Her yeni gün yeni umut demektir. Yeni güne, yeni umutlara, geleceğe merhaba!

 

Birçok kişide olan bir sorun vardır: Umutsuzluk. İstediğimiz o an gerçekleşmedi mi? Eyvah! Tehlike çanları çalıyor demektir. Hemen bir hayal kırıklığı hemen bir umutsuzluk, çaresizlik alır götürür bizi… Hayata küseriz. Kapatırız kendimizi. Depresyon da derler bir tık ötesine… Hiçbir şeyden zevk almama dönemi başlamıştır artık. Neden mi? Çünkü her şey üst üste gelmiş ve bizi çok yormuş. Hayatımız yolunda gitmiyor (ki aslında yolunda giden hayatımız var, gitmeyen hayallerimiz).

 

Bir hayat çizdik kendimize ve başrol biziz. İstediğimiz gibi oynuyoruz. Doğrusu, oynamak istiyoruz. Belki başka gördüğümüz hayatlardan belki dizi/filmlerden ya da okuduğumuz kitaplardan… Görüyoruz, özeniyoruz biraz da… Bende de olsun diyoruz. Bizim olmayan hayata ulaşmaya çalışıyoruz. Ama unutulan bir şey var: O hayat bizim değil!

 

Herkesin bir yolu vardır gittiği… Kimi tozpembe yaşar hayatı (ki bazen de dışarıdan öyle görünür; içi beni dışı seni yakar misali), kimi ise diplerde çukurlardadır… Bazen özenilen hayat sana iyilik getirmeyecek olandır. Bilemeyiz…

 

Senin hayatın en doğru hayattır. Seçimlerin ise en doğru seçimler. Yaşadığın hayat senin. Sen istediğin için öyle. Bir tık öteye de gidebilirsin, bir tık geriye de… Bu da senin seçimin… Bazen istediklerin mutluluk getirmeyecektir onun için ne kadar istesen de gerçekleşmeyecek hayallerin olacak… Varsın olsun… O an ne yapmak ne yaşamak istiyorsan onu yaşayıp gerisini boş vereceksin… Carpe diem… Anı yaşa… Bırak hayat getirsin sana iyiyi de kötüyü de… İyi karşısında değişmeden durmayı da bil, kötü karşısında dirayetli olmayı da… Hayat… İyisiyle kötüsüyle bizim… Mutluluk da acı da gerek bazen… Acıyı hiç yaşamasaydık mutluluğun kıymeti olur muydu? Yahut hiç acı olmasaydı mutluluk diye bir şey var olur muydu? Acı da mutluluk da birbirinden ayrı düşünülemeyecek duygular… Önce acı sonra mutluluk ya da tam tersini yaşayabiliriz. Ama acıyı, dibi gördükten sonraki yaşanılan zafer çok daha mutluluk verici olur…

 

Unutmamak gereken bir şey de; boğulmaya başladığın denizde, hızla batarsın. Batmak ölümü getirir aklına, önce çırpınırsın baktın ki çırpınmaların daha çok batırıyor seni “işte şimdi her şey bitti” dersin. Ve güzellikler her şey bitti dediğin anda başlar. Batmışsındır. Dibe kadar batmış… Ama en dibi gördüğünde sert bir zıplayışla tekrar çıkarsın. Hem de öyle bir çıkarsın ki o batmışlıktan, hırsla, inançla… En tepeye kadar çıkarsın. Zirveyi görürsün. Batsan da dibe de çöksen hala hiçbir şey bitmiş değildir. Bu deniz örneğindeki gibi bazen de batman gerekir en tepeye çıkabilmek için. Batman ve çıkmak için çabalaman gerekir. Sonra öyle bir adım atarsın ki sen bile inanamazsın kendine…

 

Akış önemlidir… Akışa bırakmak gerekir… Baktın olmuyor bakma o yöne, yönünü değiştir. Bir de öyle dene… Ama vazgeçme istediğinden ve inandıklarından…

Bir gün istediğin hayatı yaşayacaksın. Ama bir de şöyle düşün istediğin hayat ya senin hayatın değilse…

 

İçinde bulunduğun anı sev. En güzel an, yaşadığın şu an… Sevdiklerin yanındaysa boş ver kalanını hiç düşünme… Hayatta en önemli şey sevdiklerinle birlikte huzur dolu olmak. Huzurun varsa tamam, gerisini çok da düşünme. Maneviyat tam olsun kalanı kendiliğinden gelecektir…

 

Önce iç huzurumuzu bulalım. İç huzura kavuşalım… Elimizdekilerin kıymetini gidince değil elimizdeyken anlayalım… Ufak tefek sorunlara takılmaktansa geniş çerçevedeki durumumuza odaklanalım. Genişten bakıldığında sorun yoksa çok da takılmayalım…

 

Sağlık her şeyden önce gelir, sağlık içinse huzur gerekir…

 

“Merhaba hayat” demek önemlidir. Hayatımıza merhaba deyip bazen de yeniden başlamak gerekir. Yeniden tanışırcasına… Merhaba… Merhaba güzel günler…

 

Bugünden itibaren bambaşka bir ben bambaşka bir sen olsun… Yeni güne yeni umutlarla…

 

Stresten sıkıntıdan uzak, huzur dolu bir hayat dilerim...

 

Sağlıcakla kalın…