YaşamRSS
20 Mart 2010 - 01:22

La Fontaine’den önce...

Hasan Pulur Olaylar ve İnsanlarh.pulur@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Leonardo da Vinci denilince aklımıza ünlü “Mona Lisa” tablosu gelir, o hüzün dolu bakışın bir benzeri canlılarda bile yoktur.
Leonardo da Vinci, yalnız resimler çizerek makineler icat etmiş, eski eserleri onarmış bir dâhi değil...
Hikâyeler, fantastik hayvan masalları ve fıkralar da yazan bir yazardır. Anlaşılması kolay, düş gücünün hızlı gelişmesi için yazılmış bu hikâyelerin gerçek kahramanları hep doğadandır. Mitolojik hayvanlar, bitkiler, su, hava gibi doğa öğeleri...
La Fontaine’in masalları gibi ibretli hikâyeleri de vardır. Onun bu yazılarını resimleyen, “Bilinmeyen Defter” isimli bir kitap çıkarmışlar. (Marsık Yayınları)
Bu yazdıklarına “Codex-Şifreler” adı verilmiş...
Bunlara birkaç örnek...
*  *  *
Bir zamanlar ahırına bile gidemeyecek kadar yorgun bir eşek varmış. Çok soğuk bir kışmış ve bütün yollar don tutmuş. “Daha fazla gidemeyeceğim!” demiş eşek, kendini yere atarak.
Bir serçe yanında durmuş ve kulağına fısıldamış:
“Eşek, üzerinde durduğun donmuş bir göl. Dikkatli ol.”
Uyuklamak üzere olan eşek, kocaman ağzını açıp esnemiş ve yeniden uykuya dalmış. Ama vücudunun ısısıyla, altındaki buz yavaş yavaş erimiş ve sonunda çatlayıp kırılmış. Eşek suya düşünce kurtulmak için çırpınmış; ama boşuna, artık çok geçmiş. Ve boğulmuş...
*  *  *
Yapraklı dallarını güneşe seren gururlu bir ağaç, yanındaki düz, kuru ve yaşlı sırığa hiç dayanamıyormuş:
“Çok yanıma sokuluyorsun, daha uzağa gidemez misin? demiş.
Sırık onu duymamış gibi davranıp hiç yanıt vermemiş.
O zaman ağaç kendisini çevreleyen böğürtlen çalısına seslenmiş:
“Çalı, başka bir yere gidemez misin? Canımı sıkıyorsun!.
Böğürtlen çalısı da duymamış gibi davranıp yanıt vermemiş.
O zaman kertenkele, dayanamayıp kafasını yerden kaldırmış ve “Güzel ağaç!” demiş “sırığın seni dik tuttuğunu görmüyor musun? Çalının seni kötü arkadaşlardan koruduğunun farkında değil misin?”
*  *  *
Ardıç kuşları, baykuşu yakalayan adamı görünce, “Yaşasın, kurtulduk!” diye bağırmışlar.
“Artık baykuş bizi korkutamaz. Rahatça uyuyabiliriz.”
Gerçekten de baykuş tuzağa düşmüş ve kafese kapatılmıştı. Düşmanın kafesinin çevresinde dönen ardıç kuşları, “Haydi, gidip hapisteki baykuşa bakalım” diye bağırmışlar.
Ama adam baykuşu başka bir amaçla yakalamıştı, aslında o ardıç kuşlarını istiyordu. Baykuş, hemen onunla işbirliği yapmış. Adam onu bir bacağından iple bağlamış ve bir tüneğin üzerine yerleştirmiş. Meraklı ardıç kuşları, onu görmek için çiftçinin ziftli ökseleri yerleştirdiği çevredeki ağaçlara doluşmuşlar. Ama ardıç kuşları, baykuş gibi özgürlüklerini değil, canlarını kaybettiler.
Bu, kendilerinden güçlü birinin özgürlüğünü kaybetmesine sevinenler için yazıldı. Kaybeden eğer önemli biriyse, hemen kazananın tarafına geçebilir, ama güçsüz olanlar yeni sahiplerinin emrine geçer ve çoğu kez yalnızca özgürlüklerini değil, yaşamlarını da kaybederler.
*  *  *
Avludaki tüm hayvanlar aç ve susuzdu, horoz bile ötmüyordu.
Son güçlerini de tüketmemek için bir ağacın gölgesinde kımıldamadan duruyorlardı.
Yalnız tavuskuşu, o gün de diğerleri gibi renk renk kuyruğunu yelpaze gibi açmış bir ileri bir geri dolanıyordu.
“Anneciğim, neden tavuskuşu her gün böyle salına salına dolaşıyor?” diye sordu meraklı bir piliç annesine.
“Çünkü yavrum, o çok kibirli bir hayvan. Ve bu hırs yalnızca ölünce yok olur” dedi.

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
Paraleller arası kaç kilometredir?
Markapon
©Copyright 2010