Kral 14. Louis döneminde Versay Sarayı'nın sırları

Versay Sarayı tarihin en pahalı inşaatı olarak şimdinin parasıyla yaklaşık 300 milyar dolara mal oldu. Ancak Versay’ın ün kazanmasının nedeni sadece bu değil. Sarayda saklanması imkansız olan çok pis bir koku vardı. Sizce böyle bir şey gerçek olabilir mi? Bu iddianın ve diğer tuhaf söylentilerin ne kadar doğru olduğunu araştırdım.

Kral 14. Louis döneminde Versay Sarayı'nın sırları

Sıcak suyun hastalık yaydığına inanılıyordu

Sıcak suyun hastalık yaydığına inanılıyordu

14. Louis döneminde Versay Sarayı'nın pis koktuğuna inanılıyor. O zamanlar hijyen anlayışının şu ankinden farklı olduğunu hatırlayarak başlayalım.

Örneğin o zamanlar, sıcak suyun hastalıkların yayılmasını sağladığına inanılıyordu.

Veba dahil her hastalığın içine girebileceği gözenekleri açtığı düşünülüyordu.
 

Hayatında sadece 3 kez banyo yaptığı söylenir

Hayatında sadece 3 kez banyo yaptığı söylenir

Bu yüzden Louis'nin hayatında sadece 3 kez banyo yaptığı söylenir.

Hijyenik prosedürlerin şu an olduğundan daha az gerçekleştiği doğru ama üç kez banyo yaptığı tabii ki doğru değil.

Taşınabilir banyolara girdiği, hatta bu banyoları zaman zaman aşk eğlenceleri için de kullandığı biliniyor.

Her sabah yıkanmasa da alkole batırılmış bir bezle silindiği ve çamaşırlarını günde birkaç kez değiştirdiği söyleniyor.

Ancak Versay’da yaşayan diğer insanların kendi özel banyoları yoktu. Bu yüzden hijyenlerini çoğunlukla 'kuru temizleme' olarak adlandırıyorlar; kendilerini kuru bir bezle veya ekşi bir şeyle ıslatarak siliyorlardı.
 

Çamaşırlar yıkanmıyor, sadece siliniyordu

Çamaşırlar yıkanmıyor, sadece siliniyordu

Hem kadınlar hem de erkekler iç çamaşırlarını ve gömleklerini sık değiştirirdi.

Özellikle gömlekler çok pahalıya mal oluyordu. Öyle ki, ölümünden sonra sahibinin mülkünün envanterine yazılacak kadar pahalıydılar.

Hem Kral hem de sarayın dış giyimi hiçbir zaman yıkanmaz; sadece silinirdi.

O zamanlar kıyafetler genelde kadife ve ipekten yapıldığı için yıkamayla zarar görebiliyorlardı.

Çamaşırhaneye sadece gömlek, yatak örtüsü ve masa örtüleri verilirdi.

O zamanın eczacılık kitaplarında ağız ve ayak kokusunu engelleyen reçeteler yer alıyordu.

Dişler için ise pek etkili olmayan özel 'ovalama' tozları kullanılıyordu.

O zamanlar çok pahalı olan şekeri sadece zenginler alabiliyordu ve tahmin edebileceğiniz gibi birçok zengin insanın dişleri çürüktü.

14. Louis’nin eşi Maria Theresa, 22 yaşındayken evlendiği zaman dişleri zaten kötü durumdaydı.

Kral da doğuştan gelen rahatsızlığının sebep olduğu ağız kokusuyla mücadele ediyordu.

Kulağa ne kadar garip gelse de, kralın iki diş ile doğduğu söylenir.

Kötü kokuyu yenmek için parfüme yüklendiler

Kötü kokuyu yenmek için parfüme yüklendiler

Bütün bu kokuları yok etmek mümkün değildi tabii. Bu yüzden de saraylılar çok fazla parfüm kullanırdı.

Kural gereği o zamanların parfümleri amber ve misk gibi hayvansal kökenli ağır aromalara sahipti.

Saray eczacıları, yalnızca keten ve kıyafet sandıklarına yerleştirilmeyen, aynı zamanda koltuk altlarına veya baldırlardaki kıyafetlere de dikilebilen lavanta keseleri yapmaya başladılar.

Kral Louis XIV'e gelince... Gençken parfüm kullanmayı sevse de, yaşlanınca ağır kokulara dayanamamaya başladı. Bu yüzden hizmetkarları, kral odaya girmeden önce kokuyu gidermek için bütün pencereleri açarlardı.

