir ay öncesinde değin İstanbul’da yaşayan Kayserili dostum bana tüm içtenliği ile evinin kapılarını açtı. Muhteşem ev yapımı, her biri minik deniz salyangozu büyüklüğünü geçmeyen ve gerçekten de bir kaşığa kırk tane sığan boyutta mantılardan tatmamızı sağladı. Büyük sabır ve emek gerektiren ev yapımı Kayseri Mantısı gerçekten de tatmaya değer lezzetteydi. Kendisine misafirperverliği ve bana kattığı güzel anlar için buradan tekrar teşekkür ediyorum.

İstanbul’a geri dönüş günü geldiğinde uçağımıza epeyce bir zaman olduğundan, öğle saatlerinde Kayseri’nin tatmadığımız diğer yöresel lezzetlerini de atlamamak gerek diye düşündük. Bunun için, şehrin dışına doğru üretim tesisinde kurulmuş Kayseri’nin yöresel yemekler yapan meşhur ve bilinen marka zincirinin oldukça havalı restoranında Yağlama ve Kuzu Tandır ile Necmiye Hanım tatlısından denemeden dönmedik. Her biri Kayseri’ye has olan bu lezzetlerin tarifleri ayrı bir yazı konusu olur düzeyde oldukça detaylı bir anlatım gerektiriyor. Onları da bir başka hafta anlatmayı planlıyorum.

Yeme-içme, gezme-tozma, iş-gücü tamamlayıp dönüş saati geldiğinde, Kayseri Erkilet Havalimanı’nın yolunu tuttuk. Yıllar öncesinden kalan binanın, sadece basit bir tadilat görmesi beni şehirde gördüğüm modernliğin, gelişmişliğin zıtlığı ile karşı karşıya bıraktı. Türkiye’nin hemen her ilinde yenilenen havalimanları varken, Kayseri’deki havalimanının bunca gelişmişliğin yanında ala-turca wc’leri ve eski görünümü beni epeyce hayal kırıklığına uğrattı. Saatinde denebilecek zamanda kalkan uçağımızda yıllardır görmediğim devre arkadaşıma rastlamak, Kayseri seyahatim sırasında yaşadığım en güzel anılardan biri oldu. Dar zamanında bize özel olarak yaptığı Türk Kahvesi ikramı ile kendimi özel hissetmemi sağladığı ve sıcak dostluğunu kattığı nazik ikramı için kendisine tekrar teşekkür etmeden geçemiyorum ve sevgilerimi iletiyorum.

Yıllar sonra farklı deneyimler yaşadığım ve yeni anılar biriktirdiğim Kayseri gezimden mutlu biçimde dönerken aldığım notlarım şimdilik bu kadar. Diğer haftaya gezimizin Kapadokya, Göreme, Ürgüp ayağını sizlere aktarmayı planlıyorum. Herkese verimli ve sıkıntısız güzel geçen bir hafta dileklerimle…

F.Nur ŞEN
İçerik Sihirbazı ve İletişim Danışmanı