Sevgili Pembenar Okurları;

Bazen kendimizi en iyi anlatma yöntemi yazmaktır. Üzülürüz yazarız, seviniriz yazarız, bazen konuşurken ifade edemediklerimizi yazarken daha iyi ifade ederiz. Bazen de sadece kendimizi bulmak için yazarız... Yaşarken fark etmediklerimizi, yazarken anlarız. Yazmak içe açılan bir kapı gibidir; adeta bir kapıyı aralar, içeride aslında hiç fark etmediğimiz şeyler ile karşılaşırız. İnsan hayata hep bir anlam bulmaya çalışır. Yaşadığı her şeyin ardında başka bir başka gerçek yattığını düşünmek ister. Kimimiz için bu anlam yazmak, kimimiz için resim yapmak, kimimiz için ise dans etmektir. Bu anlar varoluş ile bütünleşebildiğimiz eşsiz zaman dilimleridir. Bugün sizlerle, profesyonel hayatına ekonomist olarak başlamış, şimdi ise kariyerine yazar olarak devam eden, kendi anlam arayışında yazmayı bir tutku haline getirmiş Meltem Kaynaş ile yaptığım röportajı paylaşıyorum.
Kendi yaşam yolculuğunda sevinçleri, kırgınlıkları, umutları, kısacası gönlünün titrediği her şeyi dobra dobra yazan Meltem Kaynaş Kazezyılmaz ile Gönül Titredi, Kalem Yazdı kitabına dair keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Öyle ise buyurun röportaja geçelim.
 

Meltem Kaynaş Kazezyılmaz kimdir?

İstanbullu bir ailenin ikinci ve son çocuğu olarak, 1968 yılında İstanbul’da doğdum. Babam, Türkiye’nin ilk televizyon fabrikası olan Nevtron’un Teknik Müdürü’ydü. Annem ise ev hanımıdır. Bir ağabeyim var, o da İstanbul Kültür Üniversitesi’nde Öğretim Üyesi.
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat Bölümü’nden mezun olduktan sonra, bir holding kuruluşunda iş yaşamıma başladım. Planlama, bütçe, finans ve projeler alanlarında 24 yıl görev yaptıktan sonra emekli oldum. Çalışma yaşamım sürerken; İstanbul Kültür Üniversitesi Yönetim Ekonomisi Bölümü’nde yüksek lisans eğitimimi tamamladım. “Mantıksal Olmayan Tüketici Davranışlarını” incelediğim bir yüksek lisans tezim bulunmaktadır.
Bir siyasi partinin farklı kademelerinde dört yıl görev yapıp, MYK üyesi ve milletvekili adayı oldum. Bu sürede; siyaset, ekonomi, din ve tarih konularında pek çok faaliyete katıldım.
Öğrenciliğinden itibaren 3-4 yıl, Klasik Türk Müziğiyle ilgilendim.
Yıllarca biriktirdiklerimi, yaşama dair imbikten süzebildiğim tecrübelerimi, diğer insanlarla paylaşabilmek adına yazmanın, benim için çok isabetli bir yol olduğuna inandığım için, şu an çeşitli kanallarda amatör yazarlık yapıyorum.
Halen; Milliyet Blog (www.blog.milliyet.com), ve dijital platformda bazı haber sitelerinde yazılarım yayınlanıyor.

Yazı hayatına nasıl başladınız?

