Konuşma, bireyin gelişim süreçlerinde zaman içerisinde öğrendiği bir beceridir. Dil, varolan bir beceri olarak karşımıza çıkar, konuşma ise zamanla gelişen bir durumdur. Doğumsal olarak dil gelişim gerilikleri görülebilir. Bu durumlar, konuşmayı sağlayan organların anatomik bozuklukları, nörolojik sorunlardan kaynaklanabilir. Çocuk söylenenleri anlamada zorlanıyor ise Alıcı Dil Bozukluğu, kendini ifade etmede zorlanıyorsa İfade Edici Dil Bozukluğundan bahsedilir. Bunların yanında eğer çocuk kendini ifade ederken harfleri çıkarma, kelimeleri anlamlı kullanma, yutarak konuşma, hızlı konuşma, konuşurken takılmalar şeklinde oluyorsa bu durumlar Konuşma Bozukluğu olarak adlandırılır.

Çocukların gelişim süreçlerine göre, bıgıldamalar, sesli gülmeler, ağlamalar gibi ses çıkarmayla başlayan konuşma gelişimi, ba-ba, de-de gibi tek heceler ile başlayıp kelime kullanımına ve kelimler ile cümle kurma düzeyine gelmektedir. Normal gelişim sürecinde 2 yaşında bir çocuk artık iki kelimelik cümle kurmaya başlamış olmalıdır. Tabi ki, çevresel faktörler, genetik, çocukla etkin uyaranlarla ilişki kurma gibi durumlarda konuşma gelişiminde önemlidir. Örneğin, çok sakin, bebekle sözel iletişim kurmayan ve çocuğun sinyallerini doğru okuyup doğru ihtiyacı karşılayamayan bakım verenlerle olan çocukların dil ve konuşma gelişiminde de sorunlar olabilir.

Eğer çocuk 2 -3 yaş civarında ve kendini ifade etmede, söyleneni anlamada zorlanma var ise öncelikli olarak tıbbi değerlendirmeler gerekmektedir. Bununla birlikte, çocuk işitiyor, konuşma çabası da var fakat anlaşılır bir konuşması yok ise yine tıbbi ve psikiyatrik değerlendirmeler yapılması faydalı olacaktır. Dil ve Konuşma Bozuklukları aslında azımsanmayacak kadar fazladır. Ama genelde toplumsal olarak özellikle ''erkek çocuklar geç konuşur'', ''babasıda geç konuştu'', ''bekleyelim zamanla düzelir'' inanışları maalesef ki yaygındır. Konuşma ve dil alanındaki sorunlar, nörolojik, işitme organları ile ilgili, psikiyatrik nedenli olabilir.

Özellikle, göz teması kurmakta zorlanan, kendi dünyasında gibi yaşayan, konuşma ya da kendini anlatma gayreti olmayan, insanlara karşı ilgisiz, tekrarlayıcı davranışları ve takıntıları olan, oyun kurma ve sürdürme becerisi gelişmeyen, taklit etmeyen, duyguları anlamakta zorlanan çocuklarda konuşma sorunu özellikle ciddiye alınmalıdır. Bu durum OTİSTİK SPEKTRUM BOZUKLUKLARIN’dan olabilir ve genelde ailelerin ilk başvuru şeklide ''konuşması gecikti'' şeklinde, konuşmanın başlaması gereken yaşlarda fark edilmektedir.

Otizmde, genelde anneler değerlendirme esnasında öykü alınırken, konuşma dışında çocuklarının soğuk, mesafeli, onlara ilgisiz olduğunu fark eder ama bu durum genelde bir sorun var, nedenini araştıralım şeklinde algılanmadığı için konuşma geciktiğinde başvurulmaktadır. Oysa, çocuk dünyaya sosyal bir varlık olarak gelmektedir. Sosyalleşmeyi gelişim süreçlerinde öğrenmektedir. Her çocuk aynı gelişim hızında olmasa da, bebeğinizle ilk başlayan tensel, sessel her türlü iletişimde iyi gözlemci olmanız çok önemlidir. Gerçekten iyi gözlemci anneler çok erken zamanda bu tip durumları yakalayıp yardım arayışına girmekte ve ciddi anlamda da çocuklarıyla birlikte başarıyla yol katetmekteler. Bu nedenle, çocuğunuzda bu tip belirtiler tespit ettiğinizde mutlaka psikiyatrik değerlendirme için başvurmanız gereklidir. Çünkü erken tanı ve tedavi Otistik Spektrum Bozukluklarında da her hastalıkta olduğu gibi çok önemlidir. İyi gözlemci ve araştırmacı annelere saygılarımla....

Dr.Bengü Kayatürk
www.drbengukayaturk.com