Bu hikaye karizmatik, entellektüel ama pek de yakışıklı sayılmayan bir adamla, aptal sanılan sarışın ama enfes güzel bir kadının hikayesi değildir. Sanıldığı gibi "yüksek bir zekanın ve güzel bir bedenin" buluşması hiç değildir. Bu; iki yaralı kalbin, iyileşmeyi birbirlerinde bulacakları umuduyla birleşmelerinin hikayesidir.
 
Oysa bir yaralı kalbin iyileşmeyi bir başkasında bulduğu nerede görülmüştür?
 
Tabii ki bunu farketmeleri uzun zaman almaz. Gerçek dışı bir beklenti içinde olduklarını anladıklarında da birbirlerini öfkeyle daha da yaralamaya başlarlar. Ama bir yandan umudun tükenmesi ve vazgeçmek de zordur.
 
Tanıştıkları andan itibaren, yıllarca görüşmedikleri zamanlarda bile birbirlerinin aklından çıkmamışlardır. Bu dönemde Arthur evlidir. Marilyn'de sevgili listesine yenilerini eklemektedir. Ancak evinin duvarına  Arthur'un bir resmini asmıştır. Arthur'a bir mektubunda bundan bahseder ve; "İnsanların çoğu babalarına hayranlık duyar, ama ben böyle birisiyle hiç karşılaşmadım. Hayran olacağım bir insana ihtiyacım var" der. Marilyn'in mektuplarında bile onun kokusunu aradığı halde, evliliğini tehlikeye atmaktan korkan Arthur'un cevabı nettir; "Eğer gerçekten hayranlık duyacağın birine ihtiyacın varsa, bu neden Abraham Lincoln olmasın?" Marilyn, Arthur'un bu dediğini yapar. Lincoln'ün resmine Arthur'un yanında yer açar. Ama elbette ilerleyen zamanlarda Arthur'da Marilyn'in isteğini yerine getirecek ve onun kahramanı olacaktır. Eşi ve çocuklarını terk etmek pahasına.
 
Büyük bir aşkla evlenirler. Ancak evlendikten hemen sonra birbirlerine yabancılaşırlar. Çünkü Marilyn Monroe ile evlendiğini düşünen Arthur Miller, Norma Jeane ile karşılaşınca büyük bir hayal kırıklığına uğrar. O gerçek bir şaheserle evlenmişken bu kırılgan, zavallı, ürkek kuş Norma'da nereden çıkmıştır? Oysa Arthur çocukluğundan beri kendini önemsiz, sıradan ve azınlık hissetmiş ve bir starla evlenerek, yaralı narsizmini onarmak istemiştir. Elbette kendisi de Pulitzer ödüllü bir yazardır artık. Ancak asla Marilyn'in ona sağladığı ilgiyi elde edememiştir. Marilyn ise söylediği gibi hayatı boyunca hayranlık duyacağı kurtarıcıyı aramıştır. Ağır düzeyde ruhsal hastalığı olan annesi tarafından yetiştirme yurduna bırakılmış, oradan defalarca bakıcı değişikliğine ve tacizlere uğramış, babasını hiç tanımamış ve hayatına giren herkes onu terk etmiştir. Dış görüntüsü Marilyn Monroe, ruhu Norma Jeane olarak yaşamaktan kurtulamayacaktır. Aradığı kurtarıcı bu durumda asla Arthur değildir. Çünkü o "Marilyn Monroe" için gelmiştir. Norma Jeane yine yapayalnızdır. Aynen ardında bir sürü şaibeler bırakarak yatağında ölü bulunduğundaki kadar yalnız.
 
Arthur, Marilyn'in ölümünden sonra onun hakkında çok az konuşmuş ve yazmıştır aslında. Ancak bir otobiyografisinde der ki: "Ona yardım edebilmek ve kurtarabilmek için ne kadar çabaladıysam da, hiçbiri sonuç vermedi. Hiçbirşey onu mutlu etmeye yetmedi". Arthur'un gözden kaçırdığı en önemli şey, o da herkes gibi bir başkasının iyileşmesi için çabaladığını zannederken, aslında kendi eksiklerini bir ötekiyle tamamlamaya, kendi yaralarını onarmaya uğraşıyor ve başaramadıkça ötekine daha da zarar veriyordu.
 
Arthur'un nikah yüzüğünün arkasına yazdırdığı "şimdi ve sonsuza kadar" gerçek olmuştur. İkisi de o anda kalmışlardır aslında. Sonrası sonsuzluk adı verilen bir kara delik.
 
Bu sarsıcı ve tutkulu ama yok edici ilişkide umuda dair tek bir ışık görülür; Marilyn düğün fotoğrafının arkasına "umut, umut, umut" yazmıştır. Hepsi bu...