Yazı yazmak, 2005 yılına kadar üzerine ciddiyetle eğilmediğim bir uğraş olsa da, öğrencilik yıllarımdan beri yazı yazmayı çok severim. Kompozisyon, en sevdiğim derslerden biriydi.
2005 yılında kurulan bir siyasi parti organizasyonu içine girişimle beraber, yazı yazmak gittikçe daha da önem kazandı benim için. İlk amatör yazılarıma, parti organı olan “Çağdaş” gazetesiyle başladım.
Sonrasında, düşüncelerimi paylaşmanın ve iyi, güzel ve doğru adına inandıklarımı insanlara ulaştırmanın; konuşmaya göre daha kalıcı bir yolu olduğunu görmek, beni yazı yazmaya daha çok yaklaştırdı. Bu bağlamda, dolaylı da olsa ben ve benim gibi pek çok arkadaşımın yazıyla daha fazla ilgilenmesine zemin hazırlayan, Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk hocamı rahmet ve şükranla anmak isterim.
Parti tecrübemin ardından, eğitim sevdalısı gönüldaşlarımla birlikte yaptığımız beyin fırtınalarının ürünlerini, bazı dijital platformlarda ve Facebook gruplarında yazarak, sevgi okyanusuna bir damla katmaya çalıştım.

Aslında ekonomistsiniz. Ancak daha çok hayata dair yazılar yazıyorsunuz. Bunun sebebi nedir?

Bina çökerken cam silmenin anlamı yoktur. Ben bugün yaşadığımız sorunların en temel nedeni olarak, insan faktöründeki bozulmayı görüyorum. Kısaca ahlak çöküşü yani! Her ne kadar kimileri en temel derdimizin salt ekonomik olduğunu düşünse de, bence en temelde yatan sorunumuz ahlak zafiyetinden kaynaklanıyor. Elbette ekonomik sorunlarımız yok değil. ‘Deveye sormuşlar boynun niye eğri’ misali!
Her konunun muhatabı insan olduğu için, ekonominin de insan yüzü, benim daha çok ilgilendiğim alan oldu. Zaten yüksek lisans tezimi de İktisat Biliminin yeni yeni gelişen alt disiplini olan Davranışsal İktisat konusuyla ilgili seçtim.
Her türlü derdin tetikleyicisi insandaki yozlaşma aslında.
Kurtuluş mücadelesinin verildiği yılları düşünün. İnsanımız yoksulluktan kırılıyordu ama, o yoksulluğa rağmen koskoca bir Cumhuriyet inşa oldu. Tertemiz yürekleriyle, hep birlikte kurtuluş inancıyla, tek yürek oldular. Kimse fırsatçılık derdinde değildi! Ben kurtulayım gerisi ne olursa olsun demediler! Öyle bir toplum olursanız, yaratıcı da ödül olarak Atatürk gibi lider yollar o topluma. Siz baklava olun, kaymak gelir üstüne yani!
Tabi, bu durum eğitimle doğru orantılı. Neden eğitim “sistemimiz” bir türlü iflah olmuyor? Eğitim düzelirse insan kazanılır. Ama öncesinde bunu istemek lazım.
Ha, bu arada yazarken illa ki şu konuda yazayım diye bir derdim de yok! Hangi olay, hangi konu beni yazmaya sevk ederse, gönül telimi en çok ne titretiyorsa onu yazıyorum. İş ki, insanın bir derdine derman olsun, farkındalık yaratsın yazdıklarım. Tek derdim insan çünkü. Ondan daha kıymetli, onun derdinden daha önemli ne var?

Uzun süredir köşe yazarı olarak dijital bir platformda yazmaktasınız. Yazılarınız son derece dobra, tepki almaktan korkmuyor musunuz?

Yapı itibariyle doğru bildiğini, inandığını net ve açık bir şekilde dile getiren biri olduğumu düşüyorum. Dobra yazdığımı düşünmenize sevindim. Çünkü içimden ne söylemek geliyorsa samimiyetle onu ifade ediyorum genellikle. Kimseye hakaret etmemek, kimseyi incitmemek kaydıyla inandığımı dile getirmezsem, öz benliğime zulmetmiş olurum zaten!
İnsanın yaratıcısından başka hiç kimseden bir beklentisi yoksa, bir de sözleri yüreğinden kopuyor ve samimiyse söylediklerinde; kimden, niye korsun ki? Tabi ki benimle aynı görüşü paylaşmayanlar da olacaktır, ki var da zaten! Ama farklı düşünüyoruz diye düşman olacak halimiz yok elbet! Farklılıklarımız çeşitlilik yaratır bizi besler, zenginleştirir. Ben terazimin bir kefesine aklımı diğer kefesine de vicdanımı koymaya gayret ediyorum daima. Eleştiriler akıl ve vicdan ölçüsünde olduğunda, ciddiye alırım. Aksi olursa da, Allah herkesin yolunu açık etsin ne diyeyim.

İlk eseriniz Gönül Titredi, Kalem Yazdı ile okurlarınıza ne anlatıyorsunuz?

Gönül Titredi Kalem Yazdı, evet benim ilk kitabım. Dilim döndüğünce yazdıklarımı, deneme tadında kitaplaştırdım. Okuyucular eliyle sevgi okyanusuna damlamasını bekliyorum şimdi.
Diyorum ki; hepimiz, yaşam denilen yapbozun bir parçasıyız. O bütünün hangi parçası olduğumuzu keşfedebilmek ve varlık yapımıza uygun iş üretmek eksik olan parçayı yerine koymak demektir. Koyamazsak insanlık resmi tamamlanmaz çünkü. Her şeyden önce kendimize olan borcumuzu yerine getirmektir bu.
Hayat serüvenimiz içinde, kendimize karşı olan borcumuzun dışında; birbirimize karşı da sorumluluklarımız var elbet: Hatırlatıcı olmak, uyarıcı olmak gibi… Hatırlatmak, güzel yürekli aklı işleyen kişilere yarar sağlar çünkü.
Ben, iyi ve güzel adına, sevgi adına ne biriktirdiysem, bunları gönlümün imbiğinden süzüp bir lokma emeğe dönüştürdüm, kısmet olursa devam etmeye de niyetliyim…
Tek derdim var benim. Bugün insanlığın çektiği acıları bitirecek tek çare var: Doğuştan özümüzde olan, ama insanlaşma sürecince ben de dahil kaybettiğimiz; bildiğimizi sanıp da nasıl bir şey olduğundan haberimizin dahi olmadığı “sevgiyi” yeniden hatırlamak ve hatırlatmak. Ne varsa oralarda çünkü. Onun menziline girebildiğiniz sürece insan, insan olmaya başlar. O zaman ister istemez sorunlar azalır.
Yazarken bazen kızdım, bazen üzüldüm, bazen coştum… Kitabın adından da belli olduğu üzere, gönlümü titreten her şey orada mevcut. Karşılıksız sevgiyi öğrenmek adına inandıklarımı, öğrenebildiklerimi yazıya döküp paylaşmak istedim. Her kelimesi inandıklarım ve gönümün titreşimleri… Ben keyif alarak yazdım, umarım okuyan da keyif alarak okur. Bir kişinin vicdanında bir kibrit çakabilirsem, ne mutlu bana. Kitap amacına ulaşmış olur.

11-12 Kasım tarihlerinde okurlarınız ile Tüyap Kitap fuarında, imza gününüzde buluşacaksınız. Sizin için nasıl bir his?

Son derece heyecan verici bir his tabi ki. Benim için önemli bir tecrübe olacak bu. Dijital platformda yazınca, okuyucularınızı göremiyorsunuz haliyle. İnşallah burada onlarla göz göze gelebilecek olmak, çok daha güzel. Tabii gelirlerse
Kitabıma ilgi gösterip, düşüncelerimi paylaşabilmem için bana bu ortamı sağladığınız için, ben de size çok teşekkür ediyorum Tuvana Hanım. Başarılar diliyorum size.

 

Marka danışmanlıkları ve eğitimler hakkında bilgi almak, öneri ve görüşlerinizi bildirmek için  bana aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz.

 

Marka Danışmanı

Tuvana Eroltu

Instagram 1: tuvanaeroltu