“Politika”nın birkaç eğlenceli tanımlaması: Halka hizmet etme vaadiyle iktidara gelip, egemenliği ele geçirdikten sonra da halkı kendine hizmet ettirme “lololo”sudur politika...
* * *
Politikada milletin egemenliğinden söz etmek; bir arabacının sırtında kırbaç şaklatırken beygirine:
- Bu araba senin, demesine benzer.
* * *
Politikanın tahtırevanı; yoksulları zenginlerden, zenginleri de yoksullardan koruma görüntüsüyle tavırlarının omuzlarında taşınır.
* * *
“Birleşmiş Milletler Örgütü”nün kulisinde “küresel ekonomik kriz” üstünde konuşan politikacılardan biri iyimsermiş:
- Ben, diyormuş; 10 yıla kadar özellikle üçüncü dünyanın azgelişmiş ülkelerinde yaşayanların, çakıl taşlarını bile yemek zorunda kalacaklarına inanıyorum.
* * *
Öteki politikacı ise karamsarmış; o da:
- Ben, diyormuş; herkese yetecek kadar çakıl taşı bulabileceğine inanmıyorum.
* * *
Bir iddiaya göre de; bir yasa tasarısı “referandum”a sunulduğunda, “evet”lerle “hayır”lar arasında 2’ye değil, 3’e ayrılıyormuş kamuoyu.
Tasarıyı onaylayanlarla, onaylamayanlar yanında; bir de onu okumuş olanlar varmış.
* * *
Nasrettin Hoca’ya sormuşlar:
- Hoca sence, okulların servis arabalarını kullanan şoförlerden 352’sinin sabıkalı ve aralarında çocuk tacizcilerinin de bulunduğu gibi; erkek arkadaşıyla konuştuğu için 16 yaşındaki bir kızın babası ve dedesi tarafından diri diri toprağa gömülmüş olması gibi; gece doğar doğmaz bir bebeğin; ağzı bantlanarak bir poşet içinde bir cami bankına bırakılması gibi haberlerin yayınlanmasına en çok kimler kızar; “Cumhuriyeti, laikliği, vatanı, milleti, bayrağı korumak” kalıplarına uygun siyasal konuşmalar yapan emekli militerler mi; ülke imajının bozulmamasından yana olan siyasal yorumcular mı; önce ahlakın düzeltilmesinden yana olan “erkek erkeğe” kahvelerinin müşterileri mi; yoksa “sallandır iki kişiyi, bak her şey nasıl düzelir” diyen sert takım mı; hangisi?
* * *
Nasrettin Hoca gülümseyerek sakalını sıvazlamış:
- Büyükannelerinin yaş gününde kendisine bir gül bile getirmeyen dedelerin torunlarıyla, demiş; “kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin” koşullanmasından kurtulamamış olanların hepsi kızar.
* * *
Sonra da eklemiş:
- “Tezekten terazinin boktan olur dirhemi”, “Böyle başa böyle tıraş”, “Kışın yediğimiz hurmalar, yazın kıçımızı tırmalar”, “Doğruyu söyleyeni 9 köyden kovmuşlar”, “Sen seni bil sen seni, sen seni bilmez isen patlatırlar enseni”, “Bizim şeyhin kerameti olur menkul kendinden”, “Kadrin bilmeyenler alır eline, onun için boynu bükük menevşe”, “Çelebi böyle olur bizde de konser dediğin.”
* * *
Bektaşi babasına da sormuşlar:
- Baba erenler, sence “makam koltukları” tankların mı üstünde yükselir, yoksa kara cübbelerin üstünde mi?
* * *
Baba erenler:
- Tankları da, cübbeleri de birer asansör gibi gördüğünde çok aldanırsın, demiş; hele hele elektriklerin çok sık kesildiği bir diyarda...
* * *
Bir siyasetçi, dudağı patlamış, gözleri mosmor ve şişmiş olarak dönmüş eve.
Karısı, kaygılı şaşkın bir sesle sormuş:
- Ne oldu sana böyle?
* * *
Siyasetçi:
- Benzetirken oldu, demiş.
- Neye benzetirken?
- Hz. Peygamber’e benzetirken.
- Ee sonra?
- Önüne gelen başladı, önüne geleni benzetmeye; beni de benzettiler işte...
* * *
Av. Taner Aktop’tan da birkaç ufarak çimdik:
Bir vatandaş, dostu olduğu bir siyasetçiyle konuşurken soruyor:
- Hiç bozuk paran var mı?
Siyasetçinin yanıtı:
- Hayır, hepsini tamir ettirdim.
* * *
Bir Belediye Başkanı da, halkın dertlerini dinlerken şöyle diyor:
- Kiralık “daire”ler pahalı geliyorsa; siz de kiralık “daire”yi bırakın, kiralık bir “üçgen” tutun...
* * *
Jules Laforgue’dan, Orhan Veli çevirisi bir şiirle bitirelim yazıyı:
Cıgara
Evet, bu dünya tatsız, ya öteki palavra.
Boyun eğmişim kadere, yaşayarak bedbin.
Ölüm gelinceye dek vakit öldürmek için,
İçerim Tanrıların huzurunda cıgara.
Siz didinin, yarın ki zavallı iskeletler;
Ben, gökyüzüne doğru kıvrılan mavi ırmak,
Uyurum bir hudutsuz dalgaya kapılarak.
Etrafta baygın kokulu buhardanlar tüter.
Cennetteyim, çiçek açmış rüyalar aydınlık,
Tuhaf, garip valsler içinde karmakarışık;
Sivrisinek korolarıyla bir fil akını.
Uyanırım nihayet dilimde mısralarım;
Sevinç içinde tatlı tatlı dinlerim,
Nar gibi kızarmış sevgili başparmağımı.

Tarık Dursun K, 81 yaşını, Kocaoğlu ile kutladı...