Cumartesi

09.06.2018 - 01:30

Konulu popta son durumlar

Sitene Ekle
Hafif müzik hafif başka şeyler  |  Mehmet Tez mehmet.tez@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Son dönemde çıkan bazı albüm ve şarkılar pop müziğin eğlendirmekten ibaret olmadığını hatırlattı. Bu aralar pop sadece pop değil.

Pop sabun köpüğü gibi bir şey. Yabancı bir ülkede turist olmak gibi. Ne o ükenin geçim derdi, ne eğitim sorunu, ne filanca kutuplaşması ne de bin yıllık bitmeyen lokal mağduriyetleri bizim umurumuzda. Biz yemek içmek gezmek istiyoruz. Dans etmek istiyoruz. Hafiflemek istiyoruz. Konu istemiyoruz. İçerik istemiyoruz. Bir şey düşünmeden eğlenmek istiyoruz. Şöyle hareketli bir şeyler koy da neşemizi bulalım. İşte pop budur.

Öte yandan popta “mesaj” da hiç eksik olmamıştır. Pop müziğe sıradan eğlencelik bir şey diye bakıp geçmek de mümkün, onu izleyerek farklı bir tarih okuması yapmak da. Buna karşılık “Müzik bir zamanlar dünyayı değiştirecek bir güçtü şimdi eğlence endüstrisine dönüştü” diyenler de haklıdır. Ancak iki uç arasında bir yerlerde gri alanlar var. Bu gri alanlardan son dönem gözümüze çarpanlar var.

Childish Gambino’nun (Donald Glover) “This Is America” adlı şarkısına çektiği video hayli sert olmuş. Üslubuyla bugünün toplumuna -tam da videoda yaptığı gibi- şarjörü boşaltıyor. Video bir anda en fazla izlenenler arasına girdi. Glover’ın Ludwig Görensson ile yazdığı bu şarkının klibinde sanatçı bir hangarda farklı farklı köşelerde hazır birtakım mizansenlerin içinden geçiyor ve her mizansenin temsil ettiği ayrı bir değer ya da güncel olayın içinde yer alıyor. Yönetmen Hiro Murai “City Of God/Tanrı Kent” ve “Mother” filmlerinden etkilendiğini söylemiş. 

Klipte kilise korosu tarayan, gitar çalan bir müzisyenin kafasına silah dayayıp ateşleyen sanatçı bu şiddet sahnelerini aradaki cici danslarla süslemiş. Tam da sosyal medya curcunası gibi. Öyle bir curcuna ki bir süre sonra tüyleri diken diken eden olaylar gerçekliğini yitirip normalleşmeye, timeline’da akan sıradan birer satır olmaya başlıyorlar. Glover’ın enteresan dans fügürlerinin de Jim Crow adlı siyah çizgi karaktere referans olduğunu öğrendik. 19’uncu yüzyılda köleler arasında popüler bu karakteri Thomas D. Rice yaratmış. İzlemeyenler varsa bir bakarlar.

Hafif, tüy gibi şarkılar 

Popta siyaset denince aklımıza elbette siyah müzik geliyor ve bu işin tarihi gerilere ABD’nin pamuk tarlalarına kadar uzanıyor. Her dönem farklı bir olayın (adaletsizliğin diyelim) tetiklediği farklı şekillerde kendini ortaya koyuyor siyah muhalif müzik. “This Is America”yı izleyip Curtis Mayfield’in 1975 tarihli “There Is No Place Like America Today” adlı albümünü hatırlamadan olur mu? Kapağında ellerinde torbalarla kuyruk bekleyen yoksul siyah Amerikalıların yer aldığı bu albüm sıkı bir toplumsal eleştiriydi. Bunun gibi yüzlercesi var elbette toplumsal sorunları ve insanların hikayelerini anlatan. Siyah müziğin doğası siyasete dair cümleler kurmaya yatkın. Kendrick Lamar’ın şarkı sözlerinde ya da Black Lives Matter hareketine destek veren diğer sanatçıların şarkılarında hatta Beyoncé’nin “Lemonade” albümünde bu durumu görebilirsiniz. Kapatalım parantezi.

Beyaz pop ise (elbette Madonna gibi geleneksel değerlerle her zaman didişen dev istisnalar haricinde) siyasete daha bir mesafeli. Ama her zaman değil. Şu ara İskoç üçlü Chvrches’ın yeni albümü “Love Is Dead”i dinliyorum. Müzikal açıdan tam da yazının en başında anlatmaya çalıştığım gibi hafif, tüy gibi şarkılar. Lauren Mayberry’nin su gibi akan vokali. Sözleri dinlediğinizde durum değişiyor. Bu albümdeki şarkılardan “Miracle”ın klibiyle Childish Gambino’nun “This Is America” klibi ne kadar da birbirine benziyor. Mayberry yine büyük bir hangarda birbiriyle kavga eden grupların ortasında gezinerek şarkısını söylüyor. Her ne kadar “Mucize beklemiyorum” dese de bir şeylerin değişmesini beklediği ortada. Birbirlerine nefretle saldıran insanlar arasında sonunda o da kayıtsız kalamayıp birilerine girişiyor. Şiddet ve şiddetin normalleşmesi popun gündeminde anlayacağınız. Bakın bir örnek de memleketten vereyim.

Dikkatimi çeken video Büyük Ev Ablukada’nın “Fırtınayt” albümündeki “Hepsine Ne Fena” adlı şarkıya ait. Bu şarkıda da bir hangar/stüdyo var ve yine tek plan (single shot) yapılmış bir çekimle hangarın içinde karanlık koridorlarda odalarda Bartu ile birlikte dolaşıyor oradan oraya savruluyoruz. Bartu “Hepsine alışıyor insan hepsine, ne fena” diye giriyor. Sanki Childish Gambino‘nun bıraktığı yerden devralıyor. Eleştiriyi daha kişisel bir çizgiye çekiyor. Bu da “This Is America” gibi hayli ironik bir şarkı. 

Trump tweet atarak başkan oldu. Siyasetti, demokrasiydi artık düzey bu. Kim Kardashian’dan falan şikayet ederken şimdi Trump’a katlanmak durumundayız. Siyasetin böyle yapıldığı dünyada popun eleştiriyi ele alması hiç şaşırtıcı değil. Siyasetin poplaştığı popun siyasileştiği, siyasetin boşalttığı alanı doldurduğu bir dönem bu dönem.

5 ŞARKI

- “It”  - Christine and The Queens: Arşivi karıştırdım. 2016’nın en iyi albümleri arasında göstermiştim Christine and The Queens’in “Caleur Humain” albümünü. Geçenlerde bir kafede bu şarkıyı shazamlarken buldum kendimi. 

- “Where Were You In The Morning?” -  Shawn Mendes: Genç pop vokali Mendes’in yeni albümü şu sıra listeleri hayli sarsıyor. İlk albümden farklı olarak bu defa iyi eleştiriler de alarak yapıyor bunu.

- “Better” - Shaqdi: R&B yeni yetenekler ve vokalleri en fazla keşfettiğimiz müzikal janralardan biri. Shaqdi’yle tanışın şu ara. 

- Wildest Eyes - Meernaa: Londra çıkışlı R&B solisti Meernaa “Strange Life” adında dört şarkılık bir EP ile dikkat çekti. Yakında adını daha fazla duyabiliriz.

- “The Palace” - Father John Misty: 70’lere ait bir folk plağında karşınıza çıkacak bir B yüzü şarkısı. Ya da daha iyisi, Josh Tillman (Father John Misty) piyanosunun başında şiir okuyor gibi.

©Copyright 2018 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.