“Septembre”li bir şarkı çalar Kalamış sahilinde…

Yaz yorgunu güneşin kıvamında ısıttığı köhne kahvesinin çınarı altından kalkıp başlar yürümeye kayıkhanelerin önünden..

Açık mavi renkli büyük yakalı gömlek, bol paça blucin, saçlar omuzlarda..

“Septembre”li şarkı çalar ıslıkla  dalga seslerine  karışan..

Yosun kokusu ciğerlerinde…

Aklında koca bir gelecek hayali..

İnsanlık için pırıl pırıl ışıldayan hayaller onlar..

Eve varırken sade ve güzel bir kız bekler onu mahalledeki evin penceresinde..

Tam geçerken önünden, “tesadüfen” çıkıverir balkona.

Mahcup iki çift göz karşılaşır apansız akşamın loş karanlığında..

İki genç kalp titreşir eylülün hafif rüzgarında..

Kulaklarında yine “septembre”li şarkı…Yüzünde belli belirsiz memnuniyet..

Yeni bir dünya gelmekte, belli..

Güney Amerika’dan, Afrika’dan, Asya’dan..

Zalimlerin sonu gelecek elbet…

Okunmayı bekleyen kitaplar odada..

Mahalle  arkadaşları sahil sinemasında.. Güzel bir film varmış; “Otomatik portakal”..  

Ya da okey oynamalı kahvede, kaşarlı tost ve çay eşliğinde..

Bütün bunlar bittiğinde  dönerken eve..

O duru güzel  kızın ışığı yanmakta mıdır acaba diye yine ordan geçmece..

Uyumuş herkes, olsun.. Hanımeli kokusu sarmış sokağı, aşka karşı koyulamaz..

Yarın bütün gücünü toplayıp bir sokak başında..

“Merhaba, nasılsın” deyip konuşmalı onunla..

Çıkma teklif etmeli.. Yok, yok.. Hemen olmaz.. Önce bir çay içmeli pastanede, randevu verilmeli caddedeki yere, orda söylemeli..Tamam…

Okunmayı bekleyen kitaplar var evde.. Gorki, Mayakovski, Ahmed Arif, Nazım, Kemal Tahir..

Güzel günler kapıda zaten..

Kapı tokmağını çevirecek güç zaten bileklerde..

Yeter ki yok olmasın kulağından, dalga sesleriyle bezenmiş “septembre”li şarkılar..