Fransız Akademisi geçen hafta, Theophile Gautier Şiir Ödülü’nü Adıyamanlı şair Şeyhmus Dağtekin’e verdi. 1997’den beri şiirlerinin yüzde 80’ini Fransızca yazan Dağtekin, Milliyet’e, ele aldığı temalar, Kürtçe’den Türkçe’ye, Türkçe’den Fransızca’ya geçiş süreçlerini, dil ve kimlik sorunlarına bakışını anlattı.
Adıyaman’ın 300 nüfuslu, ilkokulun bile 1960’li yılların sonlarında geldiği bir dağ köyünde doğup büyüyen Dağtekin, ortaöğrenimini Adıyaman’da, yükseköğrenimini Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın-Yayın Yüksekokulu’nda tamamladı. Dağtekin’in Fransa’ya gidişi bu ülkede işçi olan ağabeyi sayesinde olmuş. 

Geçen yıl da ödül aldı

Dağtekin’in Fransızca yazdığı sekiz şiir kitabi var. Geçen yıl aldığı Mallarmè Ödülü ise Fransa’nın en önemli şiir ödülü sayılıyor. Şeyhmus Dağtekin “Okulsuz ve camisiz bir köyde büyüdüm. Kitap öncesi bir yaşam. Öğretmen kendi aramızda Kürtçe konuşmayı yasakladı. Çocukken bunu bir oyun gibi görüyorsun. Sorular sonradan geliyor. Bu işin mantıksız olduğunu, acımasız olduğunu düşünüyorsun. Ama çocukken bir travmaya yol açtı denemez” diyor.

Köyde sözlü edebiyat yok muydu?
Dili güzel kullanmak, dille oynamak vardı tabii. Dilin sadece konuşmaya değil, oynamaya, sevinmeye, ağıt yakmaya yaradığını köyde gördük. 

Şiire ilgi ne zaman başladı?
14-15 yaşlarında. Arada bir ben de yazsam diye içimden geçiriyordum. Kürtçe yazılamazdı. Kürtçe de yazılabileceğini çok sonra öğrendim. Ortaokul ve lisede Türkçe yazma isteği duydum. Güzel bir kız görmüşsün bir şeyler yazayım istersin.

Şimdi Fransızca yazmanızda Türkçe’nin zorla öğretilmesinin bir etkisi oldu mu?
Türkçe olmasa ben o köyde kalırdım. Beni o köyden çıkaran Türkçe oldu. Beni Adıyaman’a getirdi. İmam-hatip benim Adıyaman’dan çıkmamı sağladı. Her durak seni bir sonraki adıma taşıyor. İçimde öfke, kin veya benzer şeyler yok. 

Bir şairin dilini zenginleştirme işlevi de var. Anadilinize ihanet duygusu duyduğunuz oldu mu?
Öyle bir itiraz getirenlere kısmen hak veriyorum. Ama kısmen. Kürtçe’nin, Homer’i, Ciceron’u, İbni Arabi’si, Rumi’si, Dostoyevski’si, Marcel Proust’u yok. Ben de dilimi bu seviyeye çıkarayım diye düşünebilir insan. Ama ben Kürtçe okuyamıyorum. Yani ana dilimin ümmisiyim. Şu konuşmayı Kürtçe yapmam mümkün değil. İnsanlar anasından babasından devraldığı çorbanın, mutfağın yani kimliğin bekçisi gibi görüyor kendini. Ben bunların bekçisi değilim.
Fransızca zor olmadı
n Peki Fransızca yazma arzusu nereden geldi?
Kürt olarak Türkçe’ye geçmişim. Fransızca’ya geçmem zor olmadı. Ben Fransa’da olunca Kürt dağları için veya İstanbul’daki okur için yazacak değildim. Dile hâkimiyet kurunca Fransızca yazmaya başladım.
Ben şiire insanlığın ortak soluğu olarak bakıyorum. Ortak soluk Gılgamış’tan başlar, Borges’e kadar gelir. İnsani olan hiçbir şeyi kendi dışımda bırakmak istemiyorum. Kendimi (Mevlana Celaleddin) Rumi’yle Pink Floyd kırması olarak görüyorum. Ve bu kırmalığı sahipleniyorum.
n Türk şiirinde en fazla kimin etkisi oldu?
İkinci Yeni’yi okudum. Cemal Süreyya ve diğer tümü. Nâzım Hikmet’i iyi ki sonradan okumuşum. “Memleketimden İnsan Manzaraları”nı okuyunca birçok Nâzım sonrası şairin dramını anladım.
Önce okusam muhtemelen etkisinden çıkamazdım. Fransa’da Rimbaud sorunu var, buna benzer.