Gece eve gelip ışığı açtığımda yapraklarını aşağıya doğru indirmiş buldum.

Toprağına dokundum, kupkuruydu..

“İhmal ettim sulamayı” diye düşündüm..

Ev de haddinden fazla sıcaktı zaten..

Kolay değil bütün gece yalnız başına kalıp anahtarın sesini, kapının açılmasını beklemek..

“Merhaba” diyememek gelene..

Hemen suyla doyurdum yalnız kalmış ruhunu.

“İnsanlarla konuşamıyorum” dedim..

“Gözleri boş bakıyor..Kafalarında benim tanımlayamadığım bir sürü endişe, korku, tatmin, sevinç rüzgarları esip duruyor.. Konuşamıyorum..”

Hiç sesini çıkarmadı, ama benim geldiğimden memnundu, belli..

Cesaret aldım onun bu duruşundan..

“Hikayemi anlatmaya gerek yok.. Bizim seninle anlaşabilme dilimiz insanların kendi aralarında icat ettikleri konuşma dilinin çok ötesinde, bunu hissedebiliyorum..” dedim..

Sessizliğini korumaktaydı..

Bir an “saçmalıyor muyum acaba” diye düşündüm..

Ona iyice baktım bir kez daha..

Dikkatle beni izliyordu..

Hoşuma gitti.

Derdimi paylaşan bir can dostu gibiydi..

“Aslında senin gibi birçok dostum var benim..Kimseler fark etmez..Sabahları karşılaştığım çam ağacının saçlarıma dokunması bir paylaşım, merhabalaştığımız palmiye’nin benim bakışlarıma rüzgarın yardımıyla el çırpması..Koca çınarın o asil, heybetli ve olgun selamı..

Salkımsöğütün naif dansı..

Hepsi de bir bakıma dostların kendi aralarındaki paylaşımları aslında” dedim..

Sessizliğini koruyordu.Ekledim;

“Nice muhabbetler senin bu güzel dostlukların tırnağı bile olamaz, inan..”  

Yatağa gitmeden toprağına baktım, nemliydi..

Sabah uyanır uyanmaz yanına gittim.

Yaprakları bana sarılmak ister gibi yukarılardaydı..

Parmaklarımla sevdim her birini.

Dostluk dediğin şeyin yalnızca konuşmayla sınırlanmış bir kavram olmadığını farkettim..

Ve tabii ki en önemlisi , insanlar arasındaki konuşmalar yalan barındırabilirdi her zaman..Ama onunla aramızda böyle bir şeyin olması zaten mümkün değildi..

 Bana bağlanmış gibi gözüküyordu ama kökleri toprağın içindeydi..