Hafta sonu bir otobüs firması ile Bursa’ya yolculuk yapıyordum. Otobüsün ön koltuğunda oturduğumdan şoför ve muavinin konuşmasına tanıklık etme fırsatım da oldu.  Şoför, son anda Gebze’ye uğrayacağını öğrendiği için biraz gergindi. (Osmangazi Köprüsü ile İstanbul-Bursa arası Anadolu Yakası’ndan yaklaşık 1.5 saat sürüyor. Eğer otobüs Gebze Terminali’ne uğrarsa hem güzergâh değiştiğinden hem de trafiğin olduğu yollara girildiğinden süre biraz uzayabiliyor.) Bu bilgi sonrası gerilen sürücü, muavinle konuşurken şu cümleyi kurdu. ‘Zaten hep bizi bulur!’

Evet, burada duralım ve benzer cümleler kuralım:

“Zaten hep beni bulur.

Ne zaman bir şeye başlasam hep bir aksilik çıkar!

Zaten bende şans yoktur.

Tüm dünya bana karşı!

Hayır, bu benim hatam değil, o kişi öyle yaptığı için benim de sonucum bu oldu.

Neden kimse beni anlamıyor?”

Bu cümleler tanıdık geliyor mu? Belki siz söylüyorsunuz belki de çevrenizdekilerden duyuyorsunuz.

Benzer, benzeri çeker derler. Etrafınızda böyle insanlar var ise dikkat edin, sohbetlerinin çoğu şikâyet, suçlama, öyle olsaydı, şöyle olsaydı, şans olsaydı gibi konular eşliğinde dönüp duruyordur. Bu sohbetlerden bunaldığınızı hissettiğinizde karşınızdakine şu soruyu sorun: ‘Peki, bu anlattıklarınla ilgili sen ne yapmak istiyorsun?’

Kurban Psikolojisindeki birini nasıl anlarız?

Hata yapma korkusu öyle içselleştirilmiştir ki harekete geçemezler.

Seçimlerinin, yaptıkları bir işin, verdikleri bir kararın sorumluluğunu almazlar.

Sorumlu hep bir başkasıdır. O kişi öyle yaptığı için sonuç böyle olmuştur.

Bir ‘kadere lanet olsun’ havası vardır.

Kandırılmış, aldatılmış, yanlış anlamalara maruz kalmış, yalnız bırakılmışlardır.

Ayrıca kendisi gibi kişilerle birlikte iletişim halinde olmayı çok severler.

Hepimiz bazen böyle hissederiz ancak tıp literatüründe, akut ve kronik diye tanımlanan iki kavram vardır. Bazı zamanlar kendimizi çaresiz ya da kandırılmış hissettiğimiz olmuştur. Ancak bu hissi sürekli yaşayanlar -kronik kurban psikolojisi- tanımına daha çok uyarlar.

Temeli nereye dayanıyor?

Çocukken bulunulan aile ortamı bireye küçük ve güçsüz olduğu mesajını vermişse, hatalar hep başkalarında aranmışsa, -örneğin, ayağını sehpaya vurduğunda sehpa dövülmüşse-, çevresindeki yetişkinler sürekli başkalarını suçlamışsa veya buna benzer pek çok temel dayanağı olabilir.

Hayatında ters giden şeyleri değiştirecek gücü olmadığını düşünenler, kendilerini çaresiz hissederler. Çaresizlik duygusu, eyleme geçememeye ya da suçlayacak birilerini aramaya iter. Bu da geçmişe dönerek en yakın ilişki kurulanlar -yani aile- olur. Şimdiki zamanda suçlanacak kişi ise eştir, kayınvalidedir, iş arkadaşıdır, patrondur, çevresinde kendisinden başka herkestir. Bu kişilerin, kendi gibi kurbanlarla sohbet etmek de hoşuna gider.

Bu psikolojide olan kişi ne yapmalıdır?

Artık direksiyonu eline almalıdır.

Önce, hayatında gerçekleşen her durumun sorumluğunu kendi üstüne almakla başlamalıdır.

Bu dünyaya niye geldi? Kendisini hırpalamaya, kader kurbanı olmaya mı yoksa kendisini anlamlandırmaya mı? Yapılması gereken, başına gelen olaylara nasıl tepki verdiğini irdelemektir.

Çünkü başımıza gelenleri biz belirleyemeyiz ama onu nasıl değerlendireceğimizi ve tepki vereceğimizi belirleyebiliriz.

Seçim sizin, karar sizin, sorumluluk sizin!

Sevgilerimle

Dilek Söylemez

İletişim: www.dileksoylemez.com

www.instagram.com/dileginimgeleri