Anneliğin nasıl kutsal bir şey olduğunu henüz anlayamadığım, onun yerine bedenimdeki değişimi, ağrıları, fazla kiloları, kamu malına dönüşen, gelenin gidenin “Süt çıkıyor mu” diye mıncıklayıp durduğu memeleri, durmak bilmeyen gözyaşlarımı, duygu durum değişikliğimi ve aynalara küsen yüzümü unutamıyorum. Evde gece gündüz, dizi çıkmış pijamayla gezen, üstü kusmuk kokusundan geçilmeyen, aylardır boyatmadığı saçları, aldıramadığı kaşı bıyığı yüzünden aynalara bakınca “Bu ben miyim?” dedirten kafa lohusa kafasıdır benim için… Lohusa döneminde dünya bana bebeğimin sütü, gazı, kakasından ibaret geliyordu. Yavaş yavaş gelen gözyaşlarının birden dönüştüğü ağlama krizleri, eve gelen kocayı boğazlama isteği, omuzları yere yapışacak olan bitkin bedenim yavaş yavaş error vermeye başlamıştı ve artık dur demeliydim… Benden önce bu kafaya girmiş arkadaşlarımın tavsiyelerine kulak vermek, bu dönemde yapılabilecek en doğru şeydi. Bir lohusayı ancak lohusalığı yaşamış ana anlardı çünkü. Bütün bunların farkına varıp uyandığım bir sabah verdiğim yeni kararlarla yepyeni bir bene uyandım.

Hâlbuki ne kadar kutsaldır lohusalık. Kucağına yeni aldığın bebeğin sadece sana muhtaçtır. Senin ona verdiğin sevgiye, ilgiye, şefkate... “Sen de bütün bunları bebeğine sağlıklı bir şekilde vermek için sağlıklı bir ruh haline sahip olmalısın” dedim kendime, silkelendim. Öncelikle emzirip, gazını çıkardığım ve uyuttuğum ilk fırsatta kendimi kuaföre attım. Kendimi aynaya baktığımda iyi hissedeceğim bene kavuştum. Akıl hocası olmaya meraklı kimseye de kulak vermedim. Ben de anneydim artık ve araştırıp okuyordum, hissediyordum. Bir kere ben de çocuğum için en iyi, en doğru şeyi bilecektim. İkimiz arasına kimseyi sokmadım (anneanneden alınan yardımları saymıyorm:) ) Emziriyordum, sütüm vardı, güzel besleniyordum. Evet, kilo alıyordum ama bir gün verecektim. Kendimi olumlu şekilde motive etmeyi öğrendim. Bebeğin kırkı çıkmadan sokağa çıkmaz tabusunu yıktım bir kere. 15 günlükken attık kendimizi sokaklara... İlk evden çıkma deneyimi başarıyla sonuçlanmışsa devamı geliyor. “Emzirmek için ya bir yer bulamazsam” ve “Bebeğim çok ağlarsa” paniği en birincisiydi benim için. Önüme çıkan ilk camiye girdim ve emzirdim. Oh dedim, “Ne kadar da kolaymış, ya emzirecek yer bulamazsam” paniğine lüzum yok yani. Kendime vakit ayırdım en birincisi. Kahve içemiyorsam, kitap okurken rezene çayımı içtim. Sahilde yürüyüşler yaptım bebeğimle, temiz havayı kokladım. Ağladım yine zaman zaman, sinir krizleri geçirdim ama tek başıma değil bu sefer, eşimin dizinde… Yani diyeceğim o ki lohusa kafasıyla aynaya baktığınızda kendinizi görün, gerçek kendinizi... O sadece “Hadi yapabilirsin” telkini bekliyor. Orada yeni anne olmuş, silkelenmeye ihtiyacı olan bu kadına güç verin. Size en çok yine siz yardım edebilirsiniz…