Bazen çok fazla parfüm ve vücut kremi koktuğu için Madame de Montespan'ın kralın arabasına binmesine bile izin verilmezdi.

Portakal kokusu favorisiydi

Portakal kokusu favorisiydi

Kral en çok portakal çiçeği kokusunu severdi.

Yatak odası portakal çiçeği kokardı.

Caddedeki çeşmelere de portakal özü eklenmişti.
 

Umumi tuvaletlerin durumu berbattı

Umumi tuvaletlerin durumu berbattı

Parfüm insan vücudunun kokularını gizlemekten başka, tuvalet kokusunu gizlemek için de kullanılıyordu.

Saraydaki umumi tuvaletlerin durumu berbattı.

Versay sakinlerinin bazıları kuytu yerlerde ihtiyaç gidermeye başlamıştı.

Ayrıca sarayda, pislemek için özel yerler bulmayı hiç de umursamayan bir sürü köpek vardı.

Sarayda, sabah saatlerinde hizmetçiler ve uşaklar tarafından boşaltılan 'gece lazımlıkları' kullanılıyordu.

Çoğu zaman Iağım çukurları çok uzakta olduğu için lazımlıklar dolunca pencerelerden aşağı dökülüyordu.

Tabii ki tüm bunlar saraydaki kokuyu daha da dayanılmaz hale getirdi.

Dahası var: Soyluların ziyaretleri sırasında uşaklar, Versay’ın koridorları boyunca lazımlıklar servis ediyordu.

Ancak herkes için yeterli hijyenik lazımlık olmadığı ve soylular uşağı beklemek istemediği için çoğu perdelerin ardında ihtiyacını gideriyordu.

Kralın ise, altında bir deliğin bulunduğu özel sandalyeleri vardı. İnanılmaz değil mi?

Kral Louis çok önemli konular konuşurken veya yemek yerken aynı anda belki de ihtiyaç gideriyordu... Kim bilebilir ki?

Yine de davetliler için bir kraliyet masasında oturmak büyük bir onurdu.

Bir tiyatro sahnesi olarak kralın yatak odası

Bir tiyatro sahnesi olarak kralın yatak odası

14. Louis'nin hayatı, sabah kalktığı andan itibaren uyuyana kadar adeta bir tören gibi geçiyordu.

Kendisiyle aynı odada uyuyan baş hizmetçisi tarafından uyandırılır, hemen ardından hükümdarın nabzı ve barsak hareketlerini kontrol eden baş doktor ve baş cerrah gelirdi.

Daha sonra yaklaşık 100 kişi rütbelerine bağlı olarak kralın karşısında sıraya dizilirdi.

Uşak herkesin önünde kralı tıraş ederdi.

Kralı giydirme sürecine tanık olmak büyük bir onurdu ama bu onura erişmek kolay değildi.

Bazı asiller, hükümdarın sabah prosedürlerini görmek için çok fazla para ödüyordu.

Kralın yatak odası bir tiyatro sahnesini andırıyordu.

Odanın ortasında, dört tarafı perdelerle kuşatılmış yüksek bir podyum vardı.

Bütün bu ritüeller en küçük ayrıntısına kadar yazılıydı.

Örneğin Kral'a terlik ve cüppe vermek, farklı uşakların göreviydi.

Bulutlu günlerde yatak odasında yeterince ışık olmadığında, bir uşak krala, mumluk tutma onurunu kime bahşedeceğini sorardı.

Bu ayrıcalığa sahip olan kişi, tören zamanı boyunca 'muhafız' sıfatını alırdı.

Soylular kıyafet harcamaları yüzünden iflas etti

Soylular kıyafet harcamaları yüzünden iflas etti

Versay Sarayı sakinleri lüks cüppeleriyle birbirleriyle rekabet ederdi; çünkü kralın bir kişi hakkındaki düşünceleri, moda anlayışına bağlı olarak bile oluşabilirdi.

Giyim kuşam rekabeti o kadar kızışmıştı ki, soyluların bir kısmı muazzam kıyafet harcamaları nedeniyle iflas etti.

Bir ayaklanmadan sağ kurtulmayı başaran 14. Louis'nin soylu insanları kraliyette tutmasının özel bir nedeni vardı: Soylu kadın ve erkekleri kontrol etmenin ve ayaklanmalarını önlemenin tek yolu, onları gözaltında tutmaktı

Kraliyetteki tüm insanlar yazışmaları kontrol ediliyordu.  

