PazarRSS
09.03.2014 - 02:30

Kırım sorunu

Sitene Ekle
.  |  İlber Ortaylı Tüm Yazıları »

Türkiye, Kırım’a müdahalesi nedeniyle Rusya ile çatışmaya giremez. Bu oradaki kültürel azınlığımızın selameti için de gereklidir

İki haftadır Rusya’nın Kırım’a müdahalesi konuşuluyor. Gerçi Putin yarımadaya gönderdiği kuvvetleri geri çekme planını açıkladı. Bununla birlikte, ön planda Kırım Yarımadası’ndaki Ruslar askerlerin orada bulunmasını istiyor ve “Başka kuvvetler geri çekilsin, Rusya ordusu kalsın” diyorlar. İki milyonu aşkın nüfusun yüzde 60’ı Rus asıllı. Bunların hepsinin aynı duyguları taşıdığını söylemek mümkün değil.
Rusya İmparatorluğu’nun tarihi ilginçtir. İşgal edilen bölgelere yerleşenler İngiliz ve Fransız kolonilerindeki hatta Orta ve Doğu Avrupa ve Baltık’taki Almanlara benzemezler. Yerli halkla tevazu içinde kaynaşır, onların dillerini ve adetlerini benimserlerdi. Fakat Sovyet devrinde yerleşen yoğun işçi
ve köylü kitleleri kendi dillerini tuttular hatta yerli halkları etkilediler, Rusça onların günlük dili haline geldi. Her halükarda Kırım’daki Ruslar Stalin’in büyük ölçüde Kuban bölgesinden ve diğer bölgelerden getirip yerleştirdiği Ruslardır. Kuvvetli milliyetçi duyguların yanında belki Sovyet ideolojisinin bile halen en kuvvetle yaşadığı kesim burasıdır. Şüphesiz onlar gibi düşünmeyen bir kitle de var.

Gerilimli hayat şartlarının nedenleri
Ukrayna, Rusya ve Kırım’ın halkı ihtiyar bir nüfustur. Savaşçı bir dünya görüşüne sahip değiller. Sovyetler Birliği’nin tasfiyesinden sonra iktisadi hayatın sarsıntılar geçirdiği ve geçimin elan çok zor olduğu bir coğrafya kesimidir. 1980’lerin sonundan itibaren başta Orta Asya ülkelerindeki sürgün yerlerinden dönen Kırım’ın Tatar Türkleri olmak üzere zorlu bir hayat sürenler problemleri artırıyor. Gelenlerin bilhassa tarımda aktif olmaları ve tüketim alanına girmeleriyle gruplar arasındaki iktisadi rekabet de artıyor. Yerleşme problemleri son safhadadır.  Diğer sorun yani çocukların ve gençlerin ulusal dilde eğitimi çözülmemiş durumdadır. Bunlar herhangi bir azınlık grubunun gerilimli hayat şartları içinde yaşaması için yeterli sebeplerdir.

Ukrayna halkı himayemiz altında
Bunlara rağmen kriz Kırım Yarımadası’nda değil Ukrayna’da patladı. Ukrayna eski Rusya İmparatorluğu’nun tahıl ambarıdır, bereketli ve zengindir. Bugünkü Ukrayna’nın batı kesimi
yani Galiçya, Avusturya İmparatorluğu’nun; güneydeki Karpatlar Ukrayna’sı Macar Krallığı’nın idaresindeydi. Besarabya bölümündeki Ukrayna ise yine Avusturya’nındı. Bu bölgeler Avusturya-Macaristan’ın zengin yerleri değildi fakat tamamen Alman ve Macar kültürüne açık biçimde yaşardı. Üstelik Galiçya Katolikti.
I. Dünya Savaşı’ndan sonra Polonya idaresine geçti. Kavgalı ve ayaklanan bir bölgeydi. Molotov-Ribbentrop Anlaşması’nı izleyerek Polonya ortadan kaldırıldıktan sonra Sovyet Ukrayna’sına bağlandı. İşte Ukrayna milliyetçiliği de o günden beri sönmez bir şekilde bu ülkede yayıldı.
Ukrayna fakir, enerji kaynakları yetersiz. İşletmeler iflas halinde. Çiftçilik kendini toparlayamıyor, ağır çevre sorunları var. Demokrasi denemesi sadece haydutları
iş başında tutmaya yaradı. Ukrayna ayaklandıkça ülkenin doğusundaki Ruslar ve Ruslaşan Ukraynalılar da karşı hareketi desteklemeye başladı. Rusya müdahale ettikçe de Kırım’daki Tatar komitesi Ukrayna’yı ve onun bağlandığı Avrupa Birliği’ni tercih ettiğini açıkladı.  
İşin ilginç yanı, Ukrayna bağımsız olduğu zaman Süleyman Demirel, ziyareti sırasında becerikli bir devlet adamı olduğunu gösterdi ve
bu halkı tarihin geleneklerine uygun biçimde kültürel azınlığımız olarak Ukrayna ile yapılan anlaşma gereği himayemiz altına aldı. Ne var ki Ukrayna’nın bağımsızlığından söz eden Avrupa Birliği’nin üyeleri çatışma ihtimali arttıkça yan çizmeye başladı. Merkel bunun en ibretlik örneğini teşkil ediyor. Galiba protektora görevimizi yerine getirmek için sadece Avrupalı ve NATO üyesi müttefiklerle değil, Putin’le de pazarlığa oturmamız kaçınılmaz.

Türkiye’deki Kırımlı varlığı sorgulanıyor
1783’ten beri, yani Kırım’ın II. Katerina tarafından işgal edildiği yıldan beri Osmanlı topraklarına büyük ölçüde göç olmuştur. Bu göçler ilk önce Balkanlar’a yönelikti. Balkanlar elden çıktıkça da bu göçler Anadolu’ya yöneldi.  
Son günlerde yabancı basın çevreleri Türkiye’deki Kırımlı varlığını soruşturuyor. Ürdün veya Lübnan’da Filistinli varlığını aramaya benziyor bu tutum; aynı niteliği bulmak mümkün değil ama halen Orta Asya ülkelerinde Kırım’dakinin iki misli Kırım Tatarı nüfusu var. Onlar memleketlerine dönmek istiyor; bu şartlarda bir ülkeye nasıl dönebilecekleri ise şüphesiz bir soru. Türkiye Rusya Federasyonu ile herhangi bir Batı Avrupa ülkesi gibi çatışmaya giremez, ölçülü ve
iki taraflı müzakereleri izlemek zorundadır. Bu oradaki kültürel azınlığımızın selameti için de gereklidir.

©Copyright 2014 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.