Kurt Bullend, karakalemle başlayan, boya ile devam eden resim çalışmalarında kadın figürleri üzerine yoğunlaşmış bir sanatçı. Hiper-realizm ile tanışmasını ise sanatsal üretimini ve bu konudaki araştırmalarını belirleyecek bir dönüm noktası olarak yorumluyor. Paris’te ve Moskova’daki yaşam deneyimlerinin, sanatsal dilinin gelişimine önemli katkıları oldu. Sanatçı, İstanbul’daki atölyesinde çalışmalarını sürdürüyor. Kendisiyle, Çağla Cabaoğlu Galeri’deki ‘Ben Senim’ adını verdiği ilk kişisel sergisinin ardından konuştuk…

- Sizin sanatla buluşma hikâyeniz nasıl başladı?

Kendimi bildim bileli resim yapıyorum. Bu benim için kendimi anlatmak gibi bir şeydi. Önceleri kara kalem çalışmalar yapıyordum sonra hiper-realizm akımını tanıdım. Bu beni çok etkiledi ve çalışmalarımı bu yöne çevirdim. Yurt dışında bu akımla ilgili araştırmalar yapıp çeşitli atölyelerde çalıştım. Bu süreç benim yaklaşık on beş yılımı aldı.

- Hiper-realizm ile tanışmanız sonrasındaki düşünce sürecinizden ve fikirlerinizi nasıl formüle etmeye başladığınızdan bahsedebilir miyiz?

Varoluş felsefesi ile uzun zamandır yakından ilgileniyorum. Yaşadığımız toplumsal yapıda kendi gerçek benliğimizi unutmuş bir şekilde büyük değer sorunları ile boğuşuyoruz ve bunları yaşadığımız toplumsal sistemler çözemiyor. Oysa çözüm kişinin yine kendisinde. Böyle düşünüyorum.
Varoluşçuluğu her bir eseri, birbirini takip eder şekilde yaparak anlatıyorum, devam eden bu eserlerin tamamı aynı zamanda bir konu bütünlüğüne ulaşıyor.     

- Size göre ‘orijinal’ nedir?

Bu sorunuza "henüz bedenlenmeden önceki halimiz” diyebilirim.

- Yaratım süreçlerinizde sizin için önemli olan duygular hangileri: Daha ziyade bir his, kültür ya da anlayış mı?

Her sanatçı eserlerinde kendini anlatır. Benim çalışmalarım da spiritüel bakış açışı ile kendi yaşamımı sorguladığım çalışmalar. Bu çalışmalarda en önemli kaynak duygularımdır. Çünkü hayat hissettiklerimizden ibarettir. Burada önemli olan esere bakan kişinin de aynı duyguları hissetmesidir. Böylelikle enerjisel bir bütünlük akışı olur.

- Bu kaçıncı serginiz? Burada sergilenen çalışmalarınızın konseptinden bahseder misiniz?

Daha önceleri karma sergilerde yer aldım ancak bu ilk kişisel sergim. Bu sergi dört yıllık uzun bir çalışma döneminin sonunda ortaya çıktı. Daha öncede bahsettiğim gibi spiritüel bir bakış açışı ile kişinin kendini sorgulaması, kendi değerini fark edip ruhsal kişiliğini geliştirmesini anlatan bir konsept.

- Sizi kendi alanınızdaki diğer sanatçılardan ayıran en önemli özelliğiniz nedir?

İnsanlara kendilerini fark etmelerini ve yaşanılanın dışında başka bir gerçekliği anlatmaya çalışıyorum. Hiper-realizm bu nedenle benim konuştuğum bir dil.

- Spiritüellik ve ego-masumiyeti çalışmalarınızda nasıl öne çıkarıyorsunuz?

Spiritüel konularda en önemli figür olan ve dişil enerjiyi simgeleyen kadını tüm çalışmalarımda kullanıyorum. Bu; bazı eserlerimde küçük bir kız çocuğu olduğu gibi, kiminde genç bir kadın, kiminde ise yaşanmışlıkları olan yaşlı bir kadın olabiliyor.

- Yeni bir çalışmaya başlarken nasıl bir ruh hali içinde oluyorsunuz?

Her çalışmam önce hissetme ile başlayıp sonra hazırlık aşamasında düşünceye dönüşüyor ve tüm çalışma sürecinde bir başka iş yapmadan, mevcut çalışmamın ruh hali içinde içime kapanarak, meditasyonlarla çalışmamı sürdürüyorum.

- Siz yaratıcı enerjinizi ve ilhamınızı hayatın hangi alanlarından alıyorsunuz?

İnsanların ve kendimin yaşam halleri benim çalışmalarımda en önemli yeri alıyor.

- Bugünün dünyasında hayal kurmak ne kadar önemli?

Bu evrende ne düşler ve ne isterseniz gerçekleşir, sadece  zamanı beklemek gerek. O kadar dış gerçekliğe inanıyoruz ki, hayal kurmayı unutuyoruz. Oysa hayal kurmak hayatımızı değiştiren ve dönüştüren bir kavram.