Kralın kendisi bile bazen bir soylunun üstünü arardı.

Efsane akşam yemekleri

Efsane akşam yemekleri

14. Louis zamanında akşam yemeği de görkemliydi.

Kral yalnızca kahvaltı ve öğle yemeğini tek başına yiyor; ancak sabah törenlerinde bulunanlar hükümdarın yemek yeme sürecini izleyebiliyordu.

Aile üyelerinin yanı sıra saraylıların da yer aldığı akşam yemekleri ise büyük ve lüks bir ritüeldi.

Onlarca aşçı bu ritüel için bütün gün yemek pişiriyordu.

Kralın kelimenin tam anlamıyla doyumsuz olduğu söylenir.
 

14. Louis et yemeklerine düşkündü ve yemeklerinin çoğuna kızarmış etle başlardı.

Güvercinler, kuğular, şahinler, hindiler ve hayal edebileceğiniz hemen hemen her kuşun yanı sıra çeşitli etler ve tabii ki istiridye ve diğer deniz ürünleri de tüketirdi.

En sevdiği tatlı ise, içi karamelle doldurulup altın serpilmiş portakaldı.

Yemekte bıçak kullanmak yasaktı

Yemekte bıçak kullanmak yasaktı

14. Louis'nin kronik diş sorunlara rağmen iştahı hayatı boyunca aynı kaldı.

Çiğneme yetisini kaybettiğinde yemeği parçalara ayırırdı.

Kraliyet her zaman elleriyle yemek yerdi.

Zaten kralın akşam yemeklerini paylaştığı kişilerin bıçak kullanmaları yasaktı.

Tahmin edebileceğiniz gibi, suikast korkusu yüzünden... 
 

14. Louis'nin'nin paranoyasını gösteren başka bir şey de, kendisinin sayısız portresini yaptırmasıydı.

72 yıllık hükümdarlık döneminde yaklaşık 300 resmi yapıldı.

Tabii ki bunun egosal bir sebebi de vardı ama portrelerin asıl amacı insanlara otoriteyi hatırlatmaktı.

Bu taktiğin aynısı 20'nci yüzyıl diktatörleri tarafından da uygulandı.

Kral salondan ayrıldığında geride portresi kalırdı ve insanların bu portreye de tıpkı hükümdar gibi saygılı davranması gerekirdi.

Örneğin hiçbir kraliyet mensubu portreye sırtını dönemezdi.

Kralın portreleri, mutlakiyetçi Fransa’nın siyasi yaşamında büyük bir rol oynardı.

“Neden ağlıyorsunuz ki? Sonsuza dek yaşayacağımı mı sandınız?”

“Neden ağlıyorsunuz ki? Sonsuza dek yaşayacağımı mı sandınız?”

14. Louis 1715 yılında 76 yaşındayken, bacak yaralanmasından sonra gelişen kangren nedeniyle öldü.

Doktorların etkilenen uzuvlarını kesme önerisini reddetmeseydi belki daha uzun yaşardı. Fakat bu öneriyi onursuzca buldu.

Ölümünden kısa süre önce yatağını çevreleyen saraylılara “Neden ağlıyorsunuz ki? Sonsuza dek yaşayacağımı mı sandınız?” dediği söylenir.

Kralı Philippe le Bel'in zamanından beri Fransız hükümdarlarının cesetleri açılır, bağırsakları çıkarılır, kalpleri diğer organlardan ayrılır ve bu üç bölüm, insanların ibadet edebilmeleri için farklı yerlere gömülürdü.

Kralın vasiyetine göre bu prosedür yatak odasında ve soyluların huzurunda da gerçekleşebilirdi.

14. Louis, Fransız krallarının mezarlığı olan Saint-Denis'deki bazilikaya defnedildi. 100 yıl sonra devrimciler tarafından kalıntıları çıkarılıp dağıtıldı.

Bazı tarihçiler Fransız Devrimi’nin, 14. Louis ve onun soyundan gelenlerin lüks yaşantısı, devletin hazinesine verdikleri ciddi zarardan kaynaklandığına inanıyor.

Karnını doyuramayan halk; hükümdar ve kraliyet ailesinin nasıl bu kadar cömert bir yaşam sürebildiklerini anlayamıyordu.

14. Louis’nin büyük torunu 16. Louis bunun bedelini başıyla ödedi... 

Bu makaleye ifade bırak