Kız çocuklarını 'Prenses' ve 'Külkedisi' diye ayıran riyakarlığımız!

“Hem çocuk hem kadın” bu cümleyi bir kez sesli okuduğunda huzursuz olmayan, kanı donmayan bir yaratık olabilir ancak insan değil! Dünya Kız Çocukları Günü’nde Ünzile’yi, Eylül’ü, Leyla’yı ve onlarca biricik güzellikteki kız çocuğunu hatırlayalım mı?
 

Kız çocuklarını 'Prenses' ve 'Külkedisi' diye ayıran riyakarlığımız!

Ünzile'ye, Eylül'e, Leyla'ya...

Dünya Kız Çocukları Günü gelince aklıma gelen ilk şarkıyla birlikte bu yazıyı okumanızı diliyorum. Gücü ve istikrarını rengarenk perukların altında saklayan Aysel Gürel’in kaleme aldığı Ünzile şarkısı eşliğinde okuyun. Çünkü bu yazı hala kocaman bir tokat gibi yüzümüze çarpması gereken Ünzile’ye, Eylül’e, Leyla’ya ve daha onlarcasının çıksa da bir türlü kimseye duyuramadığı sesi adına yazıldı. 
 

Çocuk dediğin oyun oynayabilir

Çocuk dediğin oyun oynayabilir

Çocuk dediğin, sokakta oyun oynayabilir, ağlayabilir, ısrarcı olabilir, en sevdiği çizgi film karakteri ya da en sevdiği şarkıcı gibi giyinebilir. Hatta çocuk dediğin küsebilir, arkadaşlarıyla dövüşebilir, kardeşini kıskanabilir, annesine özendiği için rujunu sürebilir ve o ruju kırabilir. Masayı ve hatta yatağı oyun oynarken kırabilir.
 

Çocuktan gelin olmaz

Çocuktan gelin olmaz

Ama çocuk dediğin gelin olamaz! Çocuk dediğine kadın ya da erkek olarak bakamazsın, ondan kadınlık değil yaramazlık bekleyebilirsin mesela. Annesine küsmesini bekleyebilirsin, ağlamasını ama oyuncak alınmadığı için ağlamasını bekleyebilirsin, evlenmek istemediği için ağlamasını değil. 
 

Eylül

Eylül

Ankara’nın Polatlı ilçesinde 8 gün boyunca bulunamadı mini minnacık bir kız çocuğu. Günlerce güzel bir haber bekledik, ormana bir sincap beslemek için gidip kayboluverseydi mesela Eylül. Yolunu bulamamış geri dönememiş olsaydı ve bir ağacın dibinde annesini bekleseydi, işkence edilip istismar eden bir canavar tarafından boğulup elektrik direklerinin altına gömülmek yerine mesela. Eylül’ü o canavardan koruyabildik mi? 
 

Leyla

Leyla

Leyla Aydemir. O hep 4 yaşında kalacak olan küçük bir kız çocuğu. Hem de belki 90 yaşına gelmiş bir kadının çekmediği kadar acı çekerek can vermiş minnacık bir kız çocuğu… Günlerce Türkiye’nin aradığı Leyla Ağrı’da, kendi topraklarında minicik elleriyle oyun oynarken ortadan kaybolduğunda ‘nerede bu çocuk’ diye üzülmeyeniniz var mıydı? Türkiye ayağa kalktı. Herkes ‘Leyla’ dedi minnacık cesedi bulunduktan sonra bir tek ailesi sustu. Neden? Leyla’yı kendi akrabalarından koruyabildik mi? 
 

Ünzile

Ünzile

Aysel Gürel tarafından satırlara dökülen Ünzile’nin gerçekten yaşadığını bilmeyeniniz yoktur. Aysel Gürel bir turnedeyken 11 yaşında amcasının oğlu ile evlendirilen Ünzile’yle tanışıyor. Amcasının oğlu da çocuk hem daha 15 yaşında. Ünzile’nin “11 yaşında evlendirilip anne olmak nasıl bir duygu?” sorusuna verdiği “Tabutun içine diri diri girmek gibi bir şey” yanıtı var ya işte oraya batsın bu canavarlık.
 

Özür

Özür

Çocuk yetiştirirken onlara yüklediğimiz tüm ‘yaşından büyük’ anlamlar için, kız çocuklarının bazılarını ‘prenses’ bazılarını ‘kül kedisi’ olarak ayıran riyakarlığımız için, Eylül’ü ve Leyla’yı ve daha onlarca çocuğu o canavarlardan koruyamadığımız için, Ünzile gibi küçücük çocukları evlendirme adı altında o tabutlara diri diri soktuğumuz için... Hangi özür küçük bir kız çocuğunun sıcacık gülümsemesini geri getirebilir?
 

Bu makaleye ifade bırak