Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı şu ara dünya üzerindeki ender iyimser Başkanlardan biri olsa gerek. Perşembe günü yaptığı “enflasyon raporu” sunumunda resmen yüreklere su serpti.
İki haftadır kıpırdanan döviz piyasasına istenen ipucunu verdi. Bu kur seviyesi makuldür demeye getirdi. Tabii ki Merkez Bankası’nın bir kur hedefi yok ama bir “kur temennisi” var anlaşılan. Anladığım, dolar 1.70’in üzerinde enflasyonu kıpırdatabilir, 1.65’in altında da rekabet gücünü zayıflatır. Buralar iyidir...
Hemen akabinde döviz piyasasında satışlar yoğunlaştı. Ne de olsa masadaki en büyük oyuncu rengini belli etmişti.
Daha da önemlisi ne hane halkının ne de sanayi şirketlerinin pek bir açık pozisyonu olmadığını söyledi Sayın Başkan. Ticari şirketlerse açık pozisyon risklerini bir şekilde yönetiyorlar şeklinde konuştu.
Tam da o sırada ekrandan geçen alt yazıda Rıfat Hisarcıklıoğlu, Merkez Bankası verilerine göre özel sektörün 150 milyar dolar borcu olduğunu belirtiyordu. 63 milyar doları finans sektörüne, 87 milyar doları reel kesime ait... Önümüzdeki yıl vadesi gelen borç miktarı da 58 milyar dolar.
Sayın Başçı ayrıca faiz arttırmaya pek niyetlerinin olmadığını vurguladı. Dışarıdan gelebilecek olumsuzluklara karşı hazırlıklı olduklarını belirtti. Ayrıca küresel sorunların da hal yoluna girmesini arzu ettiklerini söyledi.
Aynen şöyle dedi Sayın Başçı:
“Türkiye’de durum çok iyi, gidişat çok iyi. Durum çok çok iyiyken, içinde bulunduğumuz durumda bir takım risklerle karşı karşıyayız. Sıkılaştırıcı önlemleri aldık. Gerekirse destekleyici önlemleri de alırız. O yüzden fiyatlar, Türkiye’yi olumlu yönde ayrıştıracak şekilde gelişecektir.”
Sayın Başkan’ın elindeki veri setinin bizimkinden daha zengin, bilgi ve öngörü olanaklarının da bizimkinden çok daha nitelikli olduğunu düşünürsek “gidişat için gereksiz telaşlandığımızı” söyleyebiliriz. Ancak biraz dünyaya bakıyorsanız telaşlanmamak ne mümkün?
Yunanistan güle oynaya batmış... İtalyan tahvilleri son on yılın en yüksek faizine fırlamış... AB’de bütün yük Almanya ile Fransa’nın sırtına binmiş... ABD’nin temerrüt riski belirmiş... Eli ABD tahvili dolu Çin de dertlendi dertlenecek... Japonya’nın hali belli...
Böyle bir iklimde ayakta kalan birkaç “iyi“ ülkeden biri olmak iyi ama nereye kadar? Bizim bu iyi görüntüyü vermemizde kriz sürecinde piyasalara verilen 4-5 trilyon doların payı ne? Küresel köyün ağalarını etkileyen bu salgın bir şekilde gelip evimizi etkilemeyecek mi?
Bütçe açığını azaltırken son on yılda üç yüz milyar dolar cari açık vermiş olmak yeterince kaygı verici değil mi? Önümüzdeki iki yıl yine bu şekilde yüz milyar dolar daha yollayabilecek miyiz dışarıya? Bütün bu soruları sormak mı sakıncalı, sormamak mı?
Umarım Sayın Başçı haklı çıkar, olumlu yönde ayrışırız dünyadan, ben de kaygılandığımla kalırım. Bu ülkenin yakın tarihinde hep tersi oldu, bu sefer de “iyimser senaryo” gerçekleşsin isterim. Ama yine de o cahilce soruyu sormadan edemiyorum işte. Riskleri hafife alıyor olabilir miyiz?
Bul

Tarık Dursun K, 81 yaşını, Kocaoğlu ile kutladı...