Suadiye’deki dostum Karabaş, tahtadan kulübesinin içinde mutlu bir yaşam sürüyordu..

Bütün apartman sakinleri onu gördüğünde başını okşuyor, ceplerinde onun için sakladıkları küçük ama leziz şeyleri veriyorlardı önüne. O da müthiş bir keyifle yiyordu bisküvileri..

Evlerde pişirilen yemekleri de paylaşıyorlardı zaman zaman..

Apartman görevlisi onun dikkatli davrandığı bir kişiydi..

Zaman zaman anlayamadığı bir sebep yüzünden azarlanırdı onun tarafından.. Ama olsun, herhalde önemli bir kişiydi burada yaşayan insanlar için..

Sabahın ilk ışıklarında  kapıda gördüğünde öne doğru uzunca gerinip ona doğru koşardı kuyruğunu sallayarak..

Uzun zamandır buradaydı, adeta parçası olmuştu apartmanın, sokağın..

Herkesin geliş gidiş saatini bildiğinden, gelenleri karşılamayı ve apartmana girinceye kadar da eşlik etmeyi hiç ihmal etmezdi, hiçbir beklenti içinde olmadan..

Bir yandan da onları kötülüklere karşı savunduğunu da zannediyordu..

Tanımadığı, şüphe duyduğu, hoşuna gitmeyen bir şeyler döndüğünü hissettiğinde sırtının kılları dikleşirdi önce..

Emin olduğunda da havlayarak savunma moduna geçerdi..

Ne yapsın, kedileri sevmezdi…

Niye olduğunu kendi bile anlamadığı bir kin duyardı onlara..

Ama o kadar…

Yalnızca kendi alanına ve yiyeceğine yönelen bir kedi gördüğünde tutamazdı kendini..

Aslında bu kalabalıktan, koşuşturmadan, karşılaşmalardan gizli bir haz duyardı..

Devam ediyordu hayat.

Güzeldi her şey..

Sonra bir gariplik başladı..Apartmandaki bazı dostları onu daha sık sevmeye, okşamaya başladılar..

Yaşlıların gözünde bir iki damla farketti, anlamadı..

Birer birer taşınmaya başlamışlardı..

Pencerelerdeki ışıklar kararmaya, bahçedeki çimler kurumaya başlamıştı..

Bir iki daire kaldığında ise bir şeyler döndüğünden emin olup tedirginleşti..

Kulakları sık sık arkaya doğru kasılıyordu..

Gözlerinde bir hüzün dalgası farkedliliyordu..

O günlerde ona daha çok ilgi göstermeye başladım..

Apartmanının birkaç gün içinde  iş makinaları eşliğinde yıkılacağını nasıl anlatabilirdim ona..

Kulübesi durmasına karşın boş apartmana gitmemeye başladı..

Esnafın önündeki kaldırımı emin yer olarak alıştırmaya başladı kendine.. Onları da tanıyordu.. Zaten çok severlerdi Karabaş’ı..

Giderek alışmaya da başlamıştı..

İş makinaları binayı yıkmaya çalıştığında kuyruğunu kıstırıp bir arabanın altına kaçıverdi..

Arada sırada görüyorum, başını okşuyorum.. Gülen gözlerle bakıyor bana..

Akşamüstüleri geçiyor bazen enkazın karşısına..Uzun uzun bakıyor..

“Kimbilir neler geçiyor aklından..” diye merak ediyorum..

O ne anlar müteahhitten, paradan, depremden.. Metrekare kavgalarından ne anlar..

Onun  evi yıkıldı, dostları gitti..

Ondandır bu kadar hüzünlenmesi enkaza uzun uzun bakarak..

 

 

(Yıkılmayı Bekleyen Apatmanlar kitabımdan)