Havalar ısındı, çiçekler açtı, yaz geldi, deniz sezonu açıldı, tatil başladı...

Peki yaz herkes için geldi mi acaba?

Ödevler teslim edildi, finaller bitti, kepler atıldı, diplomalar alındı, YGS / LYS / KPSS ye girildi...

Ve büyük an geldi. Artık sonuçlar açıklanacak, tercihler yapılacak ve kimileri üniversitelere yerleşirken kimileri de devlet memurluğuna atanacak.

Peki ya beklediği sonuca, hayallerine ulaşamayanlar?

Çevremizde pek çok öğrenci var. Bunlardan bazıları liseden mezun olup üniversiteli olma hayalleri kurarken bazıları da üniversiteyi bitirdikten sonra iş bulma derdinde. Ancak çeşitli sebeplerden dolayı bu öğrencilerden bir çoğu hayallerine de veda etmekte.

Bu durum gençlerimiz üzerinde ciddi baskı oluşturmuş durumda. Son yıllarda kliniklere sınav kaygısı, performans kaygısı, depresyon ve çeşitli kaygı bozuklukları sebebiyle başvuran danışanların sayısı çok arttı. 

Gençlerin, gerek kendi hayalleri gerek çevresindeki insanların onlardan beklentileri gerek ise bu beklenti içinde yaşadıkları gelecek kaygıları bu tabloyu daha da belirgin hale getirmektedir. 

Bu noktada gençlerimizin kendi içlerinde yaşadığı heyecanı normal karşılamak lazım; fakat buna bir de ailelerinin, akrabalarının ve yakın çevresindeki diğer insanların beklentileri eklendiğinde bu heyecanın şiddetli kaygıya dönüşmesi kaçınılamaz. 

Lise / üniversite sınavlarını kazanamayan ya da yıllardır iş bulamayıp son şansını devlete atanmak olarak düşünen ve bir türlü atanamayan üniversite mezunlarının dramlarını haberlerde çok sık duyar olduk. Evden kaçanlar, kendine zarar verenler, intihar edenler...

Peki ama tüm bunlar neden yaşanıyor?

Çünkü herkesin onlardan beklentileri farklı. Ve bu gençler kendilerini onlara karşı o kadar sorumlu hissediyorlar ki, en ufak bir hata onlar için çok büyük hayal kırıklığına dönüşüyor ve kendilerini dünyanın en başarısız insanı olarak görüyorlar.

Gençlerin yetersizlik, başarısızlık, değersizlik, sevilmeme, kabul görmeme, ait olamama gibi pek çok inançları aktif hale gelirken, bu inançlar beraberinde yoğun üzüntü, mutsuzluk, çaresizlik, umutsuzluk ve acıyı getiriyor. Sonuç tabi ki istenilmeyen tablo oluyor. 

Anne babalar ve diğer yetişkinler, elbette ki, gençler için iyi bir gelecek hayal ediyorlar; ama bu hayal gerçekte kimin sahip olmak istediği hayat diye de biraz düşünmek lazım.

Yetişkinler farkında olmadan kendi yarım kalmışlıklarını, amaçlarını ve hırslarını kendi çocukları üzerinde gerçekleştirmek istiyorlar. Bu da gençlerimiz için iki, üç hatta daha fazla kat sorumluluk demek. 

Bu noktada herkesi ayrı bir birey gibi görmek, herkesin farklı hayallerinin olduğunu bilmek ve herkese sadece taşyabileceği kadar kendi geleceğinin sorumluluğunu vermek çok önemli.  

Özellikle şu dönemde, anne babaların ve yakın çevredeki büyüklerin, gençlere sınav ve tercih sonuçlarını sorarken bir kez düşünüp öyle yorum yapması daha sağlıklı sonuçlar doğuracaktır. 

Yazan: Uzman Psikolog Didem ÜNGÖR

www.psikologdidemungor.com