Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, lider polemikleri üzerine medyaya yol göstermiş: “Kötü sözleri bir hafta haber yapmayın, bakalım nasıl olur!”
Salı günkü grup toplantıları yine inanılmazdı: CHP lideri Deniz Baykal, eşinin hasta ziyareti için GATA’ya alınmadığını açıklayan Başbakan Erdoğan’a Emine Erdoğan’ın başörtüsü nedeniyle Fransa’dan “eşini getirme” denildiğini hatırlattı.
Baykal, önce Sarkozy’nin bunu yaptığını açıklamış, sonra Chirac diye düzeltmiş. Emine Erdoğan polemiği gün boyu sürdü.
Radikal’de İsmet Berkan, 2004 yılında yaşanan bu olayın kendi yazısından alıntı olduğunu belirtti. Başbakanlık, Baykal’ı “özür dilemeye” çağırarak, “Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakan’ı böyle bir mesaj aldığında buna sessiz kalmaz. Fransa cumhurbaşkanlarının hiçbiri, hiçbir dönemde dolaylı ya da doğrudan, asla böyle bir mesaj göndermemiş ve asla Sayın Başbakan’ın eşlerini diplomatik ilişkilerimize mevzubahis etmemiştir” şeklinde açıklama yaptı. Emine Erdoğan’ın da 2004’te Başbakan’la birlikte Fransa’ya gittiği belirtilmesine karşın akşam saatlerinde ikili ziyaretin 2008’de Sarkozy’ye yapıldığı bildirildi.
CHP de dün Baykal’ın açıkladığı gibi Başbakan’ın Fransa’ya “eşsiz gittiğinin doğrulandığını” kamuoyuna duyurdu. “GATA’ya husumet, Fransa’ya hassasiyet siyasi gerçekleri değiştirmez” denildi. Böylece 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde tırmanan “başörtülü eşler” meselesi siyasette bir kez daha öne çıkarılmış oldu.
MHP ve CHP’nin iktidar aleyhinde söylenecek onca şey, eleştirecek onca konu varken muhalefeti eşler ve “başörtüsü” üzerinden sürdürmeleri, GATA polemiğini “sınır ötesi”ne, Fransa’ya taşımaları “insani” olmadığı gibi, siyaseten de doğru değil. Muhafazakâr seçmenden “ödünç oy” isteme çabası içine giren CHP’yi anlamak ise gerçekten güç. AKP oylarını son seçimde yüzde 47’ye tırmandıran bu tür mağduriyetler değil miydi?
Sadece TEKEL işçilerinin direnişi bile muhalefet açısından “ders” niteliğindeyken, insanların geçim derdiyle, iş aş kavgasıyla, işsizlik ve yoksullukla boğuştuğu, genç kuşakların gelecek adına umutlu bir şeyler duymak istediği bir Türkiye’de “başörtüsü” polemiği yapmanın sırası mıdır?
Meclis grupları, ülke sorunlarını tartışmak yerine liderlerin giderek sertleşen üsluplarıyla kısır polemiklerin öne çıktığı faydasız bir platform haline dönüşüyor.
MHP lideri Devlet Bahçeli, “Haçlı kalıntıları”na benzettiği AKP grubunu, “Milliyetçi Hareket sıralarına bir metre yaklaşan bundan sonra ne olacağını görecektir” diye uyarıyor. Başbakan Erdoğan da Bahçeli’yi “tıp dünyasına havale ediyor.”
Çankaya’nın “Kötü sözleri yazmayın” sözlerine katılamıyoruz.
Liderleri sansür yerine, medya bu polemikleri olanca çıplaklığıyla yayımlamalı ki “düzey” görülsün. Demokrasi standardımız o zaman yükselir.
Bul

Tayyip Erdoğan ve AKP % 80 oya doğru mu koşuyor?