Şimdi yazacağım örneği konuyu anlatabilmek için veriyorum. Yoksa kimsenin anne-babalığını eleştirmek benim haddime değil. Hatta koşulları, olayları bilmeden sadece görünen üzerinden başka anne-babaları eleştiren anne-babaları da onaylamam. 
 
Geçenlerde oturduğum bir restoranda, yan masada oturan bir anne-oğul vardı, yanlarında da muhtemelen anneanne. Birlikte yemek yiyorlardı. Erkek çocuk tahminimce 4 ya da 5 yaşlarında idi. Anne sürekli ama sürekli çocuğun ağzına bir şeyler sokuşturuyordu. Sokuşturuyordu diyorum çünkü çocuk telefonda oyun oynuyordu ve yemekle ilgili herhangi bir ilgisi ya da ne yediğine dair bir fikri yoktu. Tüm bunlara rağmen halen yemek yemek istemediği için, annesi her lokmada başka bir korkutma (tehdit) yöntemi deniyordu. Birinde “bak garson abiyi çağırıyorum” dedi ve çağırdı. Garson da çocuğa “ama yemeğini yemek zorundasın yoksa oyunu oynayamazsın” gibi bir şeyler söylemek zorunda hissetti kendini. Ve çocuk o lokmayı yuttu. Bir diğer lokmada yine reddedince, anne bu sefer “babanı arıyorum yemezsen” dedi. Çocuk hemen o lokmayı da attı ağzına. Bu süreç bir süre böyle devam etti. Aralarında herhangi bir etkileşim yoktu korkutarak yemek yedirmeye çalışmaktan başka!
 
Sevgili anne babalar! Lütfen ama lütfen çocuklarınıza korkutarak bir şeyler yaptırmayın. İstediklerinizi yapmıyor diye hemen tehdite başvurmayın. 

    Yemek yemezsen dondurma yiyemezsin,
    Hırkanı giyinmezsen hastalanırsın, doktor iğne yapar,
    Elimi bırakırsan seni kaçırırlar,
    Kemerini takmazsan polis hapse atar,
    Ödevini yapmazsan, öğretmen ceza verir…
   
Bu liste böyle uzar gider.

Evet hayatta hepimizin belli rol ve sorumlulukları var. Çocuklarımızın da sorumluluk alanları var ve bazen bunları yaptırmak çok zor olabiliyor biliyorum. Ama inanın çare korkutmak değil. Doğruyu öğreteyim derken, çok büyük kötülük yapıyoruz.
 
Yetişkin bedeninde ürkek çocuklar
Sürekli birilerinin ceza vereceği, kızacağı, döveceği korkusuyla hareket eden çocuk, büyüyünce her şeyi başkaları için yapar hale geliyor. Çünkü aslında birey olarak neyi gerçekten istediğini ya da istemediğini bilmiyor. Birey olamıyor. Büyüyemiyor. Yetişkin bedeninde ama hala anne-babasının sürekli korkuttuğu çocuk olarak kalıyor. 
 
HAYIR diyememek
Daha da tehlikelisi ne biliyor musunuz? Sürekli korku ve tehditle yetişen çocuk, büyüdüğünde “HAYIR” demeyi bilmez. Çünkü her hayır dediğinde geri püskürtülmüştür. Hayır demesinin hiç önemi olmamıştır. O yüzden hayır demenin yanlış bir şey olduğunu, hayır dediğinde birilerini üzdüğünü ya da hayır dese de bir şeyin değişmediğini öğrenir. Ve genç bir kadın ya da erkek olduğunda, kimseye hayır diyemez. 
İnanın o kadar çok hayır diyememekten şikayetçi olan, hayatını hep başkalarının söylediklerini yapmak zorunda hissederek geçiren mutsuz yetişkinler var ki… Temelinde hep bu çocukluğumuzdan getirdiğimiz, aslında çok küçük gibi duran ama etkisi kocaman öğretiler var. 
 
Hayır diyememek sadece kendini başkalarına adamakla sınırlı kalmıyor. Etrafımız çocuk istismarı haberleriyle kaynıyor. Hiçbirimizin yüreği dayanmıyor okumaya bile. Kendinden büyük bir adama ya da kadına hayır demenin yanlış ya da cezaya yol açan bir davranış olduğunu öğrenerek büyümüş bir çocuk, istismara uğradığında nasıl hayır diyebilir? Korkuta korkuta yemek yedirdiğimiz, ödevini yaptırdığımız çocuğumuz, biraz büyüdüğünde “biri sana dokunursa hayır de ona” dememizden ne anlayabilir?! Bir de bu açıdan bakalım lütfen…