PazarRSS
26.08.2012 - 02:30

Meis adası

Sitene Ekle
.  |  İlber Ortaylı Tüm Yazıları »

Meis Adası’na Kaş’tan tekneyle Eminönü-Kadıköy seferi kadar bir sürede ulaşılıyor. Biz 30 yıl evvelki Kaş’ı betonlaştırdık ama dış dünyaya Kaş üzerinden bağlanan Meis’te her şey sıkı denetim altında

Biz Meis diyoruz, Yunanlılar Meges, etrafındaki küçüklerin içinde en büyüğü göya bu. Avrupa Castellorizo diyor. Venediklilerin üs olarak kullandıkları kaleden kalma bir isim ve bugün resmiyet de kazandı. Aslında kaleyi haçlı seferlerinden sonra teşekkül eden savaşçı rahip tarikatı (Saint Jean Şövalyeleri) kullanmış, merkez üs Rodos’a çok yakın. Kaş’ın hemen karşısında yer alıyor. En aheste deniz aracıyla bile yarım saatte ulaşılıyor. Yunan anavatanın en doğu ucu diyorlar. Ada ruhani bakımdan doğrudan İstanbul Fener Patrikhanesine bağlı, nüfus kışın birkaç yüz. Yazın kalabalıklaşıyor.

Avustralya’ya kadar yaşamlarını uzatmış hemşehriler adaya geri dönüyorlar. Suyu bir yerlerden geliyor, tarihi sarnıçların yetmediği belli, sebze-meyve Kaş’tan, havaalanı var. Haftada iki kez Rodos’tan gelen geminin uğradığı bir köy bu, dış dünyaya Kaş üzerinden bağlanıyor. Kaş’a göre turistin paralısı buraya, benim Romalı dostlarım Spadafore’ler gibi, adada yazlıkçı küçük İtalyan kolonisi de var.

Kaş ne yapsa aynı turist kitlesini çekemez. Çünkü 30 yıl evvelki sempatik Kaş’ı betonlaştırdık. Meis (Castellorizo)’te ise herhangi bir şey ilave edilmesi bile yasak. Eski binaların restorasyonu ve sıvası çok sıkı denetim altında. Serbestçe yapılabilecek tek şey ağaçlandırma. Son krizden sonra harcamalar bizim tarafa göre yarı yarıya ve adaların müşterileri Castellorizo’da dahil daha ziyade Türkler; şimdilik her iki tarafta da bir memnuniyet havası var.

Castellorizo Yunanistan’a 1948 de katılana kadar Türkler sonra Venedikliler sonra gene Türkler sonra 1915’te doğu Akdeniz’i kontrol etme gerekçesi ile Fransızlar, nihayet İtalyanlar ve harbin sonunda da İngilizlerin işgali ile renkli bir tarih yaşamış. Alışılmış ulusçu Yunan tarihçiliğinde adalardaki Osmanlı hakimiyetini baştan kara ele almak adet idi, son on yıldır Osmanlı araştırmalarında uyanan ilgi ve genç Yunanlı tarihçilerin ustalaşması üslubu değiştirdi. Şimdi herhangi bir kitabı aldığınızda; adadaki idarenin Demogerentos “İhtiyarlar Kurulu”na ve merkezden gelen yöneticilere bırakıldığını yazdıklarını görürsünüz. Osmanlı dönemindeki özerk yönetimden söz ediyorlar, adanın imtiyazlı yönetiminden söz ediyorlar. Maktu denen belirli miktardaki vergiyi kurul toplardı. Eğitim ve ruhani işler ve kiliselerin cemaatinin yönetimi patrikhaneye tabi idi. 1910’da İkinci Meşrutiyet döneminin artan merkeziyetçiliği dolayısıyla adadaki bazı imtiyazlar kaldırılmaya ve mecburi askerlik hizmeti getirilmeye çalışılınca galiba adalılar ilk gerçek ayaklanmayı göstermiş ve bu uygulamalardan vazgeçilmiş.

Bugünün Castellorizo’su

Bugün Meis (Castellorizo) Adası’na Kaş’tan bindiğiniz tekneyle Eminönü-Kadıköy seferi kadar bir sürede ulaşıyorsunuz. Karşınıza çıkan körfezin yani limanın girişinde adaya adını veren küçük haçlı kalesi ve karşıda “katoukia” denen uzun patika yol ile tırmanılan manastır ilk göze çarpanlar. Bunların arasında asıl ilginç olanı limandaki cami; 1169 hicri 1755 tarihli, bu 18’inci asır camii ilk elde buraya yerleşen küçük yeniçeri birliğinin ve ticaretle uğraşanların uğrak yeri olmalı; bugün müze. Adada sağda solda tıpkı Kaş’ta olduğu gibi Likya kaya mezarları var ve aynı eski kıyı kasabası Kaştaki gibi (bugün betonlaştığı için kaybolan) iki-üç katlı sempatik evlerle şehrin manzarası tamamlanıyor. Limandaki balık lokantasında hizmet eden aile üyelerinden biri belediye meclisinin de üyesi. Avustralya’dan gelen Kostas, Kaz Bar’ı işletiyor, İtalyan işadamlarından biri ve adalı eşi Konstantina limanın en gösterişli evine sahip.
Adada öğleden sonra tatlı bir rüzgar eser (Meltemi), adayı yaşanır hale getiriyor. Bitki örtüsü hafif ağaçlandırma dışında ada çorak.

14 Ağustos gecesi adanın en bilinen olayı Panagiria yortusu için şehir meydanında bir eğlence vardı, belediye bir tezgah kurmuş, meşrubat, bira, su ve şiş kebap dağıtıyor, tezgahın arkasında adanın sempatik Belediye Başkanı Pavlos Panagiris şef garsonluk yapıyor. Meydanda horon dönüyor, papaz bir köşede ve herkes orada, İtalyan prensesi Ascania, adadaki birliğin albay ve yarbayı ve eşleri, öbür adalardan gelenler hepsi bu çemberin içinde; çeşitli katmanlar el ele dans ediyorsa ve bedava bira buldum diye Taksim Meydanı’na gelenler gibi cıvıtmıyorlarsa; bazı şeylerin elli yıl ilerde olduğunu düşünmek gerekir. Sadece monoton bir müzikle el ele tutuşup horon yapmakla kalmadılar, bizim harmandalına, çiftetelliye benzeyen dansları adanın okumuşu da balıkçısı da ortaya çıkıp mükemmel yaptı, komşular kadını erkeği ile folklorlarını mükemmel yaşatıyorlar. Bizde kaybolan Karagöz de öyle. Karagiozis tıpkı bizim 18’inci asrın Karagözü gibi toplumsal ve siyasal bir tenkit aracı olarak devam ediyor. Bunu bizim de sürdürmemiz gerekirdi.
İtalyan dostumuz Ascania “Şimdi Madam Merkel bu eğlenceyi görse ‘Verdiğimiz paraları saçıp savuruyorlar’ derdi, aklı o kadar işte” diyor, haklı. Horon çekenlerin arasına bir ara ben de katıldım, demokrasi kültürü için çok ciddi kurumlar ve gelişmeler lazım, ama hep bir arada edepsizlik yapmadan horon çekmeyi bilmek de gerekli bir adet,
o akşam bunu gözledim. Komşudaki kriz burada yok
ama orada olan çevreyi
koruma, yaşamayı bilmek gibi bazı şeyler de yok. n

©Copyright 2012 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.