Özür dileriz Charente mösyöleri! Ne yazık ki Japon değiliz...”
Fransa’nın en önemli gastronomi dergisi Gault-Millau, 1990’larda konyağın krizini kapak konusu yaptığı bir sayısına bu başlığı atmıştı. Zehir zemberek yazıya, kırılmış konyak kadehleri ve onlardan akmış konyakların gözüktüğü iç kapatıcı bir fotoğraf eşlik ediyordu.
Gerçekten de konyak son yıllarda Fransa’da sevilmiyor. Dört büyük holdingin dev markaları altında toplanan, küçük ve butik üreticilerin giderek yutulduğu, tıpkı moda ya da parfümdeki gibi “endüstrileşmiş” bir sektör durumunda konyakçılık.
Üç silahşörlerin içkisi
Fransızlar yemekten sonra kahvelerinin yanında, balon bir kadehte hazmettirici olarak ne mi içiyorlar? Armanyak... Yaklaşık 400 yıllık konyaktan üç asır daha eski olan bu Fransa’nın en köklü brendisi, fazla ihraç edilmiyor ama ülkesinde baş tacı. Konyağın yarısı civarındaki fiyatı, ondan çok da geride kalmayan lezzetiyle armanyak, Fransız gastronomisini kurtarıyor. İşte bu eski ve geleneksel içki, geçtiğimiz günlerde geniş bir yelpazesiyle Türkiye’ye de ithal edildi.
Armanyak, Alexander Dumas’nın ölümsüz eseri “Üç Silahşörler”in, Atos, Portos ve Aramis’in vatanı Gaskonya’dan geliyor. Fransa’nın güneybatısındaki Gaskonya’nın asitli beyaz şarapları çok vasat ama bu şaraplar imbiklerde damıtıldığında çok hoş rayihalar yaratabiliyorlar. Damıtımın ardından içlerinde uzun yıllar dinlendikleri kara meşe fıçıları da armanyağa bambaşka bir lezzet veriyor. Böylece konyak zarif, “parfüme” ve feminen bir içki iken, armanyak daha kalın, rüstik ve kişilikli tarzıyla bir başka zevke hitap ediyor. İyi bir konyak ne kadar narin ve kırılgansa, iyi bir armanyak da o kadar tok ve sert olabiliyor. Türkiye’ye şarap ithalatçısı Adco firması tarafından getirtilen armanyaklarda bu tok ve sert olanlar arasından seçimler yapılmış. Öte yandan armanyağın modern ekolünden bir üreticiye ve onun rafine, temiz ürünlerine de yer verilmiş. Darroze ailesinin küçük bağ ve damıtımcılardan seçtiği, belirli bir rekoltenin tarihini taşıyan “millesime” armanyakları, bu içkinin klasik tadını olabildiğince yansıtıyor. Özellikle 1994 ve 89 rekolteleri sandal ağacı, meyan kökü, egzotik ve tropik meyve tatlarıyla burunda ve damakta birer bomba gibi patlayan, kişilikli armanyaklar. 50 derece civarındaki alkolleriyle, onlardan ya nefret ediyor ya da çok seviyorsunuz. Armanyakları ithal edilen ikinci üretici Tariquet ise, fıçıda yıllanmanın getirdiği bukelerden çok, üzümden gelen bukeleri öne çıkarmaya çalışan modern bir firma. Bölgede unutulmaya yüz tutan zarif kokulu Folle Blanche üzümünü diriltmeye çalışıyor ve harmanlarında bu üzümü yüksek oranda kullanıyor. Haliyle armanyakları daha zarif ve ince bukeli.
Bir-iki şişeyi stoklayın
Bu gibi içkiler Türkiye’ye getirilirken genellikle ithalatçıya iyi kazandıracak, baz fiyatları düşük ve vasat ürünlerden seçilir. Getirilen 10 çeşit armanyakta ise bu yola gidilmemiş, iyiler toparlanmış. Nihai fiyatların 120 liradan başlaması da boyalı bir uyduruk likör 80-90 liraya satılırken hiç abartılı değil...
Böyle içkiler ülkemizi çok sık şereflendirmiyor. Geldiklerinde de çok satılmadıklarından, genellikle ithalatları sürekli olmuyor, kuyruklu yıldızlar gibi bir görünüp sonra da kayboluyorlar. O yüzden her ne kadar bugünler armanyak yudumlamak için ideal günler değilse de, bir-iki şişeyi edinip kış için stoklamalı... Ve bu tür damıtık içkilerin bukelerinin uçucu oldukları da dikkate alınarak, yaz aylarını serin bir yerde geçirmeleri sağlanmalı..
Bul

Ömür dediğimiz nedir ki; yaşa(ya)madıktan sonra!