Pazar

03.12.2017 - 01:30

Medyada Elçi davası

Sitene Ekle
Medya Analizi  |  Belma Akçura okur@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Milliyet’te 200’ün üzerinde Tahir Elçi soruşturmasına ilişkin habere yer verildi. Gökçer Tahincioğlu onlarca kez yazdı. Okur hâlâ “Niçin haber yok?” diyorsa, bu davaya hukukun çözüm üretememesinden olabilir mi?

Medyanın önünde; soruşturma, yargılama ve delil toplama yöntemleriyle yargı bağımsızlığını tartışmalı hale getiren pek çok dava var. Hukuka aykırı dinlemeler, aramalar, yok edilen deliller, saklanan kamera kayıtları, sorunlu gizli tanık beyanları, suçlamalarla örtüşmeyen iddianameler… Bunların hepsi üzerinde düşünülmesi ve araştırılması gereken konular. Ancak kamuoyunun doğru bilgilendirilme hakkını korumakla yükümlü olan medya bu davaları ya tamamen reddeden bir duruş sergiliyor ya tamamen sahipleniyor. Ya da gerektiği gibi araştırmıyor… 

Basın mensuplarının gözünün önünde öldürülen Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi davası böyle bir dava ve kamuoyu medyanın bu davaya yeterince önem vermediği düşüncesinde. Elçi’nin anma töreni haberlerini okuyan ancak davanın hangi aşamada olduğunu bilmediğini söyleyen bir okurumuz, Milletvekili Meral Danış’ın Meclis’e sunduğu Tahir Elçi cinayetine ilişkin soru önergesini medya mensuplarına uyarlamış. Kısaca şöyle diyor:

“Medya olarak Tahir Elçi soruşturması hakkında ne biliyorsunuz? Aradan iki yıl geçmiş olmasına rağmen soruşturmada ilerleme kaydedilmemiş olmasının sebeplerini araştırdınız mı? Olayın olduğu gün keşif yapılmamış, olay anına ilişkin görüntülerde
13 saniyelik kesintiye ilişkin bir inceleme yapılmamasının gerekçesini yetkililere sordunuz mu?  Kamera kayıtları ve hafıza kaydının alınmasına yönelik taleplerin neden reddedildiğini biliyor musunuz? Araştırmacı gazetecilerden çok köşe yazarı var. Bilgi yok bütün gazeteciler artık sadece fikir üretiyor. Peki, Elçi cinayetinin titizlikle yürütülüp yürütülmediği konusunda bir fikriniz var mı?”

Okurların önyargısını kırmak kolay değil

Okurların önyargısını kırmak kolay olmuyor. “Manşete taşınmayan konu haber değildir” algısının önüne geçmek zor. Dolayısıyla öncelikle Milliyet arşivini taradım… Sadece Milliyet’te son iki yıl içerisinde Elçi cinayeti üzerine 200’ün üzerinde haber yapılmış. Elçi suikastına ilişkin bütün bu soruları soran, köşesine taşıyan, davanın takipçisi olan ve elbette araştıran gazeteciler de var.

Milliyet’te “Yüzleşme” başlıklı köşesinde Gökçer Tahincioğlu’nun haberleri bunun en iyi örneği. Kamuoyunu ilgilendiren neredeyse bütün davaların takipçisi olmuş, araştırmış incelemiş ve köşesine taşımış. Tahincioğlu, son iki yıl içerisinde sadece Tahir Elçi cinayetine ilişkin, soruşturma ve dava sürecindeki aksaklıklarıysa onlarca kez köşesine taşımış. Tanık beyanları alınırken polislerin isimlerinin tutanağa yazılmadığını, keşfin olaydan tam 110 gün sonra yapıldığını, bilirkişi raporunun tıbbi belgeler, otopsi bulguları, fotoğraf ve videolar dosyada olmadan yazıldığını hatırlatmış…

Atış istikametindeki polislerin ifadesinin neden şüpheli sıfatıyla alınmadığına ve avukatlara verilen görüntülerdeki bazı bölümlerin neden kesilmiş olduğuna yanıt verilmediğini de sorgulamış. Farklı soruşturma dosyalarından, kumpas davalarında üç ayrı itirafçının ifadelerine kadar dosyaları incelemiş... Şimdi soralım…

Bir okurun Tahir Elçi’nin öldürülmesine ilişkin araştırarak, sorgulayarak, hatırlatarak yapılan bütün bu haberleri görmeden gazeteyi eleştirme hakkı var mıdır?  Acaba okurda bu algıyı yaratan, gazetecilerin defalarca sorduğu sorulara, yetkili makamların tatmin edici yanıtlar vermemesi olabilir mi?  

Bir övgü BİR YERGİ

Arjantinli 74 yaşındaki sanatçı Marta Minujín, dünyanın dört bir yanından toplanan 100 bin yasaklı kitaptan Yunanistan’daki Parthenon Tapınağı’nın tam boyutlu devasa bir replikasını yaptı. Baskılara karşı tepkiyi sembolize etmek için… Eserin 1933 yılında Nazilerin 2000 kitabı yaktığı Almanya’nın Kassel kentindeki Friedrichsplatz’da yer alması, ortak toplumsal bilinci yaratması ve gelecek kuşaklara sansürün boyutunu göstermesi açısından da önemli bir haber. Bazı ülkelerde yasaklanan kitapların birçok ülkede satılması, kütüphanelerde bulundurulması, ödüllendirilmesi müthiş bir ironidir. Bir dönem yasaklanan kitapların bir başka dönemde liste başı olması da…Arjantin’de yasaklanan “Küçük Prens”, Çin’de yasaklanan “Alice Harikalar Diyarı’nda” gibi... Dünyanın sansürünü, yasağını meydanlarda bir anıtla yıkmak...

Geçtiğimiz hafta 1990’lı yıllarda medyanın Süryanilere yapılan baskıları görmemesinin vahim sonuçlarını hatırlatmış, benzer olayların yeniden yaşandığına ilişkin haberlerin bazı internet siteleri ve Agos gazetesinde çıktığını belirterek medyanın bu olaya yer vermemesini eleştirmiştim… Haber T24’de de Nurcan Baysal imzasıyla çıkmıştır. Dikkatimden kaçan bu konu nedeniyle özür dilerim. 

HAFTANIN FOTOĞRAFI

Deutsche Welle Türkçe’den Katrin El Minawi, Mısır’da Manar el Mokadem adlı bir dansçının kurs açtığını, kadın sünneti ve zorla evlendirilmenin yaşamın parçası olduğu ülkede binlerce kadının direk dansıyla muhafazakar yapının dışına çıkmaya nasıl çabaladığını görüntüledi. Kapalı bir toplumdaki baskılara göğüs geren hem Mokadem hem de bu haberi fotoğraflarla ölümsüzleştiren Minawi kutlanmaya değer… 

©Copyright 2017 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.