• Sık kullanılanlara ekle
  • Açılış sayfam yap
  • Sitene ekle
  • RSS
  • Kampanya Sözleşmesi
  • Künye
  • milliyetemlak.com
  • Ara
  • Getir
Ece Temelkuran Kıyıdanokur@ecetemelkuran.com

Keskinleşme

01:51 | 06 Ocak 2010

“Bugün o kelepçeleri Başbakan’ın kapısının önüne bırakacağız.”
BDP Milletvekili Sebahat Tuncel, dün sabah telefonda bunu söyledi. Belediye başkanlarına, eski milletvekillerine takılan kelepçeleri götürüp Tayyip Bey’in kapısının önüne bırakacaklarını anlatırken ‘artık öfkeli’ olduklarının altını çiziyordu. Yani Emine Ayna’nın dünkü açıklamaları, Meclis’teki Kürt siyasetinin keskinleşeceğine dair vurgu, kimilerinin anlamak isteyebileceği gibi Ayna’nın şahsi tavrı değil. Eski DTP’liler, bugünkü BDP’liler sertleşecekler. Peki bu nasıl oldu? Basını takip edenler olayları Türkiye ana akım basının gözleriyle görüyor ve süreci eksik izliyor. 

Silopi yalanları
Sonun başlangıcı olan Silopi’ye dönelim. Ana akım basın, Habur’dan gelenlerin karşılama törenlerini yanlış yansıttı. Karşılamaya gelenlerin sevinci, umudu ve barış beklentisi yerine, fonda gerilim müzikleri verilerek bir zafer hıncı gibi gösterildi törenler. Dağdan gelenleri karşılamak için orada olan Kürt annelerinin, giriş yapacaklar isim isim belli olmasına rağmen “Belki benim oğlum da gelmiştir” diye saatlerce güneş altında, tozun içinde, ağlayarak beklemesi yazılmadı. O gün orada atılan sloganların ne kadar ‘kontrollü’ olduğu vurgulanmadı. O gün orada “Bu savaşı biz kazandık” hırsı değil, neredeyse parmak uçlarında yürüyen, “Aman bu sürece bir şey olmasın” diyen bir özen vardı. Hem siyasilerin hem de basının desteğiyle olay, ülkenin geri kalanında hınç biriktirecek bir biçimde algılandı, algılattırıldı. 

Algı zıtlaşması
İzmir’de somutluk kazanan ve sonra Muş, İstanbul Tarlabaşı ve Edirne’de iyice göze görünür olan linç hıncı o günlerde biriktirilmeye başlandı. PKK’ya bağlı bir birimin 7 askeri öldürmesiyle ta en başa, neredeyse 90’lardan da kötü bir toplumsal ayrışmaya, öfkeye geri dönüldü.
DTP’nin kapatılması, belediye başkanlarının kelepçelenmesi ise ana akım medyada “PKK’dan talimat alıyorlar” mahreciyle paketlenip sunuldu. Tam da istendiği gibi yine Kürt ve Türk halklarının algısını birbirine zıt hale getiren bir siyasi atmosfer böylece kuruldu. Bugün AKP’den Egemen Bağış’ın Ahmet Türk’e Ankara’da ev verilmemesini onaylar açıklamalarına varan noktaya böyle gelindi. Öyle ki yarın hükümet partisi “Kürtlere ekmek vermeyin” dese şaşırmayacağız... 

Irkçılık 1. sınıf
Irkçı olmaktan daha kötü bir şey varsa o da ırkçı olduğunun farkında olmamak. İzmir’de de birkaç kişiden duyduğum, bugün linç ayinlerine katılan en azılı milliyetçiye gidip sorsak yine duyacağımdan emin olduğum bir klişe son günlerde pekişti:
“Benim de Kürt arkadaşlarım var. Benim meselem öbür Kürtlerle.”
Bu, en gelişmemiş, en basit, birinci basamak ırkçılık ifadesidir. Bu cümleyi söylüyorsanız bilin ki siz de ırkçısınız. Bilin ki Ahmet Türk’e ev vermeyenler, Diyarbakır’da belediye başkanlarına kelepçe takanlar ve ‘Kürt siyasetçilere mesafe konulmasını’ haklı bulanlar da aynı şekilde. 

Kelepçenin intikamı
Konunun daha kanlı bir başka cephesi var. Kürt siyasetini anlamak için Ortadoğu siyasetini, siyaset kültürünü ve davranış kodlarını anlamak gerekiyor. Meseleye, Türkiye ana akım basınından bakarsanız olmaz. Ortadoğu nahiyesinden görmek gerek konuyu. Dev reklam panolarında “Dün Halepçe bugün kelepçe” sloganının konması basit bir kafiye merakı değil. Bu, bir öfke ve safları sıklaştırma çağrısı. Hem de göründüğünden çok daha geniş kapsamlı bir çağrı. Kürtlerin aidiyetlerini eski sınırlarına çektiğine dair bir işaret fişeği bu. Belki bu kez Diyarbakır’dan daha da Güney’e... Olmayacak olduruldu yani. Belki PKK’nın kendi başına yapamayacağı şey yaptırıldı. 

Kürt siyaseti yekpare
Kürt siyasetinin öfkesinin odağında AKP var. CHP ve MHP bile o denli değil. Ortadoğulu, kandırılmış, kazık yemiş bir siyasi organizma ne yaparsa BDP de şimdi onu yapacak, silahlarını çıkaracak. Üstelik Kürt siyasetinin nicedir problemi olan dağ-Meclis ikircikliği de bu kez ortada yok. Bu kez tek gövdeler. Bu kez “iyi Kürtler-kötü Kürtler” ayrımını umursamıyor, hatta yekpare bu ayrıma tavır alıyorlar. Şimdi işte, oyun başlıyor!

Siz de reklam vermek ister misiniz?
YAZARLARDA ARA

©Copyright